Anglo-Sakson siyasetçiler için ellerine cetvel alıp haritalar çizmek, sömürgecilik döneminden kalma bir hastalık olsa gerek. Hele kendi tarihlerinden en az 2 bin yıl önce uygarlıklar kurmuş Ortadoğu coğrafyası söz konusu olduğunda, ne hikmetse daha bir hevesli oluyorlar. Britanya İmparatorluğu’nun çizdikleri kadük kaldı ya, şimdi sıra Amerikalılarda. Bu kez öyle düz çizgilerle değil, girintili çıkıntılı, biraz kendi eyaletlerine benzer gibi… Irak’ta üç etnik ve mezhep grubu var, böl üçe… Oldu mu? Oldu. Artık barış ve istikrar hasıl olabilir!

Amerikan Senatosu, henüz ‘Amerikan askerlerinin eve dönebilmesi’ maksadıyla Irak’ı gevşek bir federasyonla üçe bölmeyi öneren tasarıyı kabul etmemişti. Eylül başında bir grup Avrupalı gazeteci ve araştırmacıyla birlikte çıktığımız Amerika seyahatinin benim için en çarpıcı yanı, Amerikan başkentinin dört bir yanında rastladığım bu türden ‘harita mühendisleri’ oldu. Misal Dışişleri Bakanlığı’nda önde gelen bir yetkiliyle yaptığımız toplantıda, Irak’ı üçe bölme senaryolarının hayli canlı olduğuna tanıklık ettik. Yetkili, ‘Bildiğimiz anlamda Irak devletinin varoluşunun artık bir soru işareti’ olduğunu söylüyordu. Capitol Hill’de, başkanlığa oynasa da pek şans tanınmayan dinibütün bir senatörün görüşlerini bize aktarmakla görevlendirdiği elemanı, “Senatör Irak’ın üç ayrı devlete bölünmesini, bağımsız Kürdistan devletinin kurulmasını destekliyor” şeklinde özet geçiyordu. Bu senatörü 3 milyon Kansaslı seçmişti, lakin küresel çapta bir vizyonu vardı; tarihsel süreçler içinde oluşmuş sınır çizgilerinin oynaklığını idrak etmiş, harita çizmeyi de seviyor besbelli. Haritalar her yer için hazır ve de nazır. Nitekim üst düzey bir Pentagon yetkilisi, eski Yugoslavya için ‘false state’ (hatalı devlet) örneğini veriyordu, Kosova’nın bağımsızlığının şart olduğunu anlatırken. Lakin taze müttefik Gürcistan’ın, Rus yanlısı Güney Osetya ve Abhazya bölgelerinin bağımsızlığı mevzubahis olamazdı. Onlar ayrı meselelerdi.

Haliyle bu üç önde gelen zata, “Kaliforniya eyaleti, hazır sınırı çizilmiş, dünyanın sekizinci ekonomisi, Hispanik nüfus almış başını gidiyor, ya bir gün ‘Bıktık federal hükümeti beslemekten’ deyip, ayrılmak, hatta komşu Meksika’ya katılmak isterse, ne yaparsınız” diye sormak durumunda kaldım. Meğer en ‘hit’ soruyu sormuşum! Üçü de şoke oldu, bir 15 saniye kasılıp kaldıktan sonra sadece “Yok canım, bizde olmaz öyle şeyler” tabirinden birkaç kelam edebildi. Bense ‘Bu kadar şaşkınlığın sebebi hikmeti, Amerikan federal sisteminin insanları bir arada tutmaktaki mahareti olsa gerek’ hükmüne vardım. Lakin seyahatimizin Kaliforniya durağında şaşırma sırası bana gelecekti. Zira zengin Kaliforniya’nın bir kısım zevatı da, Washington D.C. için yaka silktiklerinin göstergesi olan şu nahoş tabiri kullanıyordu: ‘Eastern establishment’ (Doğu kurumsal yapısı).

Tabii burası ‘yeni dünya’. Göçmen toplumu olarak kendilerine en uygun modeli üretmişler işte. Beyazı, siyahı, sarısı, Hıristiyanı, Yahudisi, Müslümanı dünyanın başka bir yerinde bulunmayan bir federal sistemde ayrılıklarını ‘Amerikalı’ çatısı altında birleştirerek gül gibi geçinip gidiyor. Onlar federalizmlerinden hayır görmüş. Meseleye iyi niyetli bakarsak, yerküremizin diğer parçalarının da hayır göreceğini düşünüyorlar.

Lakin yabancı bir gücün işgali altında, Blackwater gibi özel güvenlik şirketlerinin kovboylarının menzilinde yaşayan Iraklıların payına, önerilen federal sistemden ne düşeceği pek meçhul. Zira burası ‘eski dünya’. Ve ironik olan şu ki, bu ‘eski dünyada’ etnik şiddet ve mezhep çatışması hiç de yeni kavramlar değil.

Peki ‘durup dururken’, Amerikan dış politikasını şekillendiren en önde gelen kurumunun, anayasada var olanı daha da gevşetecek türde federalizmi vurgulayan böylesi bir karar almasının anlamı ne? Kanımca bu karar, Amerikalı yöneticilerin Ortadoğu’ya yönelik etnik ve mezhepsel söyleminin ulaştığı aşamayı göstermesi açısından mühim.

Iraklı Şiiler ve Sünniler aynı zamanda Arap. Kürtler Sünni. Türkmenler içinde Sünnisi var Şiisi var. Büyük kentlerdeki nüfus karışık halde yaşıyor. Hal böyleyken Senato’nun söylemi alenen ‘Iraklı’ kavramının gömülmesinin yolunu açıyor. Etnik ve mezhepsel kimliğe göre bölgelere ayırarak, ekonomik çıkarları buna göre yeniden örgütleyerek ve birleştirici kimliği gözetebilecek merkezi zayıflatarak… Oysa federasyonun mucizesi ‘birleştirici’ unsurda. Sormak lazım, ‘Iraklılık’ gömülürse bu konjonktürde ‘birleştirici unsur olarak geriye ne kalır’, diye…

Kim bilir Iraklılar, kendi kendilerine kalırsa belki kavga döğüş, belki de sükûnetle ayrılmayı seçer. Lakin bugün yabancı bir gücün askeri varlığından ötürü en temel hak olan ‘yaşama hakları’ gasp edilmiş bir halka, ‘barış ve istikrar’ süslü sözleriyle ‘birleştirici’ değil’ ‘bölücü’ unsurlar vurgulanarak öneriler götürmek, en ılımlı tabirle ‘maksadı aşmak’ olmuyor mu?

Kaynak: Radikal
Yazan: Ceyda Karan

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir