Elektrik Mühendisleri Odası Başkanı Erol Celepsoy nükleer santral tartışmalarını gazetemize değerlendirdi
Tüm çevre örgütleri, meslek odaları ve vatandaşların nükleer santrallerin kurulmasına karşı durmasına rağmen Nükleer Santral Kanunu Yasa Taslağı Meclis’te bir gece de kabul edildi. TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Başkanı Erol Celepsoy, yıllardır tartışmalara neden olan nükleer enerji kullanımının tehlikelerine dikkat çekerek Meclis’ten geçirilen yasanın “enerji değil ihanet yasası” olduğunu söyledi.
Meclisten geçen nükleer enerji yasa tasarısını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yasaya geçmeden önce gelişimini anlatmak gerek. Meclis’ten yasanın geçmesi teknik bir zorunluluk değil siyasi bir tercih. Bu tercihi Nükleer lobiler Türkiye’ ye dayatıyor. Dolayısıyla nükleer santral kurulma olayları Türkiye’de ilk defa olmuyor. Çok kere denendi, her seferinde vazgeçildi. Yasa çıkmadan Akkuyu’da lisans vermeye hatta yapım aşamasına kadar gelindi. Ecevit hükümeti döneminde tekrar vazgeçildi.
Peki bu sürece kadar nasıl gelindi?
24 Ocak karaları ardından 12 Eylül bu karaların asıl uygulanmasını getirdi. Alınan kararlar, dünyada leoliberal akımlar ve özelleştirme rüzgarları Türkiye’de özelleştirmeyi doğurdu. Türkiye’de özelleşme Özal’la başlayan bir süreç. Daha önce dağınık olan yapı tek bir bünyede Türk elektrik kurumu bünyesinde toplandı. Enerjinin zaten üretim, iletim ve dağıtımı bir bütün halinde olmak zorunda ve bir plan ve program çerçevesinde bu yapılmak zorunda. TEK’ten sonra işte özelleştirme ile birlikte Türkiye’de enerjideki bu toplanan yapı dağıtıldı. 1980 yılında özellikle kamunun yatırımdan elini çekmesi, 80’li 90’lı yıllara kadar gelen sürecin yap işlet devret yapılan uygulamalar mevcut iletim, üretim, dağıtım hatlarını tamamen başı boş bırakılmasıyla enerjinin kendi kaderine terk edilmesine neden oldu. 2002 yılında 4628 sayılı Enerji Piyasası Kanunu’un çıkmasıyla kamu tamamen devre dışı bırakılmıştır. Türkiye kendi hidrolik kaynaklarını ve termik kaynaklarını tamamen bıraktı. Yanlış yapılan projeksiyonlarla doğalgaza bağımlı hale geldi. Türkiye kendi üretimini kendi yapar durumda iken birden bire bu enerji yetmiyor denildi. Birde dışa bağımlı bir politika izlenerek kaça bile alındığı belli olmayan ve ticari sır olarak saklanan bakanın söylemesine göre en ucuz ama bize göre en pahalı olarak alınan bir doğal gaza bağımlı hale geldi.
Ancak enerjinin sürekli stratejik olduğu söyleniyor…
Enerji stratejiktir diyoruz. Bir kamu hizmetidir kesinlikle ticari bir mal değildir. Mutlak suretle kamunun elinde olması lazımdır. Kamuyu devre dışı bırakıyorsanız tamamen özel sektörün insafına terk ediyorsunuz demektir bu. “Enerjine sahip çık karanlıkta kalma” kampanyası sürecin de hep bunları işlemeye çalıştık. Hidro elektiriği kullanmamışsınız, termik santralleri kullanmıyorsunuz rüzgarla ilgili santralleri devreye almak için hiçbir girişim yapmamışsınız, güneşinizden yararlanmıyorsunuz hiçbir şeyden yararlanmadan bir de mevcut santrallerinizi de 80’li yıllardan beri kaderinize terk etmişsiniz. Böylesi bir Ülke… Ve böylesi bir ülke de tamamen özel sektöre bağlı hale gelmişsiniz. Bütün bunlar yetmezmiş gibi enerji yetmiyor ne yapalım nükleer santral yapalım diyorlar. Bize göre bu nükleer santralleri ülke gündemine getirmek ve yasalaştırmak… Bu bir ihanet yasasıdır.
Türkiye’nin kaynakları enerji için yeterli midir?
Türkiye’nin nükleer santrale ihtiyacı yoktur. Mevcut kaynakları kendisine yetecek durumdadır. Sadece yapılan bu özelleşme ile birlikte Türkiye’de ki iletim, üretim ve dağıtımı başı boş hale geldi. Bütün halinde olması gereken enerji yöneticiliği parçalara önce 3’ e sonra 5’ e bölündü. İşte TEDAŞ’ın bölünmesinde öyle bir noktaya gelinmiştir ki TEDAŞ özelleştirme programına alınmıştır. Bu gün TEDAŞ’ın sahibi yoktur. TEDAŞ enerji bakanlığına mı bağlı, maliye bakanlığına mı bağlı yoksa özelleştirme başkanlığına mı bağlı belli değil. Tamamen özel sektör endeksli. Bu nükleer santrallerin kurulmasına karşı Elektrik Mühendisleri Odası Sekreteryası’nda nükleer karşıtı platformlar oluşturuldu. Bu platform içinde bir çok sivil toplum kuruluşu ve nükleer santral yapılacak denilen illerin halkı da yer alıyor. Ahmet Necdet Sezer’in tasarıyı veto etmesinden sonra, siyasi gelişmelerle ortalık toz duman halindeyken bir taraftan zamlar yapılırken diğer taraftan Nükleer Santral Yasası alel acele yasalaştı.
Neler yapmayı planlıyorsunuz?
Biz nükleer karşıtı platform olarak mücadeleye devam edeceğiz. Şimdi bir Cumhurbaşkanı farkı da var. Ben biliyorum ki bu tasarı Cumhurbaşkanı Gül, tarafından noktasına dokunulmadan onaylanacak. Ama bunun bir ihanet yasası olduğunun altını çiziyorum. Nükleer lobiler ülke halkını daha çok borca sokmak için bu yasayı çıkardılar. Ve milletin gözünün içine baka baka yalan söylüyorlar. Rüzgar enerjine doğal enerjilere yönelmişler. Ama biz nükleer santralleri bu ülkeye sokmaya çalışarak bu ülkeye ihanet ediyoruz.
Santrallerden kaç tane yapılacak, kaç megabayt üretecekleri de belli değil. Üstelik Türkiye’de yüzde yirmilerde olan enerji kaybının yüzde 15 çekildiği söyleniyor. Bu doğru değil. Oda olarak yaptığımız araştırmada yüzde 15 den fazla kayıp artı kaçaklar var. Ülkeyi daha fazla borçlandıracaklar. Nükleer santralin kapanış maliyeti kuruluş maliyetinden çok daha fazla. Bu kapanış maliyetini karşılamak ve kanunda ucu açık o kadar fazla madde var ki kamuya yüklenilmiş. Yapılacak olan santraller birilerine peşkeş çekilecek. Sırf yapılmış olsun diye yapılacak.
Hazırlayan: Eylem Lodos/Yeşim Özdemir
Kaynak: Evrensel


