İstanbul’un Sırtındaki Hançerler

23 Dakika Okuma Süresi

İstanbul’un silüeti parsel bazında yapılan imar değişiklikleri ile değişti. Dönemin belediye başkanının dikey olmasını istediği “Gökkafes” diğer binaların “öncüsü” oldu. İstanbul 2000’li yıllarda Sultanahmet Camii’nin minarelerinin arkasındaki kuleler ile tanıştı. İstanbul’u planlaması için göreve getirilen sonra görevinden istifa eden Prof. Dr. Hüseyin Kaptan iktidarın dikey binaları eleştirmesini “Günah çıkarma” olarak niteledi. Tarihi İstanbul kadar eski olan Roma kurallardan taviz vermeyerek silüetini korudu. İstanbul niye koruyamadı?  İşte yanıtı….

 

 

GÖKKAFES’İN HİKAYESİ

 

 

 

 

Süzer Grup: Biz yatay bina yapacaktık. İstanbul Belediyesi’nin tercihi ve ısrarı ile dikey projeye geçildi.

 
Bedrettin Dalan: Evet, doğru dikey binayı ben istedim. Hatta o projeye ortaktım.

 

 
Yaygın bilinen adıyla “Gökkafes” sahiplerinin verdiği isimle Süzer Plaza…

 
Yukarıdaki sözler ise binanın sahibi Süzer Grup ile dönemin büyükşehir belediye başkanı Bedrettin Dalan’a ait. Tam 18 yılda biten yapılışı büyük tartışmalara neden olan Süzer Plaza hakkında şimdiye kadar bu sözler duyulmamıştı. İstanbul’a tepeