Ağaçlardan rezidanslara çıkan yol: Rant Yolu kimin ihtiyacı?

14 Dakika Okuma Süresi
Ağaçlardan rezidanslara çıkan yol: Rant Yolu kimin ihtiyacı?

Fatih Erdoğan

Melih Gökçek döneminde başlatılan, ODTÜ öğrencilerinin direnişi ve kent savunucularının çabasıyla gerçekleştirilemeyen ODTÜ Rant Yolu projesi, ABB Başkanı Mansur Yavaş’ın yeniden başlattığı çalışmalarla tekrar gündemde. Toplu ulaşım uygulamalarında sınıfta kalan, artan trafik talebini karşılıksız bırakan ABB yönetimi bu sorunların çözümünde ODTÜ ormanını kökünden sökecek projeye işaret etse de uzmanlar söz konusu yolun ihtiyaçlarını karşılamayacağını, yalnızca belli bir zümrenin lüks ihtiyaçlarına kolaylık sağlayacağını vurguluyor.

ODTÜ öğrencileri ise kendilerine sorulmadan hayata geçirilmeye çalışılan talan projesine karşı geçmişten aldıkları ilhamla yeni direniş ve dayanışma yöntemlerinin yollarını arıyor. Bu öğrencilerin üzerine sürülen yıkım araçları ve iş makinelerinin önüne kalkan olan kolluk kuvvetleri belediyenin gölgesinin ne tarafa düştüğünü de çok açık bir şekilde gösteriyor.

Bu hafta gündemdeki ODTÜ Rant Yolu’nun barındırdığı riskleri, bölge sakinlerinin yaklaşımını ve örülebilecek alternatifleri değerlendirdik.

***

Semt sakini Seyhan Uludağ: 

ODTÜ ormanındaki rant yoluna karşı semt ahalisinin, ODTÜ öğrencilerinin ve Gezi’den kalan dayanışmanın oluşturduğu belirgin bir tepki var. Öğrenciler mahallede bilgilendirme çalışmaları yürütüyor. Projenin adı baştan çok doğru konulmuş; bloklar dikiliyor, sermaye yatırımları yapılıyor ve birilerinin kazancı için önlerindeki tüm engeller aşılıyor. Yasama, yürütme ve yargı bu sürece alet edilmiş durumda. Belki güçlü bir direnç örülemedi ve bu yol yapılacak ancak verdiğimiz mücadele karşılıksız değil. Bir sonraki adımı bu kadar kolay atamasınlar diye ses çıkarıyoruz. Geçmişte ağaç örtüsü yok edildi, oysa bozkır bile bir ekosistemdir, kaldı ki burası emekle ormanlaştırılmış bir alan. Açılan her yol, yeni yapılaşmaları ve ODTÜ arazisine yönelik yeni rant tehditlerini beraberinde getirecek. ODTÜ ormanı, kentin havasını temizleyen ve selleri önleyen doğal bir kalkan. Biz 80’lerde öğrenciyken kampüs şehrin dışındaydı, şimdi ise kontrolsüz büyümenin ortasında kaldı. Şehrin göbeğinde böyle bir yeşil alan varken önce 1071 Bulvarı, ardından bu rant yoluyla arazi doğudan ve batıdan kuşatıldı. ODTÜ’yü ve yaşam alanlarımızı korumak için tepki göstermeye devam etmek zorundayız.

***

TEKRAR TEKRAR DENENEN BİR HATA

TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi ‘nden Metin Yıldız: 

ODTÜ Ormanı’na yapılması planlanan yol Ankara için bir çözüm mü yoksa daha çok zararı beraberinde mi getirecek? 

Ankara’nın bir Ulaşım Ana Planı ve güncel bir Çevre Düzeni Planı olmaksızın kente yönelik gerçekleştirilen müdahaleler, parçacıl ve kısa vadeli uygulamalara dönüşmekte; uzun vadede ise yeni sorunlar üretmektedir. Ankara’nın öncelikli ihtiyacı toplu taşıma altyapısının geliştirilmesi ve ulaşım sisteminin bütüncül bir planlama anlayışıyla ele alınmasıdır. Özel araç kullanımını ve sahipliğini özendiren yeni karayolları açılarak kent içi ulaşım sorunlarına kalıcı bir çözüm üretmek mümkün değildir. Melih Gökçek döneminde, Eskişehir Yolu’nun trafik yükünü azaltacağı gerekçesiyle AOÇ arazisini parçalayarak açılan Ankara Bulvarı, bu yaklaşımın açık örneklerinden biridir. Aradan geçen 13 yılda, söz konusu yolun Eskişehir Yolu üzerindeki trafik baskısını ortadan kaldırmadığı görülmektedir. Bugün Konya Yolu’na alternatif oluşturacağı ifade edilen yeni yol projesinin de benzer bir sonuç doğurması kuvvetle muhtemeldir. Bu durum, ulaşım sorunlarında kalıcı çözüm üretilememesinin yanı sıra, önemli miktarda kaynağın etkin olmayan bir biçimde kullanılmasına ve ciddi bir kamu kaynağı israfına neden olacaktır.

Ankara’nın ulaşım göstergeleri de bu yaklaşımın neden sürdürülebilir olmadığını açık biçimde ortaya koymaktadır. 2025 yılı verilerine göre, Ankara’da 100 kişiye düşen otomobil sayısı yaklaşık 38 iken İstanbul ve İzmir’de bu değer yaklaşık 24–26 seviyesindedir. Ankara, bu bakımdan Türkiye’nin büyük kentleri arasında özel otomobil sahipliğinin en yüksek olduğu kentlerden biridir. Benzer şekilde, raylı sistem yatırımları da hesaba katıldığında, kilometre bazında bir milyon kişiye düşen raylı sistem uzunluğu bakımından Ankara’nın diğer büyük kentlerin gerisinde kaldığı görülmektedir.

SORUNUN ÇÖZÜMÜ BÜTÜNCÜL

Dolayısıyla Ankara’nın ulaşım sorunu, yeni karayolları inşa ederek çözülebilecek bir kapasite sorunu olarak ele alınamaz. Ulaşım planlaması literatüründe ‘uyarılmış talep’ olarak tanımlanan mekanizmanın da ortaya koyduğu üzere, yeni yollar orta ve uzun vadede yaratılan ek kapasite yeni araç talebini teşvik ederek yeni trafik talebi yaratabilmekte ve başlangıçta elde edilen rahatlığı ortadan kaldırabilmektedir. Ankara’nın ihtiyacı daha fazla otomobil trafiğini kente çeken yeni karayolları değil; toplu taşıma, raylı sistemler, yaya ve bisiklet ulaşımını önceliklendiren, arazi kullanımı ile ulaşım kararlarını birlikte ele alan bütüncül bir ulaşım planlaması politikasının devreye sokulmasıdır.

Kısacası, söz konusu yol projesinin Ankara’nın ulaşım sorunlarına kalıcı ve bütüncül bir çözüm üretmesi beklenmemektedir. Ankara’nın ulaşım geleceği, kısa vadeli rahatlamalarla günü kurtaran yeni karayolu projeleriyle değil; bilimsel verilere dayanan, toplu taşımayı önceliklendiren ve kenti bir bütün olarak ele alan uzun vadeli bir planlama anlayışıyla şekillendirilmelidir.

Bu yol ve planlanan çalışma, şehri ve ODTÜ ormanının ekolojisini nasıl etkiliyor? 

Yolun dayanağını oluşturan plan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından  2017’de onaylandı. Yargı süreci devam ederken Ankara Büyükşehir Belediyesi, 2021’de yolun yapımı için ihaleye çıktı. Açtığımız davanın 2022’de Danıştay tarafından reddedilmesinin ardından Ankara Büyükşehir Belediyesi 2025 yılında yeniden ihaleye çıkarak yolun yapımına başlamış, çalışmaları Gökçek dönemini aratmayan bir hızla sürdürmüştür.  Dolayısıyla burada açıkça ifade edilmesi gereken husus şudur: Ankara Büyükşehir Belediyesi, bu projeyi yalnızca geçmişten devralınmış bir zorunluluk olarak uygulamamakta; aksine, yapmak zorunda olmadığı bu projeyi sahiplenmekte ve hayata geçirilmesi yönünde aktif bir irade ortaya koymaktadır.  Öğrencilerin üzerine iş makinelerinin sürülmesiyle sonuçlanan son olay da bu tercihi kamuoyu açısından bir kez daha görünür kılmıştır. Yerel yönetimlerin, merkezi yönetim tarafından ortaya koyulan her projeyi koşulsuz biçimde sahiplenmesi ve uygulaması gerektiği yönündeki bir yaklaşım kabul edilebilir değildir. Kanal İstanbul örneğinde olduğu gibi, yerel yönetimlerin merkezi yönetimin projeleri karşısında farklı bir tutum geliştirmesi mümkündür.  Bu çerçevede yerel yönetimler; meslek odaları, üniversiteler, uzmanlar ve kamuoyuyla birlikte hareket ederek uzlaşma, diyalog ve katılımcı planlama süreçlerini işletebilir, kentin ve kamunun genel yararını gözeten alternatif çözümler geliştirebilir. Ancak Ankara’da söz konusu yol projesi bakımından böyle bir yaklaşımın tercih edilmediği görülmektedir.

MESELE ANKARA’NIN NASIL ŞEKİLLENECEĞİ

Söz konusu yol projesi, Ankara’nın güneybatı koridorunda, kamu yararı açısından tartışmalı plan kararları doğrultusunda gelişen ayrıcalıklı konut alanlarının genişlemesini hızlandırma potansiyeli taşımaktadır. Kızılcaşar ve Taşpınar bölgeleri ile Alacaatlı, Çayyolu, Ümitköy ve Dodurga mahallelerindeki lüks konut sitelerinin kontrolsüz gelişimini teşvik ederek tarım alanları üzerindeki yapılaşma baskısını artırması, yüksek katlı yapılaşmanın önünü açması ve Ankara’nın plansız büyüme eğilimini derinleştirmesi de kaçınılmazdır. Ayrıca, ODTÜ Ormanı kentin önemli ekolojik ve havalandırma koridorlarından biri niteliğindedir. Bu yol projesinin; birçok canlının yaşadığı orman alanında habitat kaybına ve ekolojik kıyıma yol açmasının yanı sıra, motorlu taşıt trafiğini artırarak hava kalitesi üzerinde olumsuz etkiler yaratması da muhtemeldir. Ayrıca proje, daha önce onaylanan planlarla gündeme gelen ve ODTÜ kampüsünü doğu-batı yönünde bölecek Tünel Yol gibi yeni ulaşım müdahalelerinin önünü açma riski taşımaktadır. Bu yönüyle söz konusu yol, yalnızca mevcut çevresel değerler üzerinde tahribat yaratmakla kalmayıp, gelecekteki yeni müdahaleler aracılığıyla bu tahribatın genişlemesine de zemin hazırlayacaktır.

Sonuç olarak mesele yalnızca yeni bir yolun yapılıp yapılmaması değildir. Mesele, Ankara’nın geleceğinin hangi planlama anlayışıyla şekillendirileceğidir.

Bu yolun getireceği rant ve yıkımın ölçüsü nedir? Bir alternatif yok mu yoksa bir alternatif aranmıyor mu? 

Tartışmanın, yalnızca önerilen yolun alternatif güzergâhlarıyla sınırlandırılması yerine, ulaşım ihtiyacının hangi yöntemlerle karşılanabileceğine odaklanması gerekmektedir.

Bu bağlamda önemli bir husus, 2017 yılında onaylanan plana ilişkin bilirkişi raporunda yer alan alternatif güzergâh değerlendirmesidir. Raporda, söz konusu yolun açılmasına gerek kalmaksızın, mevcut ulaşım hatlarından yararlanılarak İhsan Doğramacı Bulvarı ve Nazende Sitesi yönünde, belirli noktalarda yapılacak kavşak düzenlemeleriyle bir güzergâh oluşturulmasının mümkün olabileceği tespit edilmiştir. Ancak ABB, bu değerlendirmeyi bilimsel ve teknik bir raporla analiz ederek sonuçlarını kamuoyunun bilgisine sunmamıştır. Oysa kamu kaynaklarının kullanıldığı büyük ölçekli bir ulaşım yatırımında, projenin teknik olarak yapılabilir olması yeterli değildir. Aynı ulaşım ihtiyacını karşılayabilecek alternatiflerin de ortaya konulması; maliyet, ulaşım performansı, çevresel etkiler ve kentleşme üzerindeki sonuçlar bakımından karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

***

RANTIN DEĞİL ÖĞRENCİNİN ORMANI

ODTÜ öğrencisi Asım Erdoğan: 

Ankara’daki en değerli arazilerden biri ODTÜ arazisi. Tabii müteahhitlerin ve sermayedarların gözünü diktiği bir yerdir. Kayyum rektörün projeleriyle birlikte Teknokent başta olmak üzere kampüsün içinde de rant çalışmaları var. Derslikler şirketlere kiraya veriliyor. Her tarafta inşaat, restorasyon ve açıklanmayan gelir gider tabloları var. Kampüsteki göletteki laboratuvar dahi Aselsan’a devredildi. İçerden ve dışardan bir kuşatma var.

ODTÜ öğrencileri Rant Yolu’nu neden istemiyor? 

Rant yoluna karşı olmamızın tabii ki tek bir sebebi yok. Öncelikle kampüsteki ormanın tahribatı söz konusu, ormanın bir kısmını geri kalanından ayırıyor. Ayrıca kampüsün zannediyorum yaklaşık 15 hektarlık alanı da doğrudan üzerine asfalt dökülerek yok ediliyor. Yine yaklaşık bir 90 hektarlık alanın da asıl büyük orman tarafından koparılması ile birlikte ekosisteme zarar veriliyor. Orada tamamı olmasa da yolun çevresinde hem doğal hem arkeolojik sit alanları mevcut. Yani bir ekolojik ve tarihi bir tahribat yapılıyor yolla birlikte.

İkinci sebebi, yola adını veren mesele aslında. O çevre parsellerde yaklaşık 400 dairelik rezidans şu an bitmiş durumda ve yolun fayda sağlayacağı çevrelerde yaklaşık 12 bin dairelik inşaatlar, projeler, arsa satışları, imar izinleri sürüyor. Rant yolu denmesinin sebebi de bu, bu duruma rant değil demek mümkün değil. Burada tamamen bir takım müteahhitlerin, holdinglerin, sermayedarların cebini daha çok dolduran bir proje var.

Bir sebebi de bütün bu ekolojik tahribat bir yana, bu karayolu zaten bir şeyi çözemez. Kişi başına düşen araç sayısı bakımından en yüksek il Ankara. Bu yol daha fazla araç talebi yaratacak. Özellikle yolun geçtiği güzergah olan İncek tarafında zaten toplu taşıma yok denecek kadar az. Bu durum bölgeyi araç sahibi olmaya itiyor. Toplu taşımaya hiçbir yatırım yapılmayınca bireysel araç sayısı daha da artıyor.

Rant Yolunun bu bölgedeki canlı yaşamını nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz? 

İşin uzmanı olmaya gerek yok aslında. Bir ormanın yaklaşık 90-100 hektarlık bir parçasını ormandan koparırsak oradaki yaşam, ormanın bütününden koptuğu için ciddi anlamda olumsuz etkilenecektir. ODTÜ ormanı kendi başına bir orman ama çevresindeki diğer yeşil alanlarla, ormanlarla da ilişkili. ODTÜ ormanının çevresini yollarla kapatmak bunu ancak kötü etkileyebilir. Çünkü bir kuşun bir ağaçtan diğer ağaca uçmasıyla 8 şerit yoldan geçmesi aynı şey değil her şeyden önce.

ORMAN EL ELE KATLEDİLİYOR

ODTÜ öğrencisi şu an kimle karşı karşıya diye sormamız gerekirse? 

ODTÜ öğrencisi ne yalnızca Ankara Belediyesi’yle ne de yalnızca hükümetle karşı karşıya. Çünkü bu Rant Yolu projesi iktidarın muhalefetle el ele verip yaptığı bir proje. Belediye meclisinden geçerken bu ihalenin oylamasında İYİ Partili, CHP’li, AKP’li  meclis üyelerinin hepsi birlikte “evet” diyorlar. Bu projeden kendi çıkarı olanlar bu siyasetçiler ve ilişkili olduğu sermayedarlar. Oluşturulan protokolde imzası bulunan ODTÜ Rektörlüğü. Aynı protokolde imzası olan Ankara Valiliği de biz eylem yaptığımızda polisleri karşımıza dikiyor. Belediyenin ve hükümetin kurumları el ele vermiş bir şekilde bu ormanı katlediyor.

ODTÜ KAMPÜSÜ KUŞATMADA

Peki bu yol tamamlanırsa ODTÜ ormanına ve ODTÜ’ye dair neler değişecek? 

Bu işin iki tarafı var. Belki şu an Ankara Büyükşehir Belediyesi kesinlikle o çevrelerin ranta açılmayacağını, o çevredeki parsellere yapı izni verilmeyeceğini söylese de ileriyi görmek mümkün değil. Bundan 5 yıl sonra yine farklı bir insan olacak belki o koltuklarda.

Ayrıca yine ODTÜ ormanı tarafına bir doğrudan inşaat yapılmayacak olsa dahi ODTÜ ormanı olmayan diğer tarafa Melih Gökçek döneminde izin verilmiş olan bir takım gökdelenler var Rant Yolu’nun çevresinde. Sadece Rant Yolu da değil. ODTÜ’nün Eskişehir Yolu tarafında da var, Malazgirt tarafında da yine yapılar var. Yani aslında ODTÜ’yü tamamen yüksek binalarla çevrelemeye daha müsait ediyor bu yol.

Ankara’daki en değerli arazilerden biri ODTÜ arazisi. Müteahhitlerin ve sermayedarların gözünü diktiği bir yer. Kayyum rektörün projeleriyle birlikte Teknokent başta olmak üzere kampüsün içinde de rant çalışmaları var. Derslikler şirketlere kiraya veriliyor. Her tarafta inşaat, restorasyon ve açıklanmayan gelir gider tabloları var. Kampüsteki göletteki laboratuvar dahi Aselsan’a devredildi. İçerden ve dışardan bir kuşatma var.

Kaynak: Birgün

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir