Affedersiniz TOKİ / Ahmet Turan Köksal

7 Dakika Okuma Süresi

Biz mimarlar için, aslında küfür olmadığı halde küfürmüş gibi olan laflar vardır.


Örneğin “Affedersiniz yarışmacı mimar” ya da “Affedersiniz Gezici mimar” veya “Affedersiniz Kanal İstanbul’a karşı mimar” gibi şeyler… Bu laflar aşağılamak amacı taşırlar ve muhataplar mesleğimizi sorgulamamız gerektiğini düşünürler.

Onlar öyle desinler. Bizler için iki seçenek vardır; mimarlığı, planlamayı ve tasarımı (yapı ve kentsel mekân üretimi) yaşanabilir şehirler için, sürdürülebilir gelecek için yapmak ya da o anda kazanılan para ve güce kanmak, sürüklenmek gitmek. Tereddütsüz ilkini seçeriz, ister inanın ister inanmayın bunlara göz yummadığımızdan aşağılanmaya alışığız, küfür ve hakarete takılmayız.

Herkes plansız şehirlerden şikayetçi, sular seller basıyor biraz yağmur yağdığında. Sellere maruz kalan bu kentlerde, hâlâ inanılması güç büyüklükte konut üretimi var ve artarak devam ediyor. Sınırsız betonlaşmadan, depremde çadır kuracak boş alan kalmadığından ötürü herkes rahatsız. Peki, biraz da kendimize baksak, gayrimenkul sahibi iseniz, mülkünüzü 100 liraya almışken, 1000 lira ettiğini duyduğunuzdaki memnuniyeti de bir tartsanız. Haşa, kötü bir şey değil bu. Biz de servet düşmanı değiliz. Helâl kazanç ile alınmış mülk değerlensin, katma değer kazandırsın. Peki, ya bu “değerlenmeye” dayalı sistem bir oyunsa? Ya paramızın satın alma gücünü el birliği ile yok ediyorsak? T.C. vatandaşları kendi ülkelerindeki değerli değersiz mülkleri, Türk Lirası dururken döviz bazında fiyatlandırıp, alıp satmaya çalışıyorlarsa? Yani aslında hepimizin içinde “mülke değer verme” zafiyeti varsa ve aslında belediyeler, müteahhitler, arsa spekülatörleri, hatta Gezi Parkı’nda “kendi istediği” bina yapılmadığında küplere binen Başbakan bunu kullanıyorsa?..

Kısaca devamlı inşaat yaparak, lüks konut üreterek, bunlara gereğinden fazla fiyat biçerek, önceden üretilmişlerin fiyatının balon gibi şişmesi herkesin işine geliyorsa ya? Aslında herkes gayrimenkuldeki bu önlenemez ve karşılıksız yükselişten pek rahatsız değilse? Dar gelirli vatandaş bile, bu düzende, bu sistemde, bir şekilde kazanç sağlamışsa? Bu sisteme dâhil olmuşsa? Sistem derken örnekleyelim; hayatını sobaya odun, kömür, taşıyarak geçirmiş ve TOKİ’nin kaloriferli, asansörlü ama çok kötü tasarlanmış dairesine kapağı atmış biri için, mimarî ve kent planlamasının, yeşilin ve kent mekânlarının değeri kalır mı? Öyle mutludur ki, kötü de olsa bir mülk sahibi oluğu için, dış politikadaki başarısızlığa, sınıra dayanmış IŞİD’e, her ay cari açığı da artıran bir etken olan Türkiye’deki sığınmacıların istihdamı sorununa ve hatta ülkedeki bir azınlığı aşağılamak amaçlı “Affedersiniz” ön ekini kullanmaya takılmaz.

Temmuz ayında araç sahipleri MTV’nin ikinci taksidini ödediler. Araç almak için ÖTV ve diğer vergileri ödüyorlar. Araç muayene istasyonları araçları çok sıkı denetliyorlar, egzoz emisyonları ve hatta lastiğin diş derinliği bile kontrol ediliyor. Örneğin Gaziantep’te 5000’den fazla Suriye plakalı araç var, onların bu gibi vergi ve denetlenme zorunlulukları var mı? Yine Antep’te, dört göçmen aile bir dairede ikamet ediyor, çünkü kiralar yüzde elli arttı. Türk ailesi ise tek başına, tek dairede kalmak istiyor ama ev tutamıyor. İç savaş ve yıkım yaşayan ülkelerinden kaçmak zorunda kalanların suçu değil bu ama T.C. vatandaşları arasından, en azından araç, vergi ve kira konusunda ben de “Affedersiniz -sadece bu konuda- Suriyeli” olmak istiyorum diyen çıkmaz mı?

TOKİ devletin müteahhididir. Bir yere bir inşaat yapılacaksa, emir verilir, devreye girer, ucuz ya da pahalı, plansız ya da planlı, tasarlanmış ya da tasarlanmamış, çevreye etkisi iyiymiş kötüymüş, bakmadan, karar çıkarttırır istimlak eder, gerekirse yıkar, projesi ortada yokken ihaleye çıkar (projeyi de ihaleyi alan yapacaktır) ve inşaata başlar. Yurtdışı çıkış harçlarını kullanır, en az kendi kadar siyasi olarak güçlü, taşeron müteahhitleri vardır. Yapı denetiminden muaftır. Başbakanlık’a bağlıdır, herhangi bir kuruma hesap vermez. Şu ana kadar TOKİ’ye hak sahipleri tarafından açılmış dava sayısı, kaçını kaybettiği, ne kadar tazminat verdiği, cirosu, kâr-zarar dengesi gibi konular gizlidir. İsterse imar planı yapma yetkisine sahiptir. Evet, işine geldiği gibi imar planını değiştirir. Devletin arazileri TOKİ’ye tahsis edilir. Bunun için Hazine’ye ne verir, ne alır, maliye ile ilişkisi nasıldır, nasıl fonlanır, kimseye bildirmek zorunda değildir. Asıl amacı sosyal konut yapıp, konut sahibi olmayan vatandaşa ev üretmek olan bu kurumun, ne kadar konutu sosyaldir, ne kadar konutu lükstür? Bunların satış fiyatları ile orantısı nedir? Neden stadyum yapar, neden sanayi sitesi yapar? Bunlara kim karar verir? Emir komuta zincirinde, kim ne kadar etkilidir, bunu siyaseten kullananları var mıdır? Ya da en basitinden, örneğin THY gibi kâr zarar hesabı tutulur mu, kamuoyuyla paylaşılır mı? Yoksa TOKİ, iktidarın inşaat işleriyle ilgilenen, sınırsız sorumsuz bir makinesi midir? Kamu İhale Kanunu’ndan muaf olduğunu bildiğimiz bu kurumu kim denetler peki? Kim, yanlış kararlarına, dur diyebilir? İşini düzgün yapmayan yöneticisi, kime hesap verir? TOKİ’nin Başbakan’ın emriyle yaptığı bir binaya, (Gezi’deki halk dışında) kim karşı çıkabilir?

Bunları bir bir ortaya döktükten sonra, bu kurumun bu kadar kendine buyruk halinden, haksızlık yaptığında itiraz edilememesinden, denetlenmemesinden ve orantısız gücüne rağmen, her konuda kayırılmasından ötürü, biri size “Affedersiniz TOKİ” dese bozulmaz mısınız?

“Affedersiniz”, ulu orta söylemenin ayıp olduğunu düşündüğünüz sıfatlara getirilen “kibar” bir ön kelimedir. Diyelim ki, uzun yolda, “Affedersiniz çocuğun tuvaleti gelmiş” diye mola isteyebilirsiniz. Hah böyle kibarlık olur. Fakat etnik bir sıfat için kullanmak, kötü niyetinizin olmadığını düşünsek bile üstün bir hitabet yeteneğiniz olduğunu göstermez. Örnekle anlatayım; zamanında bir kişinin anılarında okumuştum. Mahallelerinde bir arkadaşları varmış. Ermeni, Yahudi, Rum, Mısırlı ya da Kürt hiç fark etmez birini koyun (Affedersiniz demeyi unutmadan). Çocukluk anısını anlatan kişi, artık ne olduysa, arkadaşlarına uymuş ve bu çocuğu “Yahudi, Ermeni, Rum” diye dört-beş çocukla beraber sıkıştırmış. Çocuklar acımasızdır ya, sözde aşağılayacaklar. Türk kökenli olmayan çocuk, boynunu dik tutmuş, hiç tepki vermemiş. Ertesi gün, arkadaşlarına uyan çocuk, vicdan azabı duymuş ve arkadaşına gidip, “Sana ‘Ermeni, Yahudi, Rum’ dediğim için özür dilerim” demiş. Cevap: “Asıl şimdi daha fazla kırdın beni. Ben zaten Yahudi, Rum ya da Ermeni neysem öyle olduğumu biliyorum. Bu bir küfür değil ki. Asıl şimdi sen bunu küfür gibi gördüğünü beyan ederek yanlış yapıyorsun.”

Basitçe içinde Yahudi, Rum, Ermeni, Kürt ve diğer etnik kökenden (artık az da olsa kalmış) vatandaşı bulunduran bir ülkenin yöneticisi, bırakınız af da dilemesin, özür de dilemesin. Zaten ona oy verecek güruha ya da aşırı milliyetçi kesime hitap eden, ucuz ve gereksiz bir manevra olarak telakki edin.

Edin ki, “Affedersiniz TOKİ” olmayın.

*Dr., Mimar

Kaynak: Zaman

5 Yorum

  1. salih şencan

    belirli bir seçmen kitlesine güruh demek de doğru olmasa gerek…

  2. salih şencan

    anlaşılmıyor olacaktı…

  3. salih şencan

    afedersiniz ne önerdiğiniz anşaşılmıyor:-)

  4. taner küçük

    Bu ülkede bu TOKİ ye bir gün hesap sorulur belki ama olan olmuş, kentler acayip beton bloklara dönüşmüş olur.

  5. serap koç

    TOKİ girişimleri, ilgilendiği konuları ve yapı tipolojisiyle ülkenin felaketi olma yolunda ilerliyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir