Arkeolojik alanların tahribatının savaşlarla sınırlı olmadığını ifade eden Arkeolog Mesut Alp, iktidarların ilk gözden çıkardıkları yerlerin arkeolojik alanlar olduğunu belirtiyor.

 

 

 

 

 

 

Geçtiğimiz hafta Arkeolog Mesut Alp ile başladığımız arkeolojik alanlara dönük saldırılara ve tahribatın tarihine dönük söyleşimiz bu hafta kaldığı yerden devam ediyor.

 

 

Bereketli Hilal adı verilen coğrafi işaretlemenin içerisinde yer alan ve insanlık tarihinin en önemli adımlarının atıldığı bu alanda yaşananlar bizlere sadece günümüz örnekleriyle değil geçmişte yaşanmış tekrarlarıyla da birçok veri sunuyor. Ve bu alanda yaşanmış örnekler bizlere yine bu alanın geleceğine dair de çıkarımlar sağlayabiliyor.

 

 

Arkeolojik alanların tahribatına dair içeriği derinleştiren Arkeolog Mesut Alp, yaşananların sadece savaşlarla sınırlandırılmaması gerektiğini işaret ederken aynı zamanda kolektif hafızanın ortak mekanları adını verdiği yerleşkelerin korunmasına dair de yine kolektif bir çaba gerektiğini vurguluyor.

 

 

Yaşanan sorunların sadece savaşlarla sınırlı olmadığını ifade eden Alp, sadece savaşlara odaklanan bakış açısının eksik kalacağını, yaşanan tahribatın ise daha geniş kapsamlı olduğunu ifade ediyor.

 

 

‘Yaşanan tahribatlar savaşlarla sınırlı kalmadı’

 

 

Savaşlar dışında başka nedenlerin de arkeolojik alanlara zarar verdiğinden söz ettiniz. Bu konuyu biraz daha açar mısınız?

 

 

Tabi. Şimdi Bereketli Hilal adını verdiğimiz alanda yaşanan ve arkeolojik alanların tahrip edilmesine dair konu sadece savaşlarla sınırlı olmadı. Bugün birçok isimlendirmeyle anılan bu yerlerde yaşanan tahribat çok boyutlu. Dilerseniz Bereketli Hilal deyin, dilerseniz Kuzey Suriye ya da Rojava bölgesi, dilerseniz Güneydoğu Anadolu ya da Kuzey Kürdistan fark etmez. Buralarda arkeolojik alanlarda yaşanmış sorunlar, savaşların dışında birçok örnek çeşitlendi.

 

 

Somut olarak hangi faaliyetler örnek verilebilir?

 

 

İlk başa baraj inşaatlarını yazabiliriz. Birçok yerin sular altında kalması bu arkeolojik alanların aldığı en büyük tahribatlardan biri sayılabilir. Sonra yine bu arkeolojik alanların tepelerine araştırılmadan incelenmeden kurulan baz istasyonlarını gördük. Askeri yapılaşma ve karakollar dikildi bu arkeolojik alanlara. Sanayi siteleri yapıldı. Kabaca arkeolojik alanların imara açıldığı çok sayıda örnek var günümüzde. Ben bu örneklerin tamamını kolektif hafızamızı ve bunun merkezlerini yok etme girişimi olarak okuyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

Baraj inşaatı sonrasında Hasankeyf’in görünümü

 

 

 

 

‘Bahsi geçen alanlar bir amaç uğruna gözden çıkarıldı’

 

 

Yapılaşmanın arkeolojik alanlarda yer almasının bir tesadüf olmadığını söyleyebilir miyiz?

 

 

Bu örneklerde bahsi geçen alanlar, belli bir amaç uğruna ilk gözden çıkarılan alanlar. Yani öyle çaresizlikten falan değil. Çünkü orada yaşayan toplumun geçmişiyle olan bağı, kurduğu ilişki günümüz iktidarlarının çıkarına olmadığına kanaat getirilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Rumeli Hisarı’ndaki amfi tiyatroya yapılan cami 2015 yılında Diyanet tarafından ibadete açılmıştı

 

 

Çünkü 1400 yıldır İslamiyet’in, 2000 yıldır Hıristiyanlığın, 2400 yıldır Yahudiliğin yine 2500 yıldır Zerdüştlüğün varlık gösterdiği bu coğrafya, günümüzde isterseniz İran deyin, isterseniz Irak, Türkiye, Suriye ya da burada bir çekirdek alan olarak Kürdistan, bugün siyasal İslam’ın elinde ya da etki alanında. Buralar bugün siyasal İslam’ın iktidar olduğu alanlar.

 

 

Şimdi bugün bu alanlarda iktidar olan zihniyetin ne Yahudilikle ne Zerdüştlükle ne Hıristiyanlıkla ya da ne bileyim ne Bahayilikle, hiçbir din ve inanışla bir uzlaşısı yok. Buradaki topluluklar için kağıt üzerinde “hoş görülerek” ele alınan azınlıklar olarak bahsediliyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

Ilısu Baraj inşaatı sürecinde Zeynel Bey Türbesi bulunduğu alandan kaldırılarak başka bir yere taşınmıştı

 

 

Bugün burada yaşayan bu insanların, Türklerin, Kürtlerin, Arapların, sonradan göç eden Çerkeslerin, Süryanilerin, Ermenilerin bu kolektif hafıza ile olan ilişkisinin ortadan kalkması ne Suriye’deki siyasal İslamcıların siyasetini bozar ne de başka bir örnekte buna neden olur. Tüm bu faaliyetler onların çıkarınadır diyebiliriz.

 

 

Dolayısıyla buradaki arkeolojik alanlarda baraj yapımları, yapılaşmalar, tesisler ilkin arkeolojik alanların gözden çıkarılması üzerine inşa edildi.

 

 

‘Uluslararası hukuk açısından bağlayıcı’

 

 

Peki bu örneklerde hukuk işlemedi anlaşılan. Buralar aynı zamanda tüm insanlığın tarihini oluşturuyor. Uluslararası hukuk ne diyor buralar için?

 

 

17. yüzyılda başlayan “eskiyi ve tarihi alanları koruma kollama” girişimleri 1. ve 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Birleşmiş Milletlerin attığı adımlarla Unesco’nun sorumluluğuna girdi. Normalde uluslararası hukuk açısından bağlayıcı ve birçok ülkenin de altına imza attığı konular bunlar.

 

 

Eğer konu Birleşmiş Milletler’in çıkarıyla ilişkileniyorsa böyle alanlara sahip çıktıkları ve bir sürü yaptırım uyguladıkları örnekler var. Ancak bunun bu şekilde olmadığı örneklerin sayısı epeyce fazla ve Birleşmiş Milletler’in, Unesco’nun görmediği, belki görmezden geldiği ya da herhangi bir yaptırım uygulamadığı bir sürü örneğe de şahit olundu yakın geçmişimizde. Geçen hafta sözünü ettiğimiz Afganistan’daki Buda Heykelleri’nin Taliban tarafından dinamitle patlatılması ve bugün Birleşmiş Milletlerin Talibanla kurduğu ilişki buna en iyi örneklerden biri olabilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynak: haber.sol.org.tr

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir