Günlerdir gecemiz, gündüzümüz arkeoloji… Sağ olsun Milliyet , 2008’i Sultanahmet’t eki “tarih katliamı” yla karşılayınca, telefonlar da susmadı; “Neler yapılabilir?”
Kimileri ise belli ki haberleri “bahane” ederek, önce “ah” çekip ekliyorlar; “şu Koruma Kurulları olmasalar daha iyi…”
Bu gibilere, “Bak kardeşim, kurullar olmasaydı elde kalabilen tarihsel miras da yoktu…” demek üzereyken, lafı ağzıma tepiyorlar; “Kurul onayladıktan sonra, siyasiler ne yapsın ?”
İşte bu hükme artık dayanamayıp, “Yoksa sizin de kurullarla bir sıkıntınız mı var?” dediğimde ise “evet” imsi ses tonlarıyla “hınç” larını da açığa çıkartıyorlar; “Çivi bile çaktırmıyorlar..”
Kusura bakmasınlar, işte bu “çivi” cilere “Keşke çaksanız, ama yıkmak için değil, yaşatmak için” demekten de artık vazgeçerek, telefonu suratlarına kapatıyorum…
Kurul üyelerinin ise hâlâ, “Arkeolojiyi, hükümet, kanun gücüyle turizm arazisi yaparsa, bize düşen de bu kültür yoksunu dayatmanın en az zararla atlatılmasını sağlamak…” diyemediklerine hayıflanıyorum…
Ya millet?
Kurullardan ötürü eski evlerini apartmana dönüştüremeyen; ya da SİT ilanları nedeniyle doğayı betonlaştıramayanların, “niyet” leri belli…
Peki, ya Milliyet? Neden hep “kurullara çattı” da 2 bin yıllık tarihi tutup bir otele teslim eden, böylece kurulu da adeta “suça ortak” olmaya zorlayan “bakanlık” lara tek söz söyle(ye)medi?… Üstelik bunu, görüşümüz sorulduğunda da belirtmemize rağmen…
İnanın bunun yanıtını, “tarihi arsalaştıran” ların, günlerdir beklenen açıklamalarından daha da fazla merak eder hâle geldim…
‘Şaşkın’ kalanlar…
Türkiye -sadece- Sultanahmet’e odaklanırken, “aynı” şekilde, “turizm” ve “kalkınma”! kurbanı sayısız arkeolojik SİT’imiz ise 1991’den bu yana süren “katliam” a, aniden bu denli ilgi gösterilmesine “şaşırmış” olmalılar…
Dilleri olsa haykıracaklar; “Ey bayanlar ve baylar; oradaki tarihe saygısızlık, geçmişin üzerinde ayaklarıyla yükselen bir bina iken, bizi dozerlerle parçalayıp, temellerinin altında yok ettiler. Üzerimize baraj sularını salıyorlar; bazılarımız da artık göllerinizin altındayız; ama manşetlerinizde yer alamadık” !
Geçen Aralık’ta Hasankeyf ile Allianoi’ nin boğulmalarını önlemek için İstanbul’da düzenlenen etkinliğin adı; “İki Kentin Çığlığı” idi. Acaba duyan ya da okuyan oldu mu? Anlı şanlı Zeugma ve tarihsel komşusu Halfeti artık sular altındalar. Çine Çayı vadisindeki antik köprüler de çoktan gözden çıkartıldı.
Ortaca’daki antik Pisilis kenti ise eğer eli kalem tutabilseydi, bakın neler yazardı; “Benim de limanımı parçalayıp, taşlarımı inşaatlarında kullandılar. Koruma Kurulu’nun suç duyurusuna rağmen, açılışının devlet töreniyle yapıldığı otele, tutup çevre ödülü bile verdiler; pet şişe kullanmadığı için…”
O devlet törenine katılan Turgut Özal’ dı. Otele “soruşturma” açıldığı anımsatıldığında, törenden vazgeçmek yerine, parmağını antik kalıntılara uzatarak demişti ki; “Bu modern otel mi güzel, yoksa şu harap Roma duvarları mı?” (Yeni Asır-21 Temmuz 2007- “Tarihin Katline Özal Desteği”)
Sultanahmet de aynı dönemin ve zihniyetin mağdurudur.
‘TAY’ın saptamaları
TAY (Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri) raporlarına bakın; 100 kişilik ekiple, 100 bin km. yol yapılarak, 2 bin 800 antik yerleşmenin “bugünkü durum” unu belgeleyen bu muazzam çalışma, 22 bin fotoğraf, 11 bin saydam ve 150 saatlik filmle, şunu ortaya çıkardı ki “En zalim tarih katliamını turizm tesisleri ile enerji yatırımları gerçekleştiriyor…”
TASK Vakfı’ nın (Tarih, Arkeoloji, Sanat ve Kültür Mirasını Koruma Vakfı) desteğiyle basılarak, elektronik ortamda da yayımlanan rapor; basının yanı sıra, 600 ilgili kişi ve kuruma gönderildiği halde, ne bir ses var ne de haber…
Oysa önem verilseydi, Bakanlarımız da sadece “medyatik” lere değil, yüzlerce antik kentimize de giderek tüm “yurt düzeyi” ndeki tarihimizin başına gelenleri görebilirlerdi…
Oktay Ekinci
Kaynak: Cumhuriyet


