Birleşmiş Miletler Uluslararası Felaketleri Azaltma Stratejisi Direktörü Salvano Briceno bir gazeteye verdiği demeçte “Haiti’de hiçbir bina depreme dayanamadı. Niye?” sorusuna şöyle cevap veriyordu: “Bunun tek sebebi elbette sefalet değil, bilgisizlik, yolsuzluk, risk kültürünün eksikliği de önemli etkenler.”
Briceno, Türkiye gibi sıksık büyük ve yıkıcı depremlerin olduğu ülkeleri ilgilendiren önemli şeyler söylüyordu:
* Kimse bu kadar büyük bir sarsıntı öngörmüyordu ve muhtemelen sadece japon deprem standartlarıyla inşa edilmiş binalar böyle bir depreme dayanabilirdi. Yine de, risk azalma stratejilerimizin başında, hastanelerin deprem normlarına göre inşa edilmesini zorunlu kılmak geliyor. Oysa Haiti’de 4 büyük hastanenin dördü de yıkıldı.
* Depreme dayanıklı inşaat daha pahalıya mal oluyor diye düşünmek yanlış. İnşaat yapacağınız yeri dikkatli seçmenin, yani şehircilik kurallarına asgari riayetin hiçbir ek maliyeti yok. Ama, Port-au-Prince’teki gibi, tepelere de inşaat yapsanız, mesela toprak kayması riskini azaltmanın yolları var.
* Nepal gibi kimi çok fakir ülkeler deprem normlarına uyuyorlar. Bu gelişmiş inşaat malzemesi sorunu değil, aklınızı kullanırsanız ve istekliyseniz oluyor.
* Bizim görevimiz hükümetlere ‘risk kültürü’ kazandırmak. Tsinamiye karşı mangrov ormanları dikmek, ön uyarı sistemleri geliştirmek, halkı bilinçlendirmek, kriz halinde kurtarma planları hazırlamak. Hükümetlerin yapabileceği çok şey var.
* Ve bu tedbirler çok iyi sonuçlar veriyor. Bengladeş böyle bir risk kültürü edinmeyi başardı. 2007’de meydana gelen Sidr kasırgası 3.500 kişinin ölümüne sebep oldu. Halbuki 1991’de ülkeyi vuran benzer güçteki bir kasırgada 191.000 insan ölmüştü. 2008’de Küba’da çok şiddetli 5 kasırga meydana geldi. 5 kişi öldü. (Les Echos, 21 Ocak 2010)
Biz de merak ettik. 17 Ağustos depreminin üzerinden 10 yıl 6 ay geçti. İstanbul’da beklenen ‘büyük deprem’ için verilen ‘en çok 30 yıllık’ sürenin üçte biri bitti, risk daha da arttı. Acaba ‘risk kültürü’nün neresindeyiz? Ne kadar bilinçliyiz, bu sürede nasıl değerlendirdik, depreme ne oranda hazırız, geçen ‘10 hayati yılı’ nasıl değerlendirdik?
Depreme dayanıklıklık artık temel kriter oldu
Bundan 10,5 yıl önce 17 Ağustos 1999 tarihinde Marmara bölgesi şiddetli bir depremle sarsıldı. Başta Kocaeli, Sakarya, Yalova, Düzce, Bolu ve İstanbul olmak üzere pek çok il ve ilçede binlerce bina 45 saniyede yerle bir oldu. Türkiye’de meydana gelen deprem felaketleri, sonunda depreme dayanıklı konut yapma konusunda aklımızı başımıza getirdi. Marmara Depremi, İstanbul çevresindeki binaların hasar derecesiyle inşaatta kullanılan malzeme arasındaki doğrudan ilişkiyi ortaya koyunca, beton başta olmak üzere, birçok yapı malzemesinde kalitenin önemi ve standartları yükseldi. Günümüzde konut tercihinde depreme dayanıklılık temel kriter haline gelince, ev sahibi olmak isteyenler de özellikle deprem sonrası inşa edilen konutları tercih etmeye başladı.
