Gelibolu Yarımadası’nın tarihi köyleri turizme göz kırpıyor

5 Dakika Okuma Süresi

Opet Yönetim Kurulu Üyesi Nurten Öztürk’ün iki yıl önce Gelibolu Yarımadası’nda iki yıl önce başlattığı “Tarihe Saygı” projesi sonuçlandı. Çanakkale savaşlarının geçtiği tarihi bölgedeki köyler doğal doku bozulmadan yenilendi. Şimdi gidenleri bembeyaz boyalı evler, modern kahvehaneler, müzeler, parklar ve kültür merkezleri karşılıyor. Bölge halkı, artık gelen turistleri pansiyona dönüştürecekleri evlerinde ağırlamak istiyor.

Türkiye’de şehirli olmak övünç kaynağıdır. “Kaç kuşaktır şehirli olunduğu” söylenerek geçmişler anlatılır. Köylü kimi zaman kurnazlıkla, kimi zaman saflıkla, kimi zaman cahillikle özdeşleştirildiğinden, aşağılama amacıyla kullanıldığından olsa gerek köylü geçmişiyle övünen pek yoktur. Köylülerle ve köylerle ilgilenenler de parmakla gösterilecek kadar azdır.

Hafta başında Gelibolu Yarımadası’nda Nurten Öztürk’ün elinin değdiği köyleri dolaştım. Opet Yönetim Kurulu Üyesi Nurten Öztürk, 2006 yılında Eceabat ve köylerinde “Tarihe Saygı” adını verdikleri projeyi başlatmıştı. İki yıl gibi bir süre içinde Çanakkale savaşlarının geçtiği tarihi bölgedeki Alçıtepe, Seddülbahir, Kilitbahir, Bigalı, Küçük, Büyük Anafarta köyleri doğal doku bozulmadan yenilendi, kimi yapılar restore edildi. Eceabat Feribot İskelesi’nin yanında Gelibolu Yarımadası Milli Parkı’nı dolaşmaya başlamadan önce nerede neyin olduğunu anlatan maketlerin yer aldığı bir “Tarihe Saygı Parkı” yapıldı.

Kırk yılı aşkın süredir çok iyi bildiğim bölge bambaşka bir çehreye bürünmüş. Adını tarihe yazdırmış bir bölgedeki yerleşim yerlerinin harap yüzü, bakımsızlığı, en temel ihtiyaçları giderecek yerlerin bile olmaması her gideni hem üzer hem de şaşırtırdı. Şimdi gidenleri bembeyaz boyalı evler, modern kahvehaneler, müzeler, parklar ve kültür merkezleri karşılıyor.

Köy meydanlarının zemini parke taşları ile kaplanmış, ağaçlar, çiçekler dikilmiş, aydınlatma yapılmış, köy kahvesinin içi-dışı, çay bardaklarına varıncaya dek yenilenmiş. Kiminde eski okul binaları, kimilerinde karakol binaları müzeye dönüştürülmüş. Atatürk heykelleri konmuş. Camiler boyanmış, muhtarlık binaları yenilenmiş, bilgisayar verilmiş, kütüphaneler kurulmuş, hepsine genel tuvalet inşa edilmiş. Evlerin dış cepheleri için boyanmış, tahta çiçeklikler, hediyelik eşya satış büfeleri yaptırılmış. Kısacası köyler adeta kabuk değiştirmiş.

Hem ilçe merkezi hem de gittiğimiz köylerde konuştuğumuz insanlar özellikle de kadınlar bu değişimden çok memnun. Nurten Hanım’ı kurtarıcı gibi görüyorlar. Yaşamlarına renk gelmiş. Hepsinin gözlerinin içi parlıyor. Ev ve tarlanın dışında da çalışabilecekleri alanların olması onları mutlu ediyor.

Özellikle gençler İngilizce, takı sanatları, fotoğrafçılık ve ev pansiyonculuğu eğitimlerine katılmış. Kilitbahir Köyü’nde eski karakol binasının yerine yapılan Kültür ve Sanat Merkezi’ni köy kadınları yönetiyor. Bigalı Köyü’nde kadınlar ortak işlettikleri dükkânda emeklerinin ürünü reçel, erişte, zeytin, börülce, badem ve tarhana gibi yiyecekleri, satıyorlar.

Ertuğrul Günay’ın Tarihe Saygı Parkı’nın açılışında söylediği gibi; bir proje ile bir mekân ancak bu kadar uyuşabilir. Gerçekten her görenin etkilendiği bir görünüme kavuşmuş bölge. Bugüne dek 7.5 milyon YTL nakit para harcanmış. Projeye tüm köy muhtarları, Eceabat Kaymakamı Muhterem İnce, Belediye Başkanı Adem Ejder ve özellikle de 2. Kolordu Komutanı Hayri Güner büyük destek vermiş. Boya ve inşaatlarda 450 er görev almış.

Ama bölgenin yapılanlardan çok daha fazlasına ihtiyacı var. Konaklama en büyük eksiklik. Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından özellikle bahar aylarında ziyaretçi akınına uğruyor. Gelibolu Yarımadası’nın güney ucu 1973 yılında Milli Park ilan edilmiş ve Birleşmiş Milletler tarafından 1997 yılında koruma alanları listesine alınmıştı. Bu yüzden yakın çevrede büyük turistik tesisler yapmak kolay değil.

Bölgede turizmi geliştirmenin en uygun yolu ev pansiyonları. Zaten köylüler de buna çok istekli, yalnız desteğe ihtiyaçları var. Büyük sanayi kuruluşları ve bankalar tanıtım bütçelerinin küçük bir kısmını bu tarz sosyal yardım projelerine ayırsalar belki bir pop konseri gibi magazin basınında yer almaz ama eminim kurumlara çok daha saygınlık kazandırır. Devlete düşen de altyapı eksikliklerini tamamlamak.

33.000 dönümlük bir alanı kaplayan Milli Park’ta arkeolojik ve tarihi SİT’ler, savaş alanları, müzeler, şehitlikler, anıtlar, savaş kalıntıları ve her şey olup biterken yaşamın sürdüğü köyler mutlaka görülmesi gereken yerler arasında. Gelibolu Yarımadası’nın tarihin akışını değiştiren koyları, kumsalları, ormanlarının doğal güzelliği de göz ardı edilmemeli.

Kaynak: Referans

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir