Kırmızı Medrese, Abdaliye Medresesi ve Ulu Cami’de incelemelerde bulunan Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt, restorasyon çalışmalarının bitirilmesi için gerekli talimtaları verdiklerini söyledi.
Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt, Cizre’deki tarihi yapılarda incelemede bulundu. Beyazıt, Müdür Yardımcısı Ahmet Tanyolaç, Bitlis Bölge Müdürü M. Şakir Erarı, Proje Akademik Danışmanı Şehabettin Öztür, Cizre Kaymakamı Gökhan Azcan, İlçe Müftüsü Mehmet Koçtürk, Proje Koordinatörü ve Özel İdare Müdürü Faruk Özeravrlı ile birlikte restorasyon çalışmaları devam eden Kırmızı Medrese, Abdaliye Medresesi ve Ulu Cami’de incelemelerde bulunup yetkililerden çalışmalar hakkında bilgi aldı. Beyazıt, çalışmaların bir an önce bitirileceğini belirterek, “Cizre ülkemizinen güzel yörelerinden biri, ona bu güzelliği veren buranın kültürel hayatımızda, tarihi hayatımız ve dini hayatımız da son derece önemli bir yer olmasından kaynaklanıyor” dedi.
MEDENİYİTLERE BEŞİKLİK YAPMIŞ
Geçmişte insanların burada bir medeniyet kurduklarını anlatan Beyazıt, şöyle konuştu: “Cizre gerçekten medeniyetlere kaynaklık yapmış önemli kentlerimizden biri. Ama maalesef hak ettiği kadar Cizre bu medeniyetlerden nasibini alamamıştır. ”
Bölgede ne kadar vakıf tarihi eserleri varsa hepsini tek tek inceleyip gezdiklerini anlatan Beyazıt, “Verilmesi gereken yerde talimatlarımızı verdik, onarılması gereken yerlerde onarma kararı aldık ve eksiklikleri yerinde görme şansı yakaladık”
Kırmızı Medrese’de yapılan restorasyon çalışmalarının son derece güzel olduğunu söyleyen Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt, şöyle konuştu: “Projenin tamamlanması konusunda Cizre Kaymakamı ile birlikte karar aldık ve bununla ilgili kamulaştırma çalışmaları hakkında da arkadaşlara talimat verdik. Kamulaştırma çalışmalarının bitmesinden sonra Kırmızı Medrese etrafı açık bir şekilde kültürel hayata çok büyük bir katkı sağlar.”
Gelecek nesillere yatırım için onarılacak
Kırmızı Medrese’de çok büyük alimlerin ve bilimadamlarının yetiştiğini belirten Beyazıt, “Bu kadar önemli insanın yetiştiği bir yerde yeni nesillerinde bu şekilde ilme hayran kültüre hayran yetişmesi açısından buraları onarma gereği duyduk. Bu tarhi yapılardaki restorasyon çalışmalarının tamamlanmasından sonra Cizre tarihte olduğu gibi önceki yüzyıllarda olduğu gibi yine bir medeniyet timsali olarak, yine bir kültür timsali olarak buradan insanlara anlatmaya devam edecektir” dedi.
Kaynak: Yeni Şafak



13 Yorum
melek
tebrikler cizre fen lisesi öğrencilerine kimya alanında türkiye birincisi seçilmişl
can gençkal
restorasyondan ne anladığımız ve restorasyonun sosyal alanda kent ortamında nasıl bir işleve haiz olduğu konuları tartışmaya muhtaç
Anonim
Bizim gibilere kaldığınız zaman:
.Arap ülkeleriyle aramızdaki fark oluşur. Onlar sürünürken biz Laik Cumhuriyetin verdikleriyle göklere yükseliriz.
.Kadınların sıkı sıkıya kapatılıp evlere hapsedilmesi söz konusu olamaz. Kadınlar da erkeklerle eşit konumda özgür yaşarlar.
.Kimse kimsenin ne yaptığına karışmadığı gibi alttan alta propaganda yapıp büyük bir bölümü cahil bir halkı kandırmaya kalkmaz.
.Tutarlılık ve dış politikada bağımsızlık olur kimse üç ay önce kardeşim dediklerine, ortak bakanlar kurulu toplantısı yaptıklarına düşman muammelesi yapmaz ya da önceden bunları yapmaz.
.Kimse uzak bir gücün talimatıyla komşusuna saldırmaya kalkmaz.
.Kimse açlara yardıma gideceğim derken o açların ellerinde rehin gemileri soyulmuş denizcileri unutmaz.
.Kimse geleceğinden korkmaz.
.Kimse masaları toplamaz kimse diğerinin ne yaptığına karışmaz.
.Cemaatlerin önce şirkete, sonra tefeciye, sonra soyguncuya sonra politikaya hakim olma çabalarına izin vermez.
.Kısaca uygarlığın nimetlerinden yararlanır, özgür yaşarsınız.
melek
allah basbakanımızı basımızdan eksik etmesin sizin gibilere kalmıssak
melek
sen kimsin
Anonim
%50,1 olacaktı… o da hile olmadığını varsaysak bile -ki….-
Anonim
Nice yıllara bölünmüş birbirinden nefret eden kesimlerden oluşan Türkiye,
Nice yıllara yok sayılan Türkiyenin %507’1 i,
Nice yıllara tam gaz giden yağma talan soygun,
Nice yıllara her gün gelen şehit haberleri,
Nice yıllara bağımsız olduğuna artık kimsenin inanmadığı adalet,
Nice yıllara tahammülsüzlük,
Nice yıllara ramazanda toplanan masalar, insanlara empoze edilen “siz şöyle yaşayacaksınız” talimatları
Nice yıllara ağır ağır sokulan irtica…
Nice yıllara üç ayda “kardeşten düşmana” dönüşen komşular…
Nice yıllara ağlayan anneler babalar…
meltem akarcalı
tarihi yerlerin gelecek kuşaklara aktarılması çok önemli bir görev ve bu görev için daha iyi bir takip gerekiyor. istenirse çok iyi şeyler yapılabilir.
Melek
Ak partiye nice mutlu seneler
Anonim
Cizre geçmişin çok önemli bir kültür kenti, Medreseleri ve bundan önemlisi burada dersler veren hocaları…fikir adamları, tarihcileri (İbn ül Esir…), sadece bu kente özgü ve hieroglif olmayan bir yazının varlığı bile Cizre’nin ne kadar önemli bir kültür merkezi olduğunu anlatmaya yeter. Zaten konumu itibari ile de başka türlü olması mümkün olmazdı.
Sait Özervarlı Cizre’yi şöyle anlatmakta:
“HANİ’NİN TASVİRLERİNE GÖRE XVII.YY. DA CİZRE
Cizre hakkında tasvir yapan benim bulduğum en eski müellif İbn Havkal’e (ö.367/977) göre”Ceziretü İbn Ömer,ağaçları,meyveleri,suları,tepeleri,istifade edilen yerleri,verimli toprakları ve suru olan küçük bir şehirdir.Savaşlar olmadığı takdirde badem,fındık,kuruyemiş,incir v.b. götürülüp satılır.Bölgenin en mamur ve en güvenlikli yeridir.”…..yine klasiklerden Maksidi’ye (ö.380/990) göre”Ceziretü İbn Ömer,üç tarafı sularal çevrili,şirin ve nezih bir şehirdir,binaları taştan yapılıdır ve burada kış mevsimleri güzel geçer.”…..Yakut el-Hamavi (ö.626/1229)”Ceziretü İbn Ömer, verimli ve hayratı bol bir merkez ve çok sayıda alimin yetiştiği bir yerdir.”der.Hamdullan el Müstevfi’nin (ö.740/1340) eserinde ise ”el-Cezire 100’e yakın köyü bulunan büyük bir şehir olup üzümü çoktur.”demiştir.
Meşhur seyyah İbn Battuta’ya (ö.770/1368-9) göre ”Cezire-i İbn Ömer büyük,güzel ve tarihi harabelerle dolu bir şehirdir.Güzel bir çarşısı,taşlardan yapılmış sağlam bir camisi ve surları var.Halkı çok iyi ve düşkünlere muhabbetleri var.Cizre’den Hz. Nuh’un gemisinin indiği Cudi Dağı görünür.”Hani’nin çağdaşı ve ünlü Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi de(ö.1095/1684) ”Seyahatname”sinde Cizre’den bahsederken Hz. Nuh’la ilgili uzun bir anlatıma yer verir.
İngiliz gezgin Gertrude Lowthian Bell, 1911’de yayımladığı ”Amurath”adlı eserinde Cizre’nin Şah(Çağlayan) köyünün kalesinden ve Hisar (Hebler) köyünün mukayaese edilemeyen inanılmaz güzelliğinden bahseder.Onun anlatımına göre Hebler nar,ceviz,incir,badem ,dut ağaçlarına gömülü,üzüm asmaları bir ağaçtan diğerine uzanmış,yerler ekinlerle kaplı,yamaçlar ise kıpkırmızı zakkum çiçekleri ile çevrilibir yerdir.Cizre ise ada üzerine kurulu,kalesinde aslan figürleri bulunan,surları kısmen ayakta kalan,yarım saat mesafede tarihi köprüsüne.bronz kapılarave orjinal tokmaklara sahip ulucamisi bulunan bir şehirdir.Müellif ayrıca suyun çekildiği nehir yatağının bazı yerlerde oluşturduğu bataklıktan kaynaklanan sıtmanın yaygınlığına ve yazın aşırı sıcağına da temas eder….
Şeyh Ahmed-i Hani 1061 yılında Hakkari yöresinde doğmuştur.Babasının adı İlayas’tır.Birçok şehri dolaşarak medreselerde ilim tahsil etmiş,bu arada uzun yıllar Cizre’de yaşamıştır.Bilinen eserleri arasında Akaid Risalesi,Nubahar adlı lugat kitabı,rubaileri ve konumuzu teşkil eden Mem u Zin adlı manzumesidir.1700’lerin başında Ağrı’nın Doğubeyazıt ilçesinde vefat etmiştir.Kabri İshak Paşa Sarayı yakınındadır….
Mesnevi tarzında yazılmış olan Mem u Zin,Leyla ve Mecnun,Ferhad ve Şirin gibi bir aşk hikayesidir.Cizre’de yaşanmış olaydan aktarılan hikayenin kahramanlarının türbeleri Mir Abdal Mescidi’ nin bitişiğinde olup bugün de ziyaret edilmektedir.Sözü edilen olay Cizre’de geçtiği için eserde o günün Cizre’si hakkında da önemli tasvirler yer almaktadır.Ayrıca yaratılıştaki sırlar,ilahi aşk,toplumsal sorunlar,halkın bilgilenmesi,birlik ve beraberlik, vefa duygusu gibi temalar da işlenmektedir.Edebi özelliği yanında ayrıca beyitlerinde yoğun bir şekilde düşünce,ahlak ve toplum felsefesi işlenmektedir.Kainatın yaratılış ile insanlara sorumluluk yüklenmesindeki sırlar üzerinde duran Hani,gerek tabiatta gerekse insanın duygu ve davranışlarında görülen zıtlıkların hem eşyayı tanımayı sağladığını,hem de varlıkta ve insandaki ahenk ve birliği temin ettiğini düşünür.Ayrıca görünüşte kötü olan birçok şeyin aslında iyi olduğunu belirtir.
Mevlana ve Cami gibi tasavvuf şairlerinin etkisinde olduğu anlaşılan Hani’nin ilahi aşka,Allah’ın kudretine ve insanlar arasındaki vefa duygusu zerinde çokça vurgu yaptığı görülmektedir.
Hani’nin İsmail Bayezidi (ö.1121/1709) Şerif Han Culamergi (ö.1161/1748) ve Murad Han Bayezidi (ö.1192/1778) gibi öğrenci ve takipçileri olmuştur.
Olayın vuku bulduğu dönemdeki cizre beyinin adı zeynüddün olarak veren hani,muhtemelen beyi asıl adıyla değil,hizmetlerinden dolayı ”şehtin ve dinin süsü” anlamındaki kahabıyla tanıtmıştır.Haninin mesnevisi incelendiğinde cizreyi şu 3 yönüyle öne çıkardığı gözleniştir. Tarihi ve geleneksel unsurlar,zenginlik ve bolluk,çevre güzelliği.
Hani eserinde Cizre’nin, büyük insanların ve beylerin meskeni olduğunu sık sık vurgular.Ayrıca Cizre’deki birçok gelenek ve olayları ayrıntılı olarak tasvir eder.Düğünlerde çalgılar keman,ud,rebap,tanbur,zurna,santur ve nakurdan oluşurken,yaygın olan avcılık geleneğinde Hani’nin ifadesine göre Bey’in katılımıyla gerçekleşen toplu av partileri yapılırdı.Avcı hayvanlar olarak şahin,kartal tazılar kullanılırken,saf kan arap atlarıyla iştirak edilen avda yabani hayvanlar ve özellikle tavşan,ceylan,ahu,turna,keklik ve çil yavruları hedef teşkil ediyordu.Av sonunda canlı yakalananları Beyler;vurulup kesilenleri halk alıp Cizre’ye dönerdi.Beyler ve Şehzadeler arasında yaygın olarak satranç oynama ve zaman zaman iddialı turnuvalar düzenleme adeti mevcuttu.
Bey’in bahçesine gelince; İrem bahçesi ancak onun yanında bahşiş olarak verilirdi.İçinde büyük ağaçlar,selviler,çamlar ardıçlar,çınarlar,narlar,elmalar,çiçeklerden reyhan,menekşerler bulunuyor,her tarafı çimlerle kaplı,ayrıca kuşlar ötüşüyordu.Hani’ye göre bahçe düzenli ve sistematik bölümler ayrılmış,kenarları cetvelle çizilmiş,etrafı süslenmiş bir kitaba benzemektedir…..
Dicle Nehri ise Hani’nin tasvirlerinde Cizre’nin hayat kaynağıdır.Yani Kahire için Nil neyse Cizre için de Dicle odur.Özellikle yazın Cizre’lilerin can damarı haline gelir.Ancak kış ve ilkbahar aylarında Dicle Nehri kabarır,çoşar ve taşar.Hani de Dicle Nehri’nin çoşkusunu ve taşmasını aşıkların sabırsızlığına,onların dinmeyen gönül dünyalarına benzetmektedir.O’na göre sükunet bulmayan,kendi nehir yatağında kalmayan ve Cizre’yi bir ada haline getiren Dicle ya deli yada aşıktır.Şair,sevgilisine kavuşamayan Mem’in ağzından Dicle Nehri’ne şöyle seslenir:”Nedir senin istediğin?Eğer senin aşkın Cizre ise buna kavuşmuş bulunuyorsun!çünkü şehirdeki evler seninle beraberler,adeta kalbine girmişler.Hatta sen Cizre’nin boynunda bir gerdanlık gibisin.Hala sen Allah’ı anmıyor ve günde bin kere şükretmiyorsun.Üstelik çok sevdiğin Cizre’de kalmıyor ve feryad edip bağdat doğru gidiyorsun.
Şair, Dicle Nehri’nin geçtiği ve Cizre’de sayfiye yerleri kabul edilen bölgelerin adlarını şöyle sayar:Westani,Nergizi,Saklan,Dervazi,Ömeri ve Meydan’ı zikretmektedir.Bunların bazıları bugün de Cizre’lilerin seyrana gitme adını verdikleri kıra çıkma geleneğinin başlıca yerleridir….
Doç. Dr. M. Sait ÖZERVARLI
TDV İslam Araştırmaları Merkezi”
Buradan günümüze gelince Cizre bir tarafta dini taassubun, diğer tarafta PKK terörünün kol gezdiği; bu durumdan çıkartmak için gönderilen Jandarma Komutanlarının ağır cezalarda yargılandığı bir kent görünümündedir. Çok avantajlı konumuna rağmen kaçakcılıktan, sorunlu nakliyeden başka bir yol bulamamış bir kent görünümündedir. Ve bu görünümü kesinlikle hak etmemektedir.
Melek
Cizre lisesine selamlar sinif ögretmenimiz suat donuk hocamada selamlar kendisi edebiyat hocasidir
Melek
Cizrenin mem u zin aski dillere destan bu gúzelligi gelip görmeniz lazim ben bir cizreli olarak ama insanlar korkuyor buraya gelmeye hepimiz kardesiz
Zehra
Çok guzel bir yer