Türkiye, 2005 yılında başlayan büyük konuıt hamlesiyle yeniden yapılanmaya başladı. Özellikle İstanbul dev bir şantiyeye dönüştü. 2005’ten bugüne kadar İstanbul’da 552 proje yapıldı ve toplam 254.696 konut inşa edildi. Markalı konut üretiminin önde gelen gayrmenkul kuruluşlarından Sinpaş bugüne kadar 9.103, Dunmankaya 6 bin, Teknik Yapı 3.249, Ağaoğlu 9.512, Kuzu Grubu ise 2.700 konut üretti. Teknik yapı 2004 yılından bu yana 18 konut projesinde yer alan 3.249 konutun yapımını üstlendi.
Hazır beton kullanımı yüzde 95’e yükseldi
Türkiye’de özellikle 1999 yılında yaşanan Marmara Depremi sonrası konut tercihinde depreme dayanıklılık temel kriter haline gelince, inşaat sektöründe beton başta olmak üzere bir çok yapı malzemesinde kalitenin önemi ve standartları artırıldı. İnşaat sektöründe geçmişte daha ilkel yöntemlerle göz kararı ve el yordamıyla hazırlanan betonlar 10 yılda yerini hızla depreme dayanıklı hazır betona bıraktı. Bugün Türkiye’de inşaatlarda kullanılan betonların yüzde 95’i hazır betondan oluşurken, hazır beton üretimi son 10 yılda 27 milyon metreküpten 74 milyon metreküpe ulaştı.
Sadece 4 bin kamu binası incelendi
1999 yılında yaşanan depremlerin ardından İstanbul’da ki 40 bin binanın güçlendirilmesi kararı alındı. Ancak, ilk 6 yıl içinde bu binalardan sadece 4 bini güçlendirilebildi. Bunda da, daire başına 5 bin doları bulan güçlendirme bedeli ve en az 6 ay binayı boşaltma zorunluluğu etkili oldu.
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nın 2005 yılında yaptığı envanter çalışmaları sonucunda ise Türkiye’deki toplam kamu binaları stokunun (Milli Savunma Bakanlığı, üniversiteler, özel okullar ve dersaneler hariç) yaklaşık 80 bin adet olduğu tespit edildi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın genel olarak kurumlarına tahsisli binaların depreme dayanıklılık analizleri ve güçlendirme işlerini kendi bünyelerinde veya valilikler kanalıyla yürüttü. Ancak kapsamlı olarak deprem dayanıklılık analizleri yapılan kamu binası sayısının 4 bin civarında olduğu açıklandı.
7,5 ve 7,7’lik depreme göre 2 farklı senaryo
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Deprem ve Zemin İnceleme Müdürlüğü bünyesinde hasar tespit projesine başladı. 2002 yılının sonunda tamamlanana bu projeyle muhtemel bir depremde, İstanbul’da hasar riski yüksek alanların belirlenmesi konusunda mahalle bazında bina ve altyapıların hasar görebilirliği incelendi. Söz konusu çalışmayla deprem zararlarının azaltılmasına yönelik yeni projelerin geliştirilmesinin yanında kısa, orta ve uzun vadede alınması gerekli önlemlerin belirlenmesi hedeflendi. japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (jICA) ile ortaklaşa yürütülen ve 4 farklı senaryo depremi esas alınarak hazırlanan bu proje ile mahalle bazında tüm alt ve üstyapılarda meydana gelecek hasar oranları tespit edildi. İstanbul’da iki farklı senaryoya göre(7.5 veya 7.7 büyüklüğünde bir deprem için ön görülen) muhtemel kayıp ve hasar durumu şöyle:
. 50.000 ila 60.000 ağır hasarlı bina,
. 500.000 ila 600.000 civarında evsiz aile,
. 70.000 ila 90.000 civarında ölü,
. 120.000 ila 130.000 ağır, 400.000 hafif yaralı,
. 1.000 ila 2.000 noktada su sızıntısı,
. 30.000 doğalgaz kutusunda gaz çıkışı,
. Elektrik kablolarının yüzde 3 ünde kopma,
. 140 milyon ton enkaz,
. 40 milyar ABD doları civarında maddi kayıp,
. 1.000.000 kişi için kurtarma operasyonu,
. 330.000 çadıra ihtiyaç duyulacağı saptandı.
4’er uydu telefonu ile 10 haberleşme aracı görev yapacak
17 Ağustos 1999’daki haberleşme sorunundan da dersler çıkarıldı. İki operatörden 78 uydu telefonu ile üç ayrı yoldan alternatif internet erişimi kuruldu. Olası bir deprem sonrasında son sistem haberleşme cihazlarıyla donatılmış mobil komuta aracı ve hareketli canlı yayın araçlarıyla haberleşme yürütülecek. 4’er uydu telefonu ile 10 haberleşme aracı görev yapacak. Önem taşıyan 411 kavşağın görüntüsü, yüksek noktalara yerleştirilen 14 özel nitelikli kamera ile afet anında izlenebilecek. Ayrıca İstanbul Valiliği, 20 il valiliği ile yardım ve işbirliği protokolü imzaladı. Deprem anında İstanbul’a yardıma koşacak iller arasında Aydın, Balıkesir, Bilecik, Bolu, Bursa, Çanakkale, Denizli, Edirne, İzmir, Karabük, Kırklareli, Kocaeli, Kütahya, Manisa, Muğla, Sakarya, Tekirdağ, Uşak, Yalova ve Düzce yer alıyor.
Araçlara el konulacak 5 milyon ekmek depolanacak
2 bin 841 İETT otobüsü ve 2 bin 82 özel halk otobüsünün yanı sıra İETT’nin diğer araçları ve İstanbul Belediyesi ile iş yapan müteahhit firmaların araçları ulaşım, kurtarma ve enkaz kaldırma çalışmaları için kullanılacak. Bu amaçla gerekli protokoller yapıldı. 400 sivil su tanker sahibine, depremde araçlarının kullanılacağı bildirildi. 86 iskele, 33 vapur, 16 araba vapuru, motorbot, 6 hizmet aracı, 25 deniz otobüsü ve 8 hızlı feribota sağlık malzemeleri yerleştirildi. Bir mobil mutfak, mobil fırın aracı hazırlandı. Halk Ekmek Fabrikası, depremde 5 milyon ekmeği depolayıp dağıtacak şekilde planlama yaptı.
Deprem Dede’den iyimser senaryo
Deprem güvenliğine sahip yapı talebinin çok arttığını söyleyen Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırmaları Enstitüsü’nün eski müdürü Prof. Ahmet Mete Işıkara umutlu:
“Toplum eskisi gibi her ne olursa olsun ölüm olsun anlayışından çıktı. Yaşadığım bina güvenli olsun anlayışına döndü. Deprem şartnamesine uygun yapılıp yapılmadığı sorusu konut alımında öncelikli hale geldi. 14-15 Ocak’ta Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırmaları Enstitüsü Marmara depremiyle ilgili senaryoyu revize etti. Buna göre can kaybını yarı yarıya indiği, deprem bilincinin toplumda yükseldiği ve güvenli yapı talebinin gittikçe arttığı ortaya çıktı. Hep buna çırpınıyordum biliyorsunuz.”
Kandilli: Risk yarıya indi
Gerçekten de, Kandilli Rasathanesi’nin Ocak ayında yayımladığı yeni deprem senaryosu bugüne kadar yapılanlardan daha iyimser. Kandilli Rasathanesi Müdürü Prof. Dr. Mustafa Erdik, İstanbul için yapılan deprem risk çalışmasında ölü sayısının yarı yarıya düştüğünü açıklamıştı. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırmaları Enstitüsü deprem senaryolarının değiştiğini, geride kalan 10 yıllık süre içinde İstanbul için daha iyimser bulgulara ulaşıldığını açıkladı. Erdik, Enstitü olarak 2000 yılında 7,5 büyüklüğündeki bir deprem senaryosuna göre ölü sayısını yaklaşık 50 bin, yıkılacak bina sayısını da 40-50 bin civarında belirlediklerini, ancak yeni yaptıkları araştırmada bu sayıların azaldığını söyledi.
Yeni seneryoya göre depremde hayatını kaybedenlerin sayısının 20-25 bin, yıkılacak bina sayısının da 30 bine indiği açıklandı. Bunun nedeni olarak da 2000 yılından sonra İstanbul’da yapılan binalardaki iyileşme ve belirsizliklerin azalması gösterildi. 10 yıl öncesine oranla şimdi deprem yer hareketinin hangi boyutlarda olacağını daha iyi tahmin ettiklerini açıklayan Enstitü “Son 10 yılda bilgi dağarcığımıza birçok depremden bilgiler girdi. Bu nedenle yer hareketini tespit etmede istatistiki olarak daha iyi durumdayız” açıklamasını yaptı.
Prof. Dr. Sucuoğlu: ‘Deprem olsun sonra düşünürüz’ noktasına gelindi
İstanbul Deprem Masterplanı projesinin koordinasyonunda görev alan; Zeytinburnu, Fatih ve Küçükçekmece ilçelerindeki uygulamaları yürüten; 2007 Deprem Yönetmeliği’ni hazırlayan Deprem Yönetmeliği Komisyonu’nun yürütücülüğünü yapan ODTÜ Yapı Mekaniği ve Deprem Mühendisliği Laboratuvarı’nın yöneticisi Prof. Dr. Haluk Sucuoğlu İstanbul depremiyle ilgili sorularımızı cevapladı.
* 1999 Marmara depremi sonrasında var olan kamu binaları stokuyla ilgili neler yapıldı?
Başlıca çalışmalar Milli Eğitim Bakanlığı (okullar, yurtlar ve lojmanlar), İPKB (İstanbul Proje Koordinasyon Birimi) Dünya Bankası İstanbul ISMEP Proje Direktörlüğü (okullar, hastaneler), Maliye Bakanlığı (bazı defterdarlık binaları) ve Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından güçlendirmesi yaptırılan bazı kamu binaları. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından güçlendirilen yatılı okulların bir kısmı bizim Hürriyet gazetesi ile birlikte yürüttüğümüz “Okullarımız Yıkılmasın” kampanyasında projesini yaptığımız binalar. İPKB’nin tüm parası Dünya Bankası’ndan geliyor. Yani Türkiye tarafından yaratılmış bir kaynak yok. Borç aldık, ödeyeceğiz.
* Deprem sonrasında uygulamaya konulan yasal zorunluluklar neler?
2004 Deprem Şurası’nda alınan kararlar uyarınca Deprem Yönetmeliği yenilendi (2007), kat mülkiyeti yasası değişti, imar planlama ve şehircilikle ilgili Bayındırlık ve İskan Bakanlığüı tarafından bazı yeni yasalar da çıkarıldı.
* Tabii afet riskinin azaltılmasına yönelik hükümetlerin neler yapması gerekir? Türkiye’de bu konuda yapılanları yeteli görüyor musunuz?
Bu sorunun cevabı ciltler tutar. Ama öncelikle yasal mevzuatın (imar ve afet-deprem ile ilgili yönetmelikler) uygulanması gerekli. Uygulama genellikle yapılamıyor, müeyyideler yetersiz, denetim başarılı değil. Bunların temelinde yatan neden barınma ihtiyacının önceliği nedeniyle risk alınması. Politik nedenler de etkili elbette. Yasal mevzuatı uygulayan bir belediye başkanı bir daha seçilemez. Barınacak yeri, evi olmayan ve imkanı da yetersiz kişiye yapı ve deprem güvenliği empoze etmek mümkün değil. İşin özünde garibanlık yatıyor esasında.
* Konuyla ilgili söylemek istedikleriniz…
Çoook. Ama hangisi? İstanbul 2010’un İstanbul 1999’dan risk bakımından çok az farkı var. Esas risk (sayıları 1 milyonu aşan) konut binalarında. Bunların yaklaşık 250-300 bini birinci derece deprem bölgesinde. Bu konut binaları aynen duruyor. Riski azaltıcı hemen hiçbir şey yapılmadı, yapılması da zor. Bunun için bir devlet stratejisi gerekiyor. Ama bu türlü bir yatırım (binaların güçlendirilmesi) katma değer yaratmayacağı için hükümet ve belediyeler açısından cazip görülmüyor. Diğer seçenek olan ‘kentsel dönüşüm’ ise siyasî olarak çok fazla yıpranan bir kavram oldu, insanlara inandırıcı gelmiyor. Yani artık ‘deprem olsun, sonra düşünürüz’ noktasına gelinmiş durumda. Diğer illerdeki durum da hiç farklı değil. Niyet var gibi görünüyor, ama hiçbir ciddi proje ve uygulama yok.
Kaynak: Hürriyet Emlak


