Boğaz’da müzik yasaklanmalı mı?
Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun Bloomberg HT’de Gülin Yıldırımkaya ile HT Gündem programında yaptığı açıklama tartışma konusu oldu. İstanbul Boğaz hattındaki eğlence mekânlarında müziğin tamamen yasaklanacağını söyleyen Bakan Eroğlu, “Ünlü işletmelere başka yer tahsis edilecek” demişti.
İşte köşe yazarlarının Eroğlu’nun açıklamasına dair yazdıkları:
Pakize Suda / Gazete HABERTÜRK
Boğaz, Boğaz’a ihtiyacı olanlara kalsın
Boğaz’da eğlencenin sesi saat 23.59’da kısılacak.
“Kuruçeşme çıkışlı” sorun her yıl bu zamanlar hortluyor. Ünlü gece kulüplerinin
civarında oturanlar, hatta daha çok karşı kıyıdakiler gürültüden rahatsız.
Ama 23.59 çok erken değil mi yaz gecesi için?
Evlerde kurulan sofralar bile daha geç saatlere kadar sürmez mi?
Hele Boğaz söz konusuysa, kim 23.59’da yatağa girer?
Kim doyar geceye?
Ama bu dediklerim “savunma” olamaz tabii; mahkemede çıkıp söylesem hâkimden “Ne diyorsun sen hanım!” diye azar işitirim. Hem biri de kalksa uykuya methiye düzse… Hakkın hukukun bu yolla sağlanmasının imkânı yok.
*
Aslına bakarsanız bu konuda en son fikir beyan edecek insan benim; ne Kuruçeşme’de sabahlayanlardanım ne de Boğaz’da evim var çünkü.
Konuya girmemin esas nedeni, son yıllardaki eğlence şeklinin, karşıdan bakana “nerede olduklarının ne önemi var” diye düşündürmesi.
Çevre ve Orman Bakanı, sesi kısmak istemeyenler için başka yer tahsis edebileceğini söyledi ya, oradan aklıma geldi.
Sahi, mesela Kuruçeşme’deki o ünlü mekânların müdavimlerini oraya çeken şey Boğaz mıdır?
Akşamüzeri içkisi için orada olanları kastetmiyorum. Yahut güzel bir müzik eşliğinde iyi bir yemek yiyip en geç 23.00’te kalkıp gidecek olanları. O içkiye ve yemeğe Boğaz’da olmanın kattığı keyfi bilirim; hele günün geceye döndüğü o “lacivert saatler”de…
Sözünü ettiğim, gece boyunca durduğu yerde sallanarak birbirini kesenler… Gözü onda bunda değilse elindeki cep telefonunun ekranında olanlar… Gecenin büyük bir kısmını tuvalette makyaj tazeleyerek, dedikodu yaparak, kusarak geçirenler… Yiyişmekten gözü hiçbir şey görmeyenler… Karşıda görünen kıyının neresi olduğundan habersiz olanlar…
Onlar için orada bulunmanın tek nedeni orasının moda olmasıdır. Onların deyimiyle “trendy”.
Yani Boğaz’da olmuş yahut dağ başında fark etmez. Ha, yalnız kenarına su götüreceksiniz ki tekneleriyle yanaşabilsinler. Bu şart!
*
Hakikaten doğru olan taşınması belki de. Eğlence anlayışı bu olanların yüksek volümde müzik dinleyebileceği bir yere…
Orada özgürce eğlencenin dibine vursunlar, Boğaz’ı da Boğaz’da olduğunun farkına varacaklara, başını hiç olmazsa bir kere çevirip karşı kıyıya bakacak olanlara bıraksınlar.
Hadi kimseyi kırmamak için kazı çevireyim; sizin kendinizi iyi hissetmeniz için Boğaz’ın takviyesine ihtiyacınız yok güzeller!
Cengiz Semercioğlu / Hürriyet Kelebek
Mekanlar ne zaman kapansın…
Çevre Bakanı Veysel Eroğlu mekanların 24.00 bile değil, 23.59’da kapanacağını açıkladı. Müziğin sesini kısmak falan değil dikkatinizi çekerim, Boğaz’daki mekanların kapanmasından bahsediyor Bakan…
Daha iyi önerim var.
23.59 bile geç Sayın Bakan, mekanlar yatsı namazının ardından kapansın. Şu sıralar yatsı namazı 22.49’da okunuyor.
Boğaz’da bangır bangır müzik yayını yapan gezinti teknelerinin ne olacağını onlarca kez sorduk Bakan’a, yanıt alamadık.
Ben tanık oldum kaç kere İbo’dan ‘Allah Allah’ çalan teknelerin Muhtar’ın iskelesine kadar yanaşıp, “Burası da ünlü gazeteci Reha Muhtar’ın yalısıııı” diye anons yaptıklarını…
Sorun gerçekten gürültüyse Boğaz’da değil, her yerde var…
Her semtte düğünler gece yarılarına kadar sürüyor, sokaklarda davullar çalınıyor diyorum, Sayın Bakan bu gürültüye kulak asmıyor ama…
Anlaşılan o ki aslında şehirdeki gürültü değil, sadece Boğaz’daki mekanlar bitirilmeye çalışılıyor.
Reha Muhtar / Vatan
Boğaz’daki eğlence mekânlarını 23:59’da mı kapatacaksınız Sayın Bakan?..
Koskoca bir yaz içinde toplasan 5 defa, Reina’ya ya da Sortie’ye gitmem…
Gittiğimde de restoranlarında yemek yer, en fazla oniki bilemedin yarım eve dönerim…
Sabaha kadar eğlenmem ki, Reina’nın ya da Sortie’nin eğlencesini savunayım…
Bir işim bir çıkarım yok, üstelik sigara “mekânlarda” serbest bırakılmasın diye o kadar ağır yazılar yazıyorum ki, hani işletmeci olarak kendilerince bana “gönül koysalar” yeridir…
Önemi yok ben doğru bildiğimi yazarım…
***
Biliyorum ki suyun üzerindeki bu iki mekân İstanbul’un medar-ı iftiharıdır…
Dünyaca ünlü santrafor Carew’i Beşiktaş’a aldığımız günün gecesi onu oraya götürdüğümüzde “çocuğun yüzündeki hayret nidası” gözümün önünde…
Del Bosque denilen dünyanın turizm cenneti İspanya’dan gelen “büyük antrenör” oraya gittiğinde nasıl hayran baktığını gözlerimle gördüm…
Dikkat buyrun İbiza adasının eğlencesini bilerek gelmişti buralara Del Bosque…
Eğer bugün İstanbul dolar milyonerlerinin tercih ettiği dünyanın en trendi 10 kentinden birisiyse, Avrupa’daki hemen bütün başkentlerin özellikle yazın pabucunu dama attıysa, bunda hatırı sayılır bir pay sahibidir Reina ve Sortie…
***
Çevre Bakanı Veysel Eroğlu Bloomberg TV’de Gülin Yıldırımkaya’ya aynen şöyle konuşuyor:
“Boğaz’da müzik tamamen yasaklanacak…
Ünlü işletmelere başka yer tahsis edilecek… Hele bir gürültü yapsınlar da göreyim…
Bakın 00.00 demiyorum, 23.59’a kadar diyorum…
Anında kapatma talimatı veririm…”
Bakan Bey sonra da sayıp döküyor:
“Boğaz’daki işletmelerde suyun da etkisiyle gürültü karşı tarafa inanılmaz yansıyor…
Kuzguncuk’tan, Üsküdar’dan, Çengelköy’den şikâyetler alıyoruz…
Veya tam tersi Beykoz’da bu şekilde müzik yapılıyor bu kez Avrupa yakasında oturanlar fevkalade rahatsız oluyorlar…
Geçenlerde Paris’teydim…
Champs Elysees bulvarına bakıyorsunuz gürültüden eser yok…”
***
Paris ve Champs Elysees bulvarı konusuna sonra cevap vereceğim, ama önce ben de Çevre Bakanı Veysel Bey’i bir Boğaz sakini olarak bilgilendireyim…
Size kimden nasıl şikâyet geliyor bilmiyorum, ama siz acaba bir yaz gecesi Boğaz’ın herhangi bir yakasında huzur içinde salaş bir balıkçı lokantısında yemek yemeyi düşündünüz mü?..
O motorlarda cart ve cırtlak müzik, davul zurna, volümü en sonuna kadar açılmış tiz sesle türküler, şarkılar, oynayanlar, davul çalanlar, “Allah Allah Allah bu nasıl sevmek” nidaları altında, inleyenleri hiç gördünüz mü?..
Bütün bir gece durmaksızın…
Deniz (Uğur) geçen yaz eve taşındığında önce şaka zannetti…
“Bu nedir böyle?..” dedi…
“Burası Boğaz böyle olur Boğaz’da yaz geceleri” dedim…
***
Hani beni hesap soran gazeteci tayfasından biliyor ya;
“Şikâyet etmiyor musunuz bunu?..” dedi…
“Yoo” dedim, “Etmiyoruz niye edeceğiz ki?.. Burası İstanbul Boğazı… Benim malım değil… Adam yaz gecesi eğlenecek, çalacak, söyleyecek… Evet gürültü çok fazla, üstelik estetik değil, kulağı tırmalayacak kadar zevksiz ve cızırtılı… Ama yapacak birşey yok… Ben öyle kendi sorunlarımı gazetecilik sorunu haline getirecek kadar küçülmedim…”
Böyle dedim ve kızın hayreti üzerimde tartışmayı bitirdim…
Bunu şimdi niye anlatıyorum?..
Çevre Bakanı eğer bir şikâyet alacaksa esas bu motorlardan çızkan gürültüyle ilgili şikâyet alırdı…
Beşiktaş’tan başlıyor bütün bir Boğaz’da kim var kim yoksa iki taraflı kendini dinlete dinlete Baltalimanı veya Yeniköy’e kadar, karşıdan da Beykoz’a kadar gidiyor…
Boğaz’ın ortasında iki yakaya da gümbür gümbür müzik yaparak…
***
Şimdi soruyorum Sayın Bakan’a…
Bunlarla ilgili şikâyet almıyor musunuz?..
Yoksa gece 12.00’ye kadar, davul zurna eşliğinde Boğaz’ın iki yakasına mikrofonlarla canlı konser verilmesi size ters gelmiyor mu?..
Reina ve Sortie’nin farkı, buralarda yapılan müziğin türkü ya da yöresel folklorik özellikler taşımamasından mı ileri geliyor?..
Siz dünya çapında Batı’lı standartlarda bir eğlence mekânının olmasına mı karşısınız, gürültü kirliliğine mi?..
Eğer gürültünün yarattığı kirliliğe karşıysanız, durmayın bütün bir gece Boğaz’ı iki yakalı inanılmaz bir gürültü kirliliğine uğratan bütün tekneleri yasaklayın…
Bir defa bile bu konu gündeminize gelmedi Sayın Bakan…
Ama her hafta Boğaz’daki bu iki mekan “kapandı kapanacak…”
Size şikâyet eden bu Boğaz sakinleri niye bu tekneleri şikâyet etmiyorlar acaba?..
Yanlış anlamayın…
Benim karşı çıktığım bu çifte standart…
Sakın gece 12.00’den sonra “o tekneler yoklar” demeyin bana…
O tekneler bütün Boğaz’ı dolaşıyorlar…
Ne yani milletin çocuğu yok mu gece 10.00’dan sonra o çocuklar uyumayacak mı..?
Ama çıt yok bu konuda ne sizden ne de kimseden… Neden acaba?..
***
O mekânları başka bir yere taşırsınız…
Ama o mekânları başka yere taşımanız, İstanbul’un turizmine ağır darbe vurur…
Mesele turistik ve içkili yerlerin “Kırmızı noktalı bölgelerde veya ?ehrin iskanının uzağındaki alanlarda” faaliyet göstermeli değil…
Kent yaşamının içinde turistin de istifade edeceği bölgede bulunmaları…
İstanbul’un en önemli turistik merkezi Boğaz’ın üzerinde olmaları…
Boğaz yaz geceleri panayır yeri gibi…
Ben çocuklarım uyuyamayadığı halde “Boğaz benim değil… O tekneler yaşamalı… İnsanlara bir gecelik mutluluk çok görülmemeli…” diyorum, siz “Şikâyet var illa ki o iki kulüp kapatılacak buyuruyorsunuz?..”
Emin olun Sayın Bakan…
O şikâyetlerin altında bazı gizli ellerin başka hesapları var…
Emin olun bu söylediğimden ve isterseniz iyice bir araştırttırın…
Şikâyet gibi şeyler çok güzel manipüle edilirler…
Zamanında beni de televizyon programlarımın ertesinde “RTÜK’e şikâyet ederlerdi…”
O şikâyetlerin nasıl bir organize manipülasyon çalışması olduğunu öğrendiğimde, “Bu ülkede insanların idama bile şikâyetler ve manipülasyonlar gönderileceğine” kanaat getirdim…
Ne demek istediğimi siz anlamışsınızdır, benden şimdilik bu kadar sevgili Bakan…
Onur Baştürk / Hürriyet Kelebek
Saat 23.59, yoksun…
Gürültü kirliliği meselesinde Çevre ve Orman Bakanı’nın son açıklamasından sonra ortalık yine karıştı.
Bakan diyor ki: “Saat 23.59’dan sonra bütün sesli yayın yapan yerler susacak. Bu konuda kararlıyız. Gerekirse kapatacağız”.
Hatta Bakan Boğaz’daki eğlence mekanlarını kastederek, “başka bir yere taşınmaları” için onlara yer gösterebileceklerini söyledi.
Bu ani ve sert karar biraz fazla değil mi?
Tamam, Boğaz hattındaki mekanlardan yayılan gürültü yıllardır var.
Ve savunulacak bir durumu maalesef yok.
Sortie ve Reina da bunun bilincinde. Kendilerine göre tedbir aldılar, ses perdeleriyle, şununla bununla…
Bu yöntemler de işe yaramamış olabilir, yine ses düzeyi anormaldir belki. Ama 23.59’dan sonra sesi tamamen kapatmak da doğru mu?
Ve yetmedi, “hadi bakalım boşaltın Boğaz’ı ve başka yerde otlayın” diye sert bir şekilde çıkışmak en alt metinde…
Üstelik bunu tam da yazın ortasında, bu mekanlarla bir savaş yapıyormuş ve bu savaştan bir an önce zaferle çıkmak istiyormuş edasıyla kotarmak…
Peki bu işin en azından bu yaz sezonu için bir ortası bulunamaz ve gerçekten 23.59’da müzik tamamen kapatılırsa ne olur Sortie ve Reina’da?
Bu iki mekan da gündüz eğlencesine döner.
Eğer yatırım yapmaya vakit ve nakitleri varsa, mekanlarının ortasına birer havuz kondururlar. Ya şimdi ya da gelecek sezon.
SuAda misali havuzlu eğlenceye döndürürler işi.
Ya da olmadı, mekanlarının üstünü kapatır ve 23.59’dan sonra eğlenceye böyle devam ederler.
Yani başka yere taşınmazlar.
Başka yere taşınırlarsa zaten işin havası, tadı tuzu kaçar.
Aynı şey olmaz.
Ruhat Mengi / VATAN
Çevre Bakanlığı turizme karşı
Acaba yakında bir bakanlık çıkıp “Eğlenceyi de yasaklıyoruz. Bundan sonra gülmek, eğlenmek yasak” diyecek mi diye bekliyorum.
Malum, hiçbir sorunu halledemediğimiz, içerde ve dışarda giderek daha da fazla probleme boğulduğumuz, “üzüntüyle kederle dost” yaşamaya mecbur edildiğimiz için zaten gülmeyi unutmuş bir milletiz… o zaman “hiç kimse gülmesin, oturup ağlayın” da diyebilirler.
Medeni, şık, Türkiye’yi güzel tanıtabilecek ne varsa veya ülkeyi daha çağdaş hale getirmeye çalışan kim varsa tu ka ka ilan edildiği gibi; turistik restoranlara, klüplere de birer kulp buldular yine… Birkaç yıl önce aynı tartışmayı çıkarmışlardı, tekrar gündeme getirildi.
Çevre Bakanı Veysel Eroğlu “Boğaz’daki müzikli mekanları kapatacağım. Onları başka yere taşıyacağım. Hele bir 23.59’dan sonra müzik çalsınlar bak ben onlara ne yaparım” diye esip gürlüyor. İl Çevre Müdürlüğü ekipleri karadan, denizden özellikle bir Cumartesi gecesi Boğaz’ın en kaliteli üç restoranına-eğlence mekanına baskın yapıyor. Dersiniz ki savaş hali mevcut, kuşatma yapıyorlar. Veya bu mekanlarda baskın yapılacak büyük bir suç işlenmektedir.
Desibel Operasyonu
Bu dönemde görülen her tür “baskı”nın, akılalmaz uygulamaların bir başka tipik örneği! Bu rezalete “desibel operasyonu” diyorlar… Ama sonuçta Boğaz “temiz” çıkmış, yani sessiz… Peki o zaman problem ne, bu öfkenin, tehditlerin, gösterilerin anlamı, gereği nedir?
Efendim, Boğaz’da oturanlar müzikten rahatsız oluyormuş… Dünyanın en güzel yerinde ayrıcalıklı bir kesim olarak keyif çatanlar, yılın sadece birkaç ayında; elbette İstanbul (veya İzmir, Bodrum, Antalya) gibi en turistik sahil kentlerinde (kısık sesle bile olsa) müzik duymak istemiyorlarmış… Eğer doğruysa, böyle şikayetler varsa tabii… Çünkü TV’lerin reyting ölçümlerini bir devlet kurumu olan ve siyasi etkiye açık RTÜK’e verme girişiminde de “Birileri diğer ölçümlerden rahatsız” dendi ama kimin rahatsız olduğu sorulduğunda (ki ben sordum) cevabı yok. Karar verildi mi bir mazeret bulunarak keyfi uygulamaya geçiliyor, devir bu devir!
Öte yanda bu mekanların müşterilerinin en az yarısının turist olduğu, trilyonlarca lira masraf yapılmış bu restoranlarda müzik dinleyip yemek yerken “görmeye geldikleri meşhur İstanbul Boğazı’nı” da izledikleri, yaz gecelerinin başlangıç saatinde müziği kesmenin o turisti de, diğer müşterileri de kaçıracağı, zaten yağmurlu geçen sezonda çoğu günler zararla çalışan bu işyerlerinin zararını kat kat arttıracağı ve binlerce personelini de işsiz bırakacağı filan önemli değil.
Avrupa’nın en ünlü dergilerinde Boğaz’daki Suada, Reina gibi mekanlara sayfalarca yer ayrılması, gelen turistlerin de haklı olarak buralarda eğlenmek istemesi önemli değil.
“Deprem ve sel”den ne haber?
Eğer ses geçirmez sistemler kurmuş olmasalar belki hak vermek mümkün ama yıllar önce bunu yaptılar. Boğaz’da sabahın köründen ertesi sabaha kadar şakır şakır göbek atılan tekneler rahatsız etmiyorsa onların sesi hiç etmez. Trafik polislerinin Boğaz sahilinde megafonla bağırması etmiyorsa, 90 desibel gürültü çıkaran kamyonlar etmiyorsa 60 desibel limitte çalan müzik hiç etmez.
İstanbul’da “büyük bir deprem olacağı” biliniyor, Çevre Bakanlığı’nın hiç sorumluluğu yok mu? Depremlerde ve her yağmurda görülen sellerle, nehir yataklarında yerleşime göz yumulduğu için nehir taşmalarıyla yüzlerce insanımızı kaybettik. Hangisine köklü önlemler düşünüp, tehlikeli binalara çözüm buldular, onları başka yerlere taşıdılar ki Çevre Bakanı Boğaz’daki mekanları tek sorumluluğu zannediyor?
Herşey bitti, başka sorunları kalmadı da tek sorun bu mu?
İnanılır gibi değil doğrusu… Çevre Bakanlığı’nın sorumluluğu; işletmelerin “çevre yönetmeliğine uyup uymaması”dır ancak.
Ama asıl inanılmaz olan Turizm Bakanı’nın bu tehditlere sessiz kalması, “Mesele turizmi ilgilendiriyor, müzik sesi için kurallara uyuluyorsa ne toptan kesebilirsiniz, ne de Boğaz’daki (veya diğer sahillerdeki) restoranları başka yere taşıyabilirsiniz” diyememesidir.
Yoksa turizm onların alanında değil mi?
Bu anlamsız tartışmaya ve tehditlere en kısa zamanda son vermeleri gerekiyor.
Kaynak: Habertürk


