‘Kentsel Dönüşüm’ manifestosu

6 Dakika Okuma Süresi

“UCUBE” DENİLEREK YIKILIYOR!

Kentsel dönüşümde asıl amacın insan değil rant olduğunu açıkça kanıtlayan uygulamaların başında Sulukule projesi geliyor. Bin yıldır “İstanbullu” olan bu yoksul ama kimlikli yaşam ortamı, Başbakan’ın “ucube” tanımıyla birlikte yok ediliyor.

Belki de dönek liği anımsattığı için önceleri pek benimsenmeyen dönüşüm sözcüğü, son yıllarda kıymete bindi.

Yeni olan her şeyin eski sinden daha iyi olacağını savunanların, geçmişten gelenleri geliştirme k yerine, tümüyle farklı bir yönde dönüştürme yi yeğlemelerine de adeta bilimsel tanımlama oluverdi.

O kadar ki artık dönüşümü savunmanın çağdaş lık; bunun birikimlerimizi yadsıma ya dönüşmemesini isteyenlerin ise çağdışı sayıldığı bir dönemden geçiyoruz.

Böylesi bir düşünsel dönüşüm ün sonucunda ise tarihten gelen değerlerin yaşatılarak korunmasını devrimci ler savunurken uygarlık birikimlerimizi ve kimlik kaynaklarımızı yok ederek kişiliksiz bir modernleşme nin öncülüğünü de muhafazakâr lar üstlenmiş durumda.

Örneğin Sulukule deki eski ve bakımsız, ama kendi geleneksel düzensizliği yle gerçekleşmiş bin yıllık Roman yerleşmesini ucube olarak tanımlayan Başbakan, aynı semtin sağlıklılaştırılarak yaşatılması ve kişiliksiz apartman siteleri ne dönüşmemesi için direnenler hakkında bakın ne söylüyor:

Karşımıza ahlaksız yollarla engeller çıkarıyorlar… (20 Mart 2008-basın)

Sultan Abdülaziz dönemine ait ve Osmanlı döneminin ilk toplu konut örneği olan Beşiktaş taki Akaret Evleri nin otele dönüştürülme si törenindeki bu konuşmasından, sonra ise kimse şunu bile anımsatmıyor:

Sayın Başbakan, Sulukule de en az Akaret Evleri kadar değerli bir kentsel kimlik ve kültür mirasıdır. Buna nasıl ucube dersiniz? Bu gibi değerlerin korunması çabaları nı hangi düşünceyle ahlaksız görmektesiniz?..

Benzer şekilde, Tarlabaşı nda da sözde tarihi dokuyu koruma adına özgün Beyoğlu binalarının içlerini boşaltan, sadece cephelerinin adeta tiyatro dekoru gibi saklandığı, ruhsuz ve özensiz bir sözde kültür turizmi projesi de kentsel dönüşüm uydurmasıyla uygulanmak isteniyor.

Gelecekte belki de kentsel soykırım adı verilecek bu içtensiz koruma projesinin de tıpkı Sulukule gibi bölgedeki suç yuvalarını ortadan kaldırmak adına savunulması, sadece sosyal ve demokratik hukuk devleti adına değil, hani şu laikliğe uygun dur denilen dindarlık adına bile yüz kızartıcı bir durum değil midir?

AYDINLATMA’ BİLDİRGESİ

Muhafazakâr ”(!) iktidar ve bol paralı iş peşinde ki yandaş uzmanları, kentsel dönüşümün en acımasız örneklerini bile işte böylesine insanı aşağılayan söylemlerle savunurlarken yüzlerce mimar, şehirci, mühendis, arkeolog, tarihçi, toplum bilimci, akademisyen, sanatçı, araştırmacı ve kentsel kültürel birikimler i sahiplenen aydınımız, geçenlerde ortak imzalı bir bildiri yayımlayarak gerici-liboş çıkar ortaklığının bu acımasız kentsel dönüşüm furyasına karşı toplumu aydınlatma kampanyası başlattılar…

Bizler aşağıda imzası bulunan akademisyenler ve araştırmacılar olarak, toplumsal ve mesleki sorumluluklarımız uyarınca, mevcut kentsel dönüşüm/yenileme uygulamalarından duyduğumuz endişeyi kamuoyu ile paylaşıyor; öncelikle merkezi ve yerel yönetimler olmak üzere, ilgili bütün uzmanları, meslek odalarını, sivil toplum örgütlerini ve basın-yayın organlarını, bilinçli, duyarlı ve hep birlikte konunun takipçisi olmaya davet ediyoruz diye başlayan 19 Şubat 2008 tarihli bildirge, hemen tüm meslek kuruluşlarının internet sitelerinde haftalardır yer almasına rağmen, ne medya bunun farkında ne de şu pek demokrat ve toplumsal hakları savunan yazarlarımız, yorumcularımız, siyaset uzmanlarımız…

