Seçimlerden önce, Turizm ve Kültür Bakanlığı’nın AKM ile birlikte Mete Caddesi üzerindeki binaları yıkacağı, oluşacak geniş alanda büyük bir alışveriş merkezi yapacağı, bu projenin arka planda bir yerinde birkaç büyük kongre salonu ile birçok küçük toplantı mekânı içeren ve AKM işlevini karşılaması kuşkulu bir tesis, ayrıca Taşkışla tarafında denizden de görülebilecek büyük bir cami düşünüldüğü söyleniyordu.

Seçimlerden sonra da, AKP iktidarının, AKM’nin yıkılarak yenilenmesi kararlılığını sürdürdüğü görülüyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş burada “muhteşem bir opera binası” yapılacağını, bunun için yarışma açılacağını söylemekte. Büyük bir aydın kitlesi ve sanatçıların artan tepkisi üzerine AKM’nin bu kanun kapsamına alınmasından vazgeçileceği sanılırken, bu kanun çıkıyor ve “AKM ve çevresindeki binaların yıkılması, bu alanda yeni bir AKM projesinin uygulanması, bu proje ve uygulamanın Anıtlar Kurulu’nun karar ve görüşleri doğrultusunda yapılması” hükmü getiriliyor. Bu suretle bir yandan ” AKM “nin yıkılması bir önkoşul halinde dayatılırken bir yandan da ” AKM’yi koruma altına alabilme yetkisi ” Anıtlar Kurulu’nun elinden alınmış oluyor. Bütün diğer seçenekleri reddeden böyle bir kanun hükmü iptal edilmelidir.

Toplumumuzun kültür yaşamında önemli bir yeri olan AKM hakkında böylesine rastgele dayatmalarda bulunulmaması gerekir. Çünkü bu kültür yapıtına kavuşabilmek için halkımız uzun yıllar beklemiştir. Bu yapıt, konunun ehli bir grup meslek adamının titiz çalışmaları sonunda çağdaş donanımlı bir kültür merkezi olarak ortaya konmuştur. Bütün dünya bu gibi kültür yapıtlarını yıkmıyor, tersine yaşatıyor, yenilerini de yaparak sayılarını artırmaya çalışıyor. Çünkü bu yapıtlar aynı zamanda kültür belleğimizin yaşayan varlıklarıdır.

Ancak, AKM’nin mevcut kapasitesi artan ihtiyaçlara, gelişmelere tam olarak yanıt vermiyor olabilir. Bu takdirde çözüm gene de onu yıkmak değildir. AKM’nin bugünkü varlığı korunarak ek salonlar ve yeni tesislerle ” tevsi ” edilmesi yoluna gidilebilir. Yeni hacimlerle kapasitesi genişlemiş bir ” AKM kompleksi ” başarıyla kurgulanabilir. Örneğin, bir holler ve fuayeler sistemi aracılığı ile mevcut hacimlerle yeni kısımları birbirine bağlayan bir mimari bütünlük sağlanabilir. Belki de AKM’nin mevcut fuaye cephe düzeni, bu bağlayıcı sistemin bir parçası olacak şekilde yeniden biçimlendirilebilir. Fakat AKM yapılanması, bir rant projesi ile birlikte asla bir arada düşünülmemelidir.

Taşkışla tarafında denizden de görülecek bir büyük cami yapılmasına gelince, bu yeni bir konu değildir. Taksim’de cami dayatmaları, tartışmaları henüz unutulmamıştır. Aslında Taksim’de cami konusu bir saplantı ve dayatma halinden çıkarılarak serinkanlılıkla irdelenmelidir.

Sinan ve Sinan ekolünün ünlü ustaları, büyük camileri daima kentin zirvelerinde, kent siluetine baskın noktalarda konumlandırmışlardır. Süleymaniye, Sultanahmet, Fatih gibi camiler Marmara’dan, Haliç’ten, Boğaz’dan algılanan siluetlerde daima zirvelerde yükselirler. İstanbul’un simgesi haline gelmiş bu siluetleri taçlandıran camilerin, büyüleyici görüntülerinin bozulmaması için bir imar kuralı olarak ” 40 rakım” sınırlaması uzun yıllar uygulanagelmiş, hatta bir ara Süleymaniye’yi kapatacak şekilde inşa edilmiş Botanik Enstitüsü’nün 40 kotunu aşan katları yıktırılmıştır. Eski İstanbul siluetinin korunmasına gösterilen duyarlılık kentin Beyoğlu ve Boğaz yakalarında uygulanamamış, 1983’ten sonra yürürlüğe konan Boğaziçi Kanunu da çiğnenerek kentin bu kesiminde öngörünüm ve gerigörünüm zirveleri gökdelenlerle dolmuştur. Kentin bu kesiminde rant hırsı ve ” prestij ” yarışı baskın çıkmış, bu kesimde zirvelerde ne yazık ki camilere yer kalmamıştır.

Bu nedenlerle, Taksim zirvesinde de herhangi bir yerde inşa edilecek bir büyük cami, AKM’nin Taşkışla tarafında yer alsa dahi, hiçbir şekilde siluete baskın bir etki veremeyecek, hemen yanı başındaki Marmara Oteli ve Gökkafes gibi gökdelenler arasında kaybolup gidecektir.

Taksim zirvesinde meydan düzenlemelerinde, belirleyici nitelikte dikkate alınması gereken üç önemli unsur şöyle sıralanabilmektedir:

* Osmanlı döneminden kalma önemli bir bayındırlık simgesi olan ” Taksim su maksemi “, yani su dağıtma-taksim etme tesisi, ki o nedenle yöreye ” Taksim ” denilmektedir.

* Kurtuluş ve kuruluş savaşımımızın simgesi Cumhuriyet Anıtı.

* Cumhuriyet dönemindeki çağdaş uygarlık ve kültüre yönelik atılımlarımızın bir simgesi olan Atatürk Kültür Merkezi (AKM).

Bu zirvede Taksim Meydanı düzenlenirken, Cumhuriyet Anıtı odak alınarak bu üç unsur bir bütünlük içinde en iyi bir şekilde değerlendirilebilmelidir. Türkiye’nin gözbebeği, dünya kenti İstanbul’a yakışır düzenlemelere gidilmelidir.

Prof. Dr. EROL KULAKSIZOĞLU
Kaynak: Cumhuriyet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir