24 yıldır yürürlükte bulunan İmar Affı Yasası, Kentsel Dönüşüm Yasa Taslağı ile yürürlükten kaldırılıyor. Bu imar affını siyasal rant olarak kullanma dönemini bitirmesi açısından doğru bir girişim. Ama Bakanlar Kurulu’nun bu dönüşüm projelerini tek başına TOKİ’ye teslim etmesi doğru değil. Çünkü TOKİ’nin son dönemde birçok kentte gerçekleştirdiği projeler, hem çevre, hem de kent dokusuna aykırı. O nedenle kentsel dönüşüm projelerinde TOKİ yanında onu kural içinde yapılanmaya zorlayacak şehircilik uzmanlarının ortaya koyacağı bir modele ihtiyaç var.
Gecekondu alanlarında kentsel dönüşüm ile ilgili ilk değişim düşüncelerini İlhan Tekeli ile Adnan Kahveci’den farklı projeler olarak dinlemiştim. Tekeli’nin projesi ebatları itibariyle gecekonduların büyüklüğünde, küçük bahçeli evler modeline ve altyapı ıslahına dayanıyordu. Adnan Kahveci ise toplam gecekondu alanını ıslah ederken çok katlı binalar ve yeşil alanlar, sosyal tesisler içeren bir modelden söz ediyordu.
Sonra Ankara’da Murat Karayalçın belediye başkanıyken Dikmen’de Adnan Kahveci’nin modeline paralel bir kentsel dönüşüm projesi, Portakal Çiçeği Vadisi ile gerçekleştirildi. Ve vahşi olmayan bir dönüşüm sağlandı. Oysa, İstanbul’un 1950’lerdeki gecekondu semti Zeytinburnu’ndaki dönüşüm, projelendirilmeden semt sakinlerinin kendi dinamikleri içersinde daha vahşi bir yöntemle gerçekleştirildi. Ve imarsızlık ve izinsizlik bu bölgede uzun süre hakim oldu.
Şimdi öğreniyoruz ki, Kentsel Dönüşüm Yasa Tasarısı ile TOKİ’nin tam yetkili olacağı yeni bir model gündeme getirilmek isteniyor. İmar affını yürürlükten kaldıran ve belediyelerin yetkilerini kısıtlayan tasarıya göre, kentsel dönüşüm alanları Bakanlar Kurulu’na devredilirken, uygulamada TOKİ yetkili kılınıyor.
Bu ister istemez son Anadolu gezilerimizde gördüğümüz TOKİ uygulamalarının kent bilinci ve kente uyum içinde olup olmadığı konusundaki değerlendirmemizi yeniden sizinle paylaşmamızı gündeme getirdi.
İki hafta önce Bartın’da bir toplantı sırasında kente santral yapılmasına çevre açısından karşı çıkan çevrecilere ve mühendislere bir soru yönelttim: “Bu konuda çevre sorununu gündeme getiriyorsunuz da neden şu karşıda görülen kent dokusuna uygun olmayan yapılaşmaya karşı çıkmadınız?” Cevap kısa ve netti: “Onlar TOKİ tarafından yapıldı. Hiçbir müdahalemiz söz konusu olmadı.” Bu yanıt bana diğer TOKİ konutlarını hatırlattı. Ve birden dehşet içinde farkına vardım ki, hemen bütün kentlerde, özellikle kent çevresinde kentin yapı dokusuna ve çevreye hiçbir uyumu olmayan TOKİ apartmanları bütün Anadolu’da hızla yükselmişti. Kent dışında dağ başlarında bile 6-8 katlı TOKİ apartmanları yükselmişti. Yeşili ve sosyal alanları 21. yüzyıl yapılanmasına uymayan TOKİ apartmanları hemen her yeri sarmıştı.
Şimdi kentsel dönüşüm TOKİ’ye bırakılır ve TOKİ bu alanlarda bildiğini okur; yapılaşma, sosyal alan ve yeşille birlikte düşünülmezse çok yanlış sonuçlar doğar. O nedenle şehircilik uzmanlarının temel kurallarını katı olarak ortaya koyduğu, çağdaş modeller kurulmadan TOKİ, tek ve tam yetkili kılınmamalıdır. Bunu TOKİ projelerinde siyasal kayırma ve kötü malzeme kullanmayı esas alan müteahhitlik şikayetleri için söylemiyorum. Bunu tanık olduğum TOKİ projelerinin kentsel uyumsuzluğu ve kentleri çirkinleştiren görüntüleri için söylüyorum. Bu konuda ilgili meslek kuruluşlarını uyarı görevlerini yapmaya çağırıyorum. Çünkü biliyorum ki sadece hızlı bina yapmak övünülecek bir durum değildir. En hızlı binayı gecekonducular, hemşehrilik imecesi ile yıllar yolu kaçak olarak gerçekleştirdiler. İsmine uygun birkaç günde içine girip oturdular. Ama büyük kentlerin imarsız, altyapısız, kontrolsüz yapılaşmasına neden oldular. Bu modele son verirken, bize çirkin gelecek yeni modeller yaratmamalıyız…
Kaynak: Dünya Gazetesi