Oysa aynı bildirgenin önemli vurgulamaları arasında, özellikle tarihi kent merkezlerine ve yasadışı yapılaşmış konut bölgelerine yönelik kentsel müdahaleler in, öncelikle, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve meslek odalarının eleştirileri dikkate alınmadan gerçekleştirildiği belirtilerek deniyor ki:

Bütün tepkilere rağmen, paylaşımcı olmayan, katılımı ve toplumsal uzlaşmayı bir kenara iten yerel yönetimler, merkezi idarenin de desteğini alarak kentsel dönüşüm ve yenileme projelerine imza atmakta, bunu yaparken de yaşayanları dışlamakta, görmezden gelmekte ve onların rızalarını aramamaktadır…

Bu saptamalar, Türkiye deki demokrasiyi iktidarın yüzde 47 oy desteği yle özdeş görenlere karşı yaşamın içinden verilen derslerdir.

Hatta geçenlerde Çorum da yapılan Tarihi Kentler Birliği toplantısında yaşandığı gibi, bilim ve uygarlık dışı bir belediye kapatma yasası nı tartışmanın bile yasama

ya saygısızlık olduğunun, dahası iktidarın sorgulanması anlamına geldiği için de demokrasiyi özümsememek anlamına geldiğinin bağırarak söylen(ebil)diği bir dönemde, özgürlüğü türbanla sınırlayanlara karşı kültür ve bilim dünyamızın tarihsel uyarı sı değil midir?

FAŞİZAN’ ŞEHİRCİLİK

Böylesi bir bildiriyle gerçek aydın sorumluluklarını da yerine getiren uzman ve düşünürlerimiz, bakın daha neleri vurguluyorlar:

Kentsel dönüşüm uygulamaları, toplumun en fazla dışlanmışlık sorunuyla karşı karşıya olan gruplarını hedef almaktadır. Örgütlenemeyen ve örgütlenemediği için de hakkını arayamayan insanlar üzerinde baskıcı bir anlayışla müdahaleler gerçekleşmektedir. Bugün, çoğunlukla gecekondu ve/veya eskimiş tarihi konut alanlarında yaşayan, sosyal güvenceleri olmayan ve düşük gelir grubunda bulunan insanlar, ne yapacaklarını, kime başvuracaklarını ve başlarına ne geleceğini bilmeden çaresizce beklemektedirler…

Bu denli faşizan bir imar ve şehircilik anlayışı, acaba hangi demokratik ülkede var, nasıl bir demokratikleşme sürecinin ürünüdür?

Yerel yönetim seçimlerine bir yıldan az bir süre kala, bütün bu değerlendirmelerin herkes tarafından bilinmesi ve yorumlanması gerekmiyor mu?

Başta muhalefet partileri ile çağdaş lığın kavgasını veren sivil toplum kuruluşlarının, en önemlisi de temel sorumluluğu toplumsal aydınlanmaya katkı olan medyanın, yine bu saptamaları ulusal bilince taşımaları yaşamsal bir görev değil midir?

Nitekim aynı bildirge, kentsel dönüşüm uygulamalarının, sadece demokrasi ve insan hakları açısından değil, bilim, kültür ve uygarlık kazanımlarımızın esenliği açısından da ülkenin üzerinde kara bulutlar yarattığına dikkat çekiyor.

Okumak isteyenler için de haftalardır meslek odalarının internet sitelerinde meraklı larını bekliyor.

Kaynak: Cumhuriyet

5 Yorum

  1. gencay ülkü

    sapla saman bu kadar karıştırılabilir, özel eğitimli bir şahsiyet, prova yapmayı seviyor, sol literatüre arada başvuruyor, kavram dengesizliği had safhada, durumu kötü.
    ola ola da kentler için bu yazılar kültür hazinemizden cümle aleme yayılıyor. gerçek yazıklanacak şey budur, böyle başa böyle kasket.

  2. Mustafa Mutlu

    Cumhuriyet Gazetesinde çıkan bu yazı sadece yanlış ve çarpıtmalarla dolu olmakla kalmıyor misyon olarak da Türkiye’de sol hareketi tümüyle tasfiye etmeyi amaçlıyor.
    Yazı sayısız yanlışlarla dolu: bu yanlışların başında kentsel dönüşümün kentsel soykırım olarak nitelendirilmesi geliyor. Burada “soykırım” kelimesi bir durum saptaması olarak değil, toplumu savunuyor görünmenin siyasi rantını yemek için uydurulmuş bir terim. Çünkü gerçekte bu projelerin amacı, artık kendi başına yaşama, varlığını sürdürme imkanı olmayan yarıya yakın kısmı boşalmış oturulmayan, çökmekte olan alanların yeniden tarihe, kültüre ve topluma kazandırılması. Kentsel dönüşüm projelerinin ana hedefi, amacı bu. Bu projeler batı ülkelerinde son derece yaygın, İngiltere’de yürütülen ve en küçüğü bir semti kapsayan yirmiyi aşkın proje var. (inanmayanlar için http://www.bura.org.uk/ yada sayın yazarı yerinden sıçratacak örneklerle dolu bir başka site http://www.urcs-online.co.uk/companies/company.asp?id=32 ) Bilgi çağındayız lütfen bu örnekleri inceleyiniz ve kendiniz karar veriniz.
    Fransa’nın neredeyse tamamı bu yolla defalarca yenilendi. Bu gün çok sayıda yapı, bu yenilemeler sırasında plan değişiklikleriyle çağdaş kullanıma uygun hale getirildi. Çünkü korumacılıktaki temel kural YAŞATARAK KORUMAKTIR. Yani eğer bir restorasyon onun bakımını sürdürecek insanların kullanımını da sağlamıyorsa, çok kısa zamanda eskisine geri dönmekte tekrar harabeye dönüşmektedir. Bunu konuyla azıcık ilgili her kes bilmektedir.
    Bu yenilemelerin çeşitleri var. Kimi yerde daha önce mevcut bir yapının gabarisi ve görsel özellikleri farklı bir fonksiyonla birleştirildi. (Ben bile Türkiye’de yaşayan bir mimar olarak geçen yıl Fransa’da bu şekilde hazırlanmış iki projede yer aldım, Avrupa’da bu tür uygulamalar yok masalını anlatanlara gönderebilirim) Kimi yerde yapıların cepheleri korundu içleri çağdaş kullanıma uygun hale getirildi. (Örneğin Fransa’daki neredeyse birer tarih ve kültür hazinesi sayılan geçen yüzyıllarda yapılmış tüm resmi devlet daireleri, gerektiğinde plan şemaları da değiştirilerek, birleştirilerek, ayrıştırılarak yeniden planlandı ve bu yolla yaşatıldı.) Kimi yerde de çağdaş mimarlık ile geçmişin tarih ve kültür hazineleri birleştirdi ve hem estetik, hem tarihsel değer, hem çağdaş değerler açısından son derece güzel mekânlar oluştu.
    Peki bu yazının yazarının yapmak istediği ne? Hiçbir şey. İstiyor ki hiçbir şey yapılmasın. Şimdiden oturulmayan boş bina sayısı %40 olan Tarlabaşı’nda bu oran yükselsin ve doku iyice çürüsün. Sayın yazar da çürüyen bu dokuya yazdığı ağıtlarla siyasi rantını toplamaya devam etsin. Sulukule son elli yılda en az iki kere yıkılmış ve önemli oranda yer değiştirmiştir. Tüm bunlar olurken ses çıkartmayanların halkın büyük bölümünün yerel yönetimle anlaştığı bir ortamda Sulukule’deki yapıların mimarlık tarihi açısından Akaretlerdekilerle eşdeğer olduğunu ileri sürmesi en azından cehalettir daha da kötüsü halkı mimarları cahil insanlar yerine koymaktır.
    Peki bu metin ve buna benzeyen metinlerde yaratılmak istenen terörün sonucu nedir? diye bakacak olursak:
    Bu terörün birinci sonucu kentsel dönüşümün kent dokularını korumanın yolu olduğunu bilen halkın sol kesimlerden uzaklaşması onları saplantılı, art niyetli ve bilgisiz bulmasıdır. Türkiye’de bu tür yanlışlar sol harekete büyük zararlar vermiştir ve vermeye devam etmektedir. Bir Londra Belediye başkanı sayın yazarın kesinlikle daha solundadır. Ve kentsel dönüşüme aklıselim ile bakacak birikime sahiptir. (inanmayanlar için http://www.cityoflondon.gov.uk/Corporation/urban_regeneration/ )
    İkinci sonuç, bu projelerin batıda olduğu gibi tartışmalarla, yarışmalarla, her şeyden önemlisi halka açık yöntemlerle elde edilmesinin imkansız hale gelmesidir. Bence mesleki açıdan en büyük sorun da burada çıkmaktadır. Çünkü gerçekte Avrupa’da mimarların ekonomik yönden de ayakta kalmasını sağlayan bu projeleri Türkiye’de bir öcü gibi göstermek her şeyden önce mimarlığa ihanettir. Geçen seçimlerdeki şu an seçilen yönetimin yürüttüğü yalanlar kampanyasının amacı da aslında bu ihaneti gizlemekti. Şimdilik başardılar ama nereye kadar?
    Benim sonucum ise bu tür “maddi hatalarla” dolu metinlere inanarak en azından mimarlar kendi kuyularını kazmaktan vazgeçmelidir. Çünkü bu açıdan bakıldığında üç tane sonuç ortaya çıkmaktadır:
    1.Kentsel dönüşüm projeleri mimarların alanı olmaktan çıkmaktadır. Politikacıların elleri kolları serbest kalmaktadır. Mimarlar her şeye muhalif, anlayışsız, yobaz insanlar gibi görülmektedir. Bundan yararlanan politikacılar bir süre sonra kredibilitesini yitirmiş mimarlara karşı halkın da desteğini alarak dilediklerini yapabilmektedirler. Bağnazlık demokrasiyi öldürmektedir.
    2.Mimarlar için çok önemli bir iş alanı başka mesleklere ya da bu alanda deneyim kazanmış Avrupalı mimarlara kaptırılmaktadır.
    3.Kent dokuların çökmesi bu tür yazarların da çökmesine neden olmaktadır. Beraberinde tüm mimarlık camiasını sürükleyerek. (Olasılı deprem anında birer mezbahaya dönüşecek semtleri saymıyorum bile. )
    Yazarın iddia ettiği gibi kentsel dönüşüm projeleri dünyanın hiçbir yerinde ve özellikle Türkiye’de “bol nemalı, paralı projeler” değildir. Ancak mimarlara da çok önemli iş kapıları açmakta, diğer taraftan yıkıntı çöküntü haline gelmiş alanları birer kent mekanına dönüştürerek kamu (sayın yazar bu kavramı kendi kişisel siyasi menfaatleri olarak tanımlıyor- kamu en doğrudan ifadesiyle toplum demektir) yararına en önemli katkıları sağlamaktadır.
    Mimarlığın ve toplumun önünü açın!

  3. sermet erdem

    Ayıp, ayıp artık. Mimarlar odasını dümen suyuna sokup tekleştirdikten sonra şimdi de gizli haber muhabiri gibi “manifesto” mu yazıyorsunuz sayın ‘mimar’ yazar. Son uyguladığınz oda soykırımında mimar-mühendis derneği başkanını telefonla arayıp konuşup, sonra mimarlık için mimarlar grubunu AKP li diye mimar milletine yutturdunuz. Hızınızı alamamayıp kentsel ‘soykırımlardan’ bahsetmeye başlamışsınız. Faşizan terimini de yersiz kullanmışsınız, kendinize ve çevrenize daha dikkatlice bakın bakalım, ne göreceksiniz?

  4. bekir pulcu

    Olur mu bıkmak, onun da işi bu. “Profesyonelliği” mimarlıktan değil yazarlıktan.

    Yazısının başında “Muhafazakâr (!) iktidar ve bol paralı iş peşinde ki yandaş uzmanları, kentsel dönüşümün en acımasız örneklerini bile işte böylesine insanı aşağılayan söylemlerle savunurlarken…” demiş. Ne talihsiz beyan yarabbi.

    Bol paralı iler derken mesela bazı illerimizin (belediyelerin) danışmanlığını (profesyonel olarak elebette) alıp, ayda iki kere o il ile ilgili gazetede “olumlu” yazı çıkarmak ne çşit bir uzmanlık sayılmalı acaba? Durumu bilenleri güldürmeyin lütfen, profesyonelliğin ayağa düşmesine karşı çıkıyormuş gibi yapanlara bakın hele…

    Bence açtırmayın kutuyu.

  5. ferhangöcek

    tam bir aforizmalar dizini. bu lafları elli kere tekrarlarsanız -ki buna imkanınız var, bir köşede bir iç sayfada, elliden fazla da olabilir- bu makale ile hatim indirirsiniz.

    Kentsel dönüşümü tartışmak başka birşey herşeye bu şekilde karşı olmak ve küfretmek başka birşey. Kentsel dönüşümün her uygulamasını savunmak da abes olur, hepsine karşı çıkmakta. Dönüşüm, koruma, yenileştirme, bütün kavramları tek gözlüğünüle okuyup hepsine birden saldırmak en azından insaflı değil.

    O bildiri aydınca birşey ve soru soruyor, aydınlanma ihtiyacına cevap arıyor, bana gelse ben de imzalarım. Fakat bu yazının sahibi (bu defa imza koymamış ama belli kim olduğu) gibi küfretmiyor herşeye. Yok insanlık dışı, yok dünyada görülmemiş,… diye başlamıyor söze. Benim bir teklifim var bu gazete ve malum yazarı, o mahallelere inin orada biraz zaman geçirin. Yaşayın biraz ortamı. Dünyada bazı yerlere de gidiyorsunuz aslında ama sizin gözünüze çarpmıyor demek uygulamalar.

    Sonra toplum için daha geliştirici ne yapılabilir diye sorun ve onları yapın mesela. Biraz gerçek hayatı iyiye götürün yapabiliyorsanız. Aynı gazetede “kırmızı başlıklı kurt” masalları anlatmaktan bıkmadınız galiba.

    Ortama saygılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir