“Yabancı yatırımcılar daha fazla şehrimize çekilmeli. Sanatsal faaliyetler yoğunlaşmalı, Kente yakışır bir tiyatro ve opera binası kazandırılmalıdır”
“Tarıma dayalı sanayi ve gıda ürünlerinin, katma değeri yüksek ürünler haline getirilmesi için ihtisas sanayi bölgeleri oluşturulmalı”
İzmir’de 3 kuşaktır matbaa ve kağıt sektöründe faaliyet gösteren Mopak’ın Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Molay da görev yaptığı birçok sivil toplum kuruluşunda İzmir için kafa yoran işadamları arasında yer alıyor. 1946 yılında Karşıyaka’da doğan eğitim için 5 yıl bulunduğu Almanya dışında, hep İzmir’de yaşayan Molay, 1968 yılında Batı Berlin Grafik Sanatlar Akademisi’nde ilk matbaa mühendisi olarak mezun olan Türk ünvanını da taşıyor. Halen Türkiye’nin en etkili iş dünyası örgütü olan TÜSİAD’da da Yönetim Kurulu Üyesi olan Molay, Sosyal İşler Komisyonu Başkanı olarak da görev yapıyor.
Yabancı yatırımcı
Kendisine İzmir’i sorduğumuz Molay, İzmir’in kesinlikle EXPO 2025’e aday olması gerektiğini ifade ediyor. EXPO 2015 sürecinde İzmir’in büyük bir sinerji yakaladığına dikkat çeken Molay, bütün kurumların birlik ve beraberlik işinde bunun için çalışmasının şart olduğunu vurguluyor. İzmir’in mutlaka yabancı yatırımcı çekmesi gerektiğine işaret eden Molay, hala 3’üncü büyük kent unvanını koruduklarını, sanayi, ticaret, turizm sektörleri ile de Türkiye’nin batıya açılan penceresi konumunda olduklarını dile getiriyor. İzmir’in sanayi ve turizm potansiyeli ile Güney Fransa’nın Marsilya’sı ve Nis’i olabilecek potansiyele sahip olduğunun altını çizen Molay, liman, ulaşım ve kent temizliği sorunlarının da acil olarak çözülmesi gerektiğini belirtiyor.
Batıya açılıyor
Molay’a İzmir’in sanayisi, ticareti ve kültürüyle bulunduğu konum nedir? diye sorduğumuzda ise şu yanıtı alıyoruz: “Geçmişe dönük bir mukayese yapacak olursak 19. yüzyılda İzmir, tütün, pamuk, incir, üzüm gibi tarımsal ürün işletmeleriyle önde gelen bir ihracat merkeziydi. Aynı zamanda tacirlerin ticaret sonrası kültür ve sanat faaliyetlerini gerçekleştirdikleri şirin bir liman şehriydi. Nüfusu 150 bin civarıydı. Bugüne geldiğimizde ülkemizin 3.5 milyon nüfusuyla üçüncü büyük şehridir. Tarımsal ürün işletmeleri yerlerini büyük sanayi işletmelerine bırakmış, sanayi, ticaret ve turizm ağırlıklı ülkemizin batıya açılan penceresi konumunda olduğunu görüyoruz.”
‘Kazan kazan’ formülü
İzmir’in diğer kentlerin gerisinde kaldığı görüşüne de katılmayan Molay, ancak kentin coğrafyası ve potansiyeli itibariyle bugün çok daha iyi konumda olabileceğine işaret ediyor. İzmir’in Güney Fransa’daki turizm ve sanayi potansiyeline sahip Marsilya ve Nis şehirleri gibi olabileceğine dikkat çeken Molay, ancak kentin hiçbir zaman İstanbul olamayacağını veya İstanbul’u geçme şansının olmadığını da vurguluyor. İzmir için acil olarak sanayi envanterinin çıkarılması gerektiğini anlatan Molay, diğer yapılması gerekenleri ise şöyle sıralıyor:
“Kentimizde tarıma dayalı sanayi ve turizm ön plana çıkarılmalı. Tarıma dayalı sanayi ve gıda ürünlerinin katma değeri yüksek ürünler haline getirilmesi için ihtisas sanayi bölgeleri kurulmalı. Bu konuda çok daha fazla tanıtım yapılmalı. EXPO 2025’e muhakkak tekrar aday olunmalıdır. Bu aşamada İzmir’deki bütün kurumlar tanıtım ve EXPO için birlik beraberlik içinde olmalılar ve çalışmalıdırlar. Yabancı yatırımcılar daha fazla şehrimize çekilmeli. İzmir’i dünya kenti yapmak için “Kazan kazan” ilkesiyle hareket edilmelidir. Sanat ve kültür faaliyetleri yoğunlaştırılmalı, İzmir’e layık bir tiyatro ve opera binası kazandırılmalıdır.”
Gıpta ediyorlar
Son yıllarda İzmir kentinin oldukça iyi yönetildiğini savunan Molay, huzurlu bir kent olmaya devam etmemiz gerektiğine işaret ediyor. Bu durumun diğer kentler tarafından da gıpta ile izlendiğini belirten Molay, “İzmir’de çevre kirliliğine ve çarpık yapılaşmaya asla göz yumulmamalıdır. Ulaşım ve alt yapı yatırımlarına önem verilmeli. İzmir’de yaşayanların ve gelen turistlerin kentte güven, huzur ve temiz bir şehirde yaşamalarını sağlamaya devam edilmeli. İzmir halkının refah ve yaşam kalitesi sürekli artmalı. Ben karar verici olsam önce liman sorununu çözerdim. Mevcut liman artık yetmiyor. 2050 yılına kadar ihtiyacını karşılayabilecek, uygun bir yerde yeni bir liman inşaa edilmeli. Ardından çevre temizliği konusuna eğilirdim. Bundan beş yıl öncesine kadar körfez kokuyordu. Devreye giren arıtma sistemiyle çevre kirliliği önemli ölçüde önlendi. Önümüzdeki dönemde çevre kirliliği tekrar gündeme gelebilir. Bu konuda önlemler alınmaya devam edilmeli. Ayrıca trafik sorununun çözümü için ise ulaşım ve metro yatırımlarını mutlaka tamamlardım. İzmir’de doğmuş, yetişmiş ve çalışmış bir kişi olarak torunlarımıza, çocukluğumuzda gördüğümüz, hatırladığımız İzmir’i bırakamadığımız için üzgünüm. Bu durumu uzun vadede düzeltebilmek için üzerimize düşen her türlü görevi yapmak mecburiyetindeyiz” diye konuşuyor.
Bu kez yaşadığımız kriz dış kaynaklı
İş hayatı boyunca 5 kriz yaşadığını şimdi ise 6’ncı krize şahit olduğunu vurgulayan Molay, son krizin dış kaynakla olduğuna dikkat çekerek, Türkiye’nin bu kriz sonrası yapısal önlemler ve projeler üretememesi halinde bundan sonraki krizlerin kaçınılmaz olacağını ifade ediyor. ÖTV-KDV indirimleri ve istihdama yönelik bir takım tedbirler geç alınmış olumlu tedbirler olduğunu ancak bunların pansuman tedbir olduğunu anlatan Molay, krizden kurtuluş için şunları tavsiye ediyor: “Türkiye ancak üretim, ihracat ve eğitime dayalı uzun vadeli projelerle sağlam bir ekonomiye kavuşabilir. Ülkemiz; coğrafyası, iklimi, konumu, yer altı ve yerüstü kaynakları, insan kaynakları açısından son derece avantajlı konumdadır. Üniversite öğrencilerimizi iyi eğitemediğimiz gibi mezun olduklarında da iş veremiyoruz. Muhakkak üniversitedeki yığılmalar önlenmeli, meslek liselerine ve meslek eğitimine önem verilmeli ve teşvik edilmelidir. Meslek liselerinden mezun olanların en az beş yıl sanayide bilfiil çalıştıktan sonra üniversiteye girişleri kabul edilmelidir. Ülkemizin yapısal sorunlarının çözümü nitelikli eğitim almış insanların ekonomiye entegrasyonu ile olacaktır. Türkiye’de; üretim, ihracat ve eğitime dayalı projelerle sağlam bir ekonomiye kavuşturulması durumunda gelecekte bu tür ekonomik krizlerden en az şekilde etkileniriz.”
Kaynak: Yeni Asır


