“Bir Göz Bir Makine ve Gerçek” adlı kitapta yaşam öyküsü fotoğraflarla anlatılan büyük usta Ara Güler, “Foto muhabiri emekli olmaz, fotoğrafla, deklanşör sesiyle yaşar” diyor.
Ara Güler 87 yıllık ömrünün büyük bir bölümünü fotoğrafa adamış, dünya çapında bir fotoğraf duayeni. Hakkında sayısız belgesel çekilmiş, röportajlar yapılmış, tezler ve Kitaplar yazılmış bir fotoğraf ustasını satırlara sığdırmak elbette zor.
Ona göre foto muhabiri, tarihi kamerasıyla yazan adamdır. “Fotoğraf icat olduğundan bu yana tarihi foto muhabirleri yazıyor” diyor ve kendisi de tarihe notlar düşmeye devam ediyor.
Ara Güler ile fotoğraflarla biyografisinin anlatıldığı, dostlarının kendisi hakkındaki düşüncelerine yer verilen “Bir Göz Bir Makine ve Gerçek” kitabı hakkında konuştuk. Arada tavla oynayıp hayatına dair bir bilgi güncellemesi de yaptık.
-Sevenleriniz sağlığınızı merak ediyor, nasılsınız?
Çok ciddi bir krizle komaya girmiştim. Ama şimdi iyiyim. Krizin arızaları kaldı, arızalar beni o kadar rahatsız etmiyor ama haftanın üç günü beş-altı saat diyalize girmem gerekiyor. Girmezsem ölürüm, şakası yok yani.
-Siz hâlâ bir yerlerde fotoğraf çekiyorsunuz, yeni projeler peşindesiniz. Foto muhabirleri emekli olmaz mı?
Foto muhabiri emekli olmaz, fotoğrafla, deklanşör sesiyle yaşar. Yaşantısının içindedir foto muhabirliği.
“Yahu karın eskirse yenisini mi alıyorsun”
-Edebiyat, sinema, tiyatro, siyaset dünyasından birçok kişinin fotoğrafını çektiniz, onlarla dostluklar kurdunuz; biraz anlatır mısınız o dönemi?
Çok daha samimiydi eskiden. Şimdiki gibi yabancı değillerdi. O zaman paparazziler yoktu. Zor adamlar vardı ama bana denk gelenler zaten bir bok değillerdi. Kendilerini bir şey zanneden züppelerdir onlar, anladın mı?
-Adınıza bir vakıf kurdunuz, sonra da kapattınız. Neden?
Vakfa işe yaramaz adamlar seçmişiz ilk başta, sonra o adamları çıkarmak için 1.5 yıl mahkemelerde uğraştık. Şimdi kapandı gitti.
-Ne olacak şimdi?
Bu seferki sağlam bir proje. Çünkü Doğuş Grubu ile işbirliği yaptık. Ben doğuş grubu’nun eski fotoğrafçısıydım. Ayhan Şahenk benim dostumdu. Türkiye’de ve yurt dışında yaptığı barajların fotoğraflarını ben çekerdim, fotoğrafın dışında geçen zamanlarda sohbetlerimiz olurdu. Ferit (Şahenk) daha küçüktü, kısa şortlu halini bilirim yani. Bana “Bu şirket senin, vakıf mı ya da müze mi kurmak istiyorsun, yap” dediler. Birlikte Ara Güler Müzesi’ni kuruyoruz.
-Şu anki, size ait binada mı olacak müze?
Bizim binamız olması lazım çünkü o binanın içinde ben nefes almışım. Rüzgar esmiş ama gitmemiş, o binanın duvarında benim nefesim kalmış.
-Siz mesleğiniz boyunca kullandığınız hiçbir aleti eskidi diye atmamış, hep saklamışsınız. İleride müze kuracağım diye mi sakladınız?
Sonlara doğru öyle bir düşünce oldu. Umumiyetle hiçbir şeyi atmam. Başkaları araba satar, araba alır, ben arabamı yeniledim ama eski, emektar arabamı satmadım. O benim ulaştırma bakanımdı çünkü.
-Onların da bir canı olduğunu mu düşünürsünüz?
Yahu karın eskirse yenisini mi alıyorsun? Annen bilmem nedir diye atıyor musun çöplüğe?
-Seçim sonuçlarıyla ilgili düşünceniz nedir?
Valla aslında seçim meçim benim umurumda değil. Ben fotoğraf çekeceğim zaman bana ilişmesinler, gerisi mühim değil. Polis de karışmasın bana.
-Biraz da yeni çıkacak kitaptan bahsedelim…
Kitabı Fatih Aslan hazırladı, ben yazılarını yazdım.
-Fatih bu kitabın maketini hazırlayıp size gösterdiğinde ne düşündünüz?
Hoşuma gitti tabii. O benim şoförüm değil, arkadaşım. Düşünsene yanında çalışan biri seninle derinden ilgileniyor, seni inceliyor; mutlu olmaz mısın?
“Keşke çocuğum olsaydı diyorum”
-İstanbul’un hayatınızda ne kadar önemli bir yer tuttuğunu biliyorum. Biraz da onu sorayım…
İstanbul’un göbeğinde doğmuşum ben. İstanbul dünyanın sahibi gibi bir şehirdir. 100 sene sonra insanlık nereye gitmiş olacak, biz nerede olacağız belli değil. Çünkü fazla ileri bir medeniyet değiliz biz. Eskiden sinemayı oyuncak zannederlerdi. Bu sanatların insanın beynine bir şey ilave ettiklerini bilmezdi insanlar.
-Hayatınıza dönüp baktığınızda keşke dediğiniz bir şey var mı?
Keşke bir çocuğum olsaydı diyorum, şimdi bir çocuğum olsaydı eğlenirdim onunla.
-Evinizde, ofisinizde çok sayıda oyuncak araba var. Geçenlerde yine birkaç tane aldığınızı gördüm. Bu merak nereden geliyor?
Hoşuma gitti be yahu, güzel değil mi o küçük arabalar? Şimdi birazını eleyebilirim ama.
-Bazı fotoğraflarınıza bakıp keşke daha çok çekseydim ya da şöyle çekseydim dediğiniz oluyor mu?
Oluyor tabii ki ama gidip yeniden çekecek kadar şansım yok.
“Bana hiç patron gibi davranmadı”
Ara Güler’in her işine koşan sağ kolu ve kitabın yaratıcısı Fatih Aslan anlatıyor…
-Böyle bir kitap fikri nasıl ortaya çıktı?
Ara Güler’in fotoğraflı bir biyografi kitabı yoktu, ben de bir maket hazırladım ve kendisine gösterdim. Çok beğendi ve yazılarını yazdı, yol gösterdi. Kitap Ara Güler’in dedesinden başlayıp bugününe kadar uzanan bir yolculuğu anlatıyor. Fotoğraflarla birlikte yazılar da var. Ara Güler’in yanı sıra kitapta Orhan Pamuk, Zülfü Livaneli, Doğan Hızlan’ın ve çok sayıda Ara Güler dostunun yazıları bulunuyor.
-Ara Güler sizin için ne ifade ediyor?
Ara Güler benim hayatımda çok büyük önemi olan bir insan. Onunla tanıştığım zaman fotoğrafın F’sinden anlamazdım. Bana hiçbir zaman patron gibi davranmadı. Abartmayayım ama ondan yaşamayı, ışığa bakmayı öğrendim, nefes almayı öğrendim. Üniversite okumadım ama okusaydım bile bu kadar çok şey öğrenemezdim. Bana büyük dostluk gösterdi. Kendisine minnettarım.
Kaynak:Milliyet



