Tarihi Kemeraltı Çarşısı’nın İkiçeşmelik tarafındaki girişinde bulunan Havra Sokağı, genellikle meyve, sebze, balık, peynir, turşu gibi yiyecek satın almak isteyenlerin uğrak yeridir. Sokak, sağlı-sollu dizilmiş dükkanlar ve tezgahlardaki renklilikle beraber, kalabalık olması, daracık olması ve ıslak zeminiyle hatırlanır hep.

Ama Havra Sokağının asıl özelliği bir zamanlar İzmir’de yaşayan Yahudilerin mahallesi olmasıdır. 1492-94 arasında İspanya ve Portekiz’den sürülen Yahudiler, Osmanlı İmparatorluğu tarafından kabul edilmişler, gelenler Selanik, İstanbul ve İzmir’e yerleştirilmiş. 19. yüzyılda İzmir nüfusu 150-200 bin iken burada yaşayan Yahudi nüfusun 55 binlere ulaştığını söylüyor kaynaklar. Bir kısım Yahudi, 1948’de kurulan İsrail’e göç ederken kalanlar da Alsancak bölgesine yerleşmiş.

Havra Sokağına bağlanan pek çok irili ufaklı sokak ve bu sokaklarda sayısız han bulunuyor. En önemlisi de Havra Sokağı’na adını veren eski adı Havra yeni adı Sinegog olan Yahudilerin ibadethanelerinin bu bölgede bulunuyor olması hâlâ burayı Yahudiler tarafından önemli kılıyor. Bölgenin başka bir özelliği de 1997-98’lere kadar bu sokaklarda ve hanlarda imalat ve satış yapan 8 bin dolayındaki ayakkabıcı esnafının Burhan Özfatura döneminde Işıkkent’te kurulan ayakkabıcılar sitesine taşınması ile sokakların boşalmış olması. Havraların bulunduğu sokaklar şimdi kepengi kapalı boş dükkanlarla dolu.

Haber yapmak üzere sokağa girdiğimizde tesadüfen Yahudi din adamı Alberto Telyaz’la karşılaşıyoruz. Daha doğrusu fotoğraf makinemizi görünce kendisi bize yaklaşıyor. Telyaz 74 yaşında ve Havra Sokağı’nda doğup büyümüş, evlenmiş. Halen İzmir’de yaşamakta olan bin 500 yüz dolayında Musevi’nin buralarda ibadet ettiğini söylüyor. Telyaz bize sokakların geçmişini anlatıyor. Şu an kapalı duran tarihi mekanların bir zamanlar, meyhane, şarap ve tütün fabrikaları olduğunu anlatıyor. Sıra sıra boş dükkanları gösterip, “Bu dükkanlar için zamanında 10 milyar lira hava parası veriliyordu. Şimdi 50 YTL, 100 YTL’ye kiralıyorlar” diyor.

Telyaz’la dolaşırken, küçük dükkanlardan birinde terlik imal eden Diyarbakır’lı Kemal İşler’le karşılaşıyoruz. 1974 yılından beri Havra Sokağında olduğunu anlatan İşler “Havra Sokağı cafcaflıydı. İğne atsan yere düşmezdi. Alım gücü çoktu. Yaşam standartları farklıydı. Kasaba gidiyordun 1.5-2 kilo et alıyordun şimdi 200 gram et alıyorsun. Artık her semtte Pazar var, sevgi yolu var. Artık insanların Kemeraltı’na rağbeti kalmadı. Bakımsız bir yer oldu buralar” diye anlatıyor sokağı ve oradaki yaşamı. İşler, Kemeraltı’nda artık insanların eşi ve çocuğuyla gezemediğini, çığırtkanların, bağıran çağıran hatta omzunu tutanların bulunduğunu anlatıyor ve ekliyor; “Bütün bunlar neden? Esnafın zora düşmesinden, kiraların fahiş fiyatta oluşundan, iş yapamayışından. Ayakkabıcılar sitesine gidildikten sonra Havra sokağında hayat felç oldu. Buraları hep ayakkabıcı doluydu. Hiçbir sektörün işine yaramaz burası. Her sektöre ayrı bir sanayi sitesi kuruldu” diyor.

Alberto ve buradaki diğer Yahudilerle ilişkilerinin nasıl olduğunu soruyoruz Kemal İşler’e, “Alberto benim 35 yıllık arkadaşım” dedikten sonra, “Yahudilerin en akıllısı” diyerek iltifat etmekten geri durmuyor. Ayakkabıcı ustalarının hemen hepsinin Yahudi olduğunu ve zamanında kendisine verdikleri desteği unutamayacağını anlatıyor İşler. Alberto Elyaz da Müslümanlarla Yahudiler kardeş diyerek düşüncesini ifade ediyor.

Kuyumcu malzemeleri satan Murat Mert 18 yıldır sokakta olduğunu belirterek, dükkanların çoğunun hâlâ Yahudilerin olduğunu belirtiyor. “Buranın eski yerleşik halkı onlarmış. Evler de varmış ama kalmadı artık. İnsanların birbirine saygısı olduğu sürece bir sorun yaşanmıyor, bir ayrımcılık yok. Rahat bir şekilde geçinebiliyoruz. Problemi yaratanlar bu ülkenin başındakiler” diyor.

Kamyonetçi Hasan Hüseyin Bilgilioğlu yıllarca çarşıda mal taşımış. “Ne kadar han varsa üst katlara kadar ayakkabıcılarla doluydu. İzmir’in merkezini yani Basmane, Çankaya, Eşrefpaşa, Tepecik, Konak, her tarafı doyururdu bu esnaf. Ayakkabıcı esnaf para kazandığı zaman yerdi. Anadolu’dan gelen müşterileri olurdu. Alırdı onu lokantaya götürürdü. Meyhaneye götürürdü. Ayrı bir kültür vardı hepsi kayboldu” diyor. Şimdi festival yaparak, dernek kurarak Kemeraltı’nın kurtarılmaya çalışıldığını belirten Bilgilioğlu, bunların sorunu çözmeyeceğini söylüyor. Yüzyıllardan bugüne birlikte yaşayan halklar arasında bir sorun olmadığını kendisinin de yıllardır iş yaptığını anlatan Bilgilioğlu, “Nice Musevi ustalar yanlarında Türk çıraklar, kalfalar vardı. Adama zam vereceği zaman sözünde dururdu. Sigortasını yapar, yemeğini verirdi. Ayrım söz konusu değildi” diyor.

Durmuş Derebahçe de 22 yıldır çay ocağı çalıştırıyor sokakta. Önceden yanında üç eleman çalıştırırken şimdi tek başına çalışıyor. Dönemin Valisi Kemal Nehrozoğlu’nun, ayakkabıcıların gittiği zamanlarda havraları dolaşmaya geldiğini anlatıyor Derebahçe; “İyi olacak” dedi. “Ben de bir daha gelirseniz göreceksiniz ki kötü olacak” dedim. İşlerin düzeleceğinden umudunun olmadığını belirten Derebahçe, “Buraları da dağıttılar bitti, mümkün değil” diyor. Kendisinden önce 1950’lilerden bu yana babasının işlettiğini anlatan Derebahçe, “Biz gayet iyi geçiniyorduk. Bundan 3-4 yıl önce karşıdaki dükkanın sahibi İsrail’den geldi. İzmir Otel’de kaldı. Eski arkadaşlarını aramak için gelmiş ama kimseyi bulamadı. Bizi gördü babamı gördü. Birbirlerini arıyorlar. Burada kalanlarla yaşlılarla çok iyiyiz. Bayan Sera var. Bizim birbirimizle sorunuz yok, sorun ekonomik” diyor.

Kaynak: Evrensel

2 Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir