MTA’nın 13 yıl sonra güncellediği Türkiye Diri Fay Haritası’nda fay sayısı 485’ten 700’e çıktı. Deprem tehlikesinin büyüklüğü bir kez daha ortaya konulurken güvenli konut, denetim ve afet hazırlıkları yeniden gündeme geldi.

Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’nün (MTA) 13 yıl aradan sonra güncellediği Türkiye Diri Fay Haritası kamuoyuyla paylaşıldı.
2013’te 485 olarak kaydedilen diri fay sayısı, yeni saha araştırmaları ve bilimsel verilerle 700’e çıktı.
Harita, deprem tehlike analizleri, altyapı yatırımları ve afet riskini azaltma politikaları için temel başvuru kaynaklarından biri olarak tanımlandı.
Uzmanlar, bilimsel verilerin güncellenmesine karşın deprem hazırlıklarındaki eksiklerin varlığını koruduğuna dikkat çekti.
MTA Genel Müdürü Vedat Yanık, 2022 yılında yatırım programına alınan güncelleme projesinin kapsamlı saha çalışmaları ve akademik araştırmalar sonucunda tamamlandığını açıkladı.
Yanık, yeni harita ve sayısal veri tabanının deprem tehlike analizleri, kritik altyapı yatırımları ve ulusal zarar azaltma politikaları için kullanılacağını ifade etti.
SORUNLAR YERİNDE DURDU
Yeni harita, yurttaşların yaşadıkları bölgenin diri faylara yakınlığını sorgulamasına imkân sağladı. AFAD’ın çevrim içi sistemi üzerinden e-Devlet girişiyle konum bazlı inceleme yapılabiliyor.
Ancak uzmanların yıllardır dikkat çektiği gibi, fay hattına yakınlığı bilmek tek başına yeterli değil. Deprem riski yüksek bölgelerde güvenli konut üretimi, yapı denetimi, toplanma alanları, altyapı dayanıklılığı ve kamusal afet planlaması temel başlıklar olarak öne çıkıyor.
Depreme hazırlık, yalnızca bireysel sorgulama ekranlarına bırakılamayacak kadar yaşamsal bir kamu sorunu olarak varlığını koruyor.
Türkiye’de milyonlarca yurttaş, deprem riski taşıyan bölgelerde, eski ya da denetimi tartışmalı yapılarda yaşamını sürdürüyor.
Kentsel dönüşüm uygulamaları ise birçok bölgede güvenli barınma hakkından çok rant odaklı projelerle gündeme geliyor.
Yeni diri fay haritası, bilimsel verinin güncellenmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendirilirken, asıl ihtiyacın bu verinin merkezi ve yerel yönetimler tarafından kamusal planlamaya, denetimli yapılaşmaya, afet bütçesine ve halkçı konut politikalarına dönüştürülmesi olduğu belirtildi.
Deprem uzmanı Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, MTA’nın Türkiye Diri Fay Haritası’nı 13 yıl sonra güncellemesinin yer bilimleri açısından olağan ve gerekli bir çalışma olduğunu söyledi.
Eyidoğan, “Son 10-15 yılda yaşanan depremler, tartışmalı bazı fayların daha net biçimde ortaya konmasını sağladı. Daha önce durumu kesinleşmemiş ya da haritaya dahil edilmemiş bazı fayların, yeni çalışmalarla birlikte diri fay olarak tanımlanmış olması mümkün. Bu nedenle diri fay sayısının 485’ten 700’e çıkması şaşırtıcı değil” dedi.
Eyidoğan, “Bir ülkede, kentte ya da ilçede deprem üretebilecek fayların bilinmesi elbette önemlidir; fakat bu bilgi imar planlarına, yer seçimine, yapı üretim süreçlerine ve afet hazırlıklarına yansımıyorsa sonuç değişmez. Türkiye’nin temel sorunu fayları bilmemek değil; bildiğimiz risklere rağmen yerleşim planlarında, yapılaşmada ve denetim mekanizmalarında gerekli adımları atmamak. Deprem tehlikesi bilinen bölgelerde yapıların depreme dayanıklı üretilmesi, mevcut yapı stokunun yeniden değerlendirilmesi ve kentlerin afetlere dirençli hale getirilmesi gerekiyor” diye konuştu.
Ülke nüfusunun büyük bölümünün kentlerde yaşadığına dikkat çeken Eyidoğan, şunları söyledi:
“Yoğun yerleşim alanları ve artan nüfus, özellikle 6’nın üzerindeki depremlerde can ve mal kaybı riskini artırıyor. Türkiye’de 5’in üzerindeki her depremde hasar görmemizin nedeni yalnızca fayların varlığı değil; yapı stokumuzun ve yerleşimlerimizin bu gerçeğe yeterince hazırlanmış olmamasıdır. Bu nedenle mesele yalnızca yeni fayların haritaya işlenmesi değil, bu bilginin kamusal planlamaya ve denetime dönüştürülmesidir. Türkiye’de hâlâ yapı üretim süreçleri, müteahhitlik sistemi, mesleki yetkinlik ve yapı denetimi alanlarında ciddi eksikler bulunuyor. Bu eksikler giderilmediği sürece, yeni fayların bulunması tek başına güvenli kentler yaratmaz. Önceliğimiz, depremde yıkılmayacak; hasar görse bile can kaybına yol açmayacak yapılar ve yerleşimler oluşturmak olmalı. Faylar zaten orada. Belki 10 yıl sonra yeni faylar da tespit edilecek. Ama asıl sorun, bu bilgiyi hayat kurtaracak politikalara dönüştürüp dönüştüremediğimizdir.”


