Türkiye’nin Kyoto Protokolü’ne taraf olması için ilk somut adım atıldı. Çevre Bakanı Eroğlu, protokole taraf olunması görüşünü içeren yazıyı Dışişleri Bakanlığı’ra gönderdi. Küresel iklim değişikliğiyle mücadele için hazırlanan protokolle Türkiye’de çok şey değişecek.

Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Dışişleri Bakanlığına, “Kyoto Protokolü’ne taraf olmanın kabul ve onaylanmasının uygun olduğuna” ilişkin yazı gönderdiğini söyledi.

Eroğlu, Milli Eğitim Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı ile İstanbul Deniz Ticaret Odası’nda imzalanan “Eğitimde İşbirliği Protokolü” törenine katıldı.Eroğlu, törende yaptığı konuşmada, geçen hafta pazartesi günü Küresel İklim Değişimi Komisyonu’nun toplandığını, burada KyotoProtokolü’nün tanınması konusunda müzakere yapıldığını söyledi. Eroğlu,”Dışişleri Bakanlığı’na, Kyoto Protokolü’ne taraf olmanın kabul ve onaylanmasının uygun olduğuna ilişkin yazıyı imzalayarak gönderdim. Bu karar hükümete gidecek, sayın Başbakan bunu değerlendirecek, sonra TBMM’ye sevk edilecek” dedi.

Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, “bu konuda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bilgisi olduğunu, konuyu ayrıca pazartesi günü kendisine arz edeceklerini” vurguladı.

Kyoto Protokolü nedir?
Kyoto Protokolü, küresel iklim değişikliğiyle mücadele etmek için, Birleşmiş Milletler’in 1997’de japonya’nın Kyoto şehrinde düzenlediği çevre toplantısında katılımcı hükümetler tarafından kabul edilen bir anlaşmadır. Protokole göre gelişmiş ülkelerin sera etkisi yaratan gazların salınımını 2008 – 2012 yılları arasında yüzde 5.2 düşürmelerini öngörüyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2001’den itibaren 84 ülke anlaşmayı imzaladı, 34 ülke onayladı. En son Rusya’nın 18 Kasım 2004’te katılmasıyla 90 gün sonra 16 Şubat 2005 tarihinde protokol yürürlüğe girdi. Ancak bağlayıcılığı olmadığı için bu anlaşma sonrasında gaz salınımlarında küresel bir düşüş gözlenmedi. Dünya’da tek başına sera gazı salınımının yüzde 25’inden sorumlu olan Amerika, ve yüzde 1,5’undan sorumlu olan Avustralya Kyoto Protokolü’nü imzalamayacağını duyurdu. Böylece prokotal işlemeye başlamadan büyük yara aldı. Çevreci Örgütler, başta Amerika olmak üzere gelişmiş ülkelerin Kyoto Anlaşması’na imza atmasını ve kurallarına uyması gerektiğini savunuyor.

Kyoto ilk değil
Hükümetler, 1992 yılında Rio’daki “Dünya Zirvesi”nde iklim değişimiyle mücadele etme kararı almışlardı. Bu zirvede, Birleşmiş Milletler İklim Değişimi Çerçeve Anlaşması hazırlanmıştı. Çerçeve Anlaşması, gaz salınımlarını sabit hale getirmeyi öngörüyordu fakat bağlayıcılığı yoktu. Bu anlaşma sonrasında gaz salınımlarında küresel bir düşüş gözlenmedi. Kyoto Anlaşması, BM İklim Değişimi Çerçeve Anlaşması’nın devamı niteliğinde. Anlaşmanın şimdilik bir bağlayıcılığı yok. Fakat Kyoto Protokolü’nü imzalayan ülkelerin yüzde 55’inin parlamentoları, anlaşmayı onaylarsa protokolün bağlayıcılığı olacak. Bağlayıcılığın boyotları ise henüz netlik kazanmadı. Anlaşmanın bazı esnek mekanizmaları da bulunuyor. Örneğin belirli oranda salınım ticareti yapılabilecek. Yani, bir ülke para karşılığında, az gaz salınımı olan bir ülkeden gaz salınımı yapma hakkı satın alabilecek. Bir diğer yöntem de, ülkeler, başka ülkelerin karbondioksit gazını yutan bir takıl projelere imza atmasıyla da salınım ticaretinden faydalanabilecek. (Ağaçlandırma, yenilenebilir enerji santralları gibi)

Koyoto ile neler değişecek?
Kyoto Sözleşmesi ile devreye girecek önlemler son derece pahalı yatırımlar gerektiriyor;

* Endüstriden, motorlu taşıtlardan, ısıtmadan kaynaklanan sera gazı miktarını azaltmaya yönelik mevzuat yeniden düzenlenecek.

* Daha az enerji ile ısınma, daha az enerji tüketen araçlarla uzun yol alma, daha az enerji tüketen teknoloji sistemlerini endüstriye yerleştirme, ulaşımda, çöp depolamada çevrecilik, temel ilke olacak.

* Atmosfere bırakılan metan ve karbondioksit oranının düşürülmesi için alternatif enerji kaynaklarına yönelinecek.

* Atmosfere salınan sera gazı miktarı yüzde 5’e çekilecek.

* Fosil yakıtlar yerine örneğin, bio dizel yakıt kullanılacak.

* Çimento, demir çelik ve kireç fabrikaları gibi yüksek enerji tüketen işletmelerde atık işlemleri yeniden düzenlenecek.

* Termik santrallerde daha az karbon çıkartan sistemler, teknolojiler devreye sokacak.

* Güneş enerjisinin önü açılacak. Nükleer enerjide karbon oranı sıfır olduğu için dünyada bu enerji ön plana çıkarılacak.

* Fazla yakıt tüketen ve fazla karbon üretenden daha fazla vergi alınacak.

kyoto2.jpg

Yine de dünya hükümetlerinin acil önlemler almakta bu kadar geciktikleri bir ortamda tek uluslararası müzakere zemini Kyoto Protokolü’dür. Protokolü ABD ve Avustralya’nın yaptığı gibi reddetmek, ağır bir inkar politikasının göstergesidir. Kyoto’yu imzalayan bir ülke olmak, en azından küresel ısınmadaki payını kabul etmenin ve önlem almaya başlamanın ilk adımı olabilir.

Türkiye’nin durumu
Türkiye çerçeve sözleşmenin imzaya açıldığı Rio zirvesinde Başbakan Süleyman Demirel tarafından üst düzeyde temsil edildiği halde sözleşmeye imza atmadı. Bir OECD ülkesi olduğu için çerçeve sözleşmenin Ek-1 listesinde yer alan Türkiye, sözleşmeyi imzalamak yerine listeden çıkmak için lobi yapmayı tercih etti, ne var ki Ek-1 listesinden çıkarılmadı, ancak 2001 yılında Ek-2 listesinden çıkarıldı (Halbuki yükümlülük altına girmek için ek-1’de olmak yeterlidir). Sözleşmeye imza atmadığı için Kyoto görüşmelerinde aktif olarak müzakerelere katılmayan, bu yüzden de otomatik olarak Ek-B’ye girmediği için Protokol dışı kalan Türkiye, bu şekilde Kyoto Protokolü’ne taraf olmadı ve herhangi bir yükümlülük altına girmedi.

Türkiye küresel ısınma konusunda her zaman çok yavaş davranan, uluslararası mekanizmaların çevresinden dolaşmaya ve zaman kazanmaya bir ülke oldu. İmzaya açık olduğu süre içinde çerçeve sözleşmeyi imzalamamış, ancak 2004’de doğrudan doğruya Meclis’ten geçirerek onaylandı. Sözleşmenin getirdiği en önemli yükümlülük olan sera gazı envanterini ancak 2006 yılında, yani sözleşmenin imzalanmasından 14 yıl sonra Birleşmiş Milletler’e sunabilen Türkiye’nin, bu envanterle 1990-2004 yılları arasında sera gazlarını 170 milyon tondan 357 milyon tona çıkardığı, yani yüzde 110 artışla rekor kırdığı ortaya çıktı. Bu rakamlarla yüzde 1,3’lük paya sahip olduğu ve dünyanın en fazla sera gazı üreten 13. ülkesi olduğu ortaya çıkan Türkiye, hala çerçeve sözleşmede Ek-1 ülkesi olduğu halde ABD ve Avustralya’ya birlikte Kyoto Protokolü’nü imzalamaktan kaçan üç ülkeden biri.

Ancak bugün Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Dışişleri Bakanlığına, “Kyoto Protokolü’ne taraf olmanın kabul ve onaylanmasının uygun olduğuna” ilişkin yazı gönderdiğini söyledi.

Kaynak: Radikal

One Comment

  1. Bakın bu konuda da bizi kandırıyorlar. Bizim salınımlarımız çok küçük. Başta ABD ve bazı Avrupa ülkeleri olması gereken en yüksek değerin 4-5 katını atmosfere salıyorlar ve kendilerinin imzalamaya niyetleri yok. Onlar diyorlar ki, biz büyüğüz, salar dururuz. Küçükler salmasın ve Kyoto’yu imzalasın. Ey hükumet dikkat et. Verilen söz vs. var da mı, ABD ve diğer ülkeler imzalamadan biz imzalıyoruz. Hele onlar bir iyi niyet göstersinler bakalım. Dünyanın tek hamisi ve kirliliğinin sorumlusu Türkiye mi?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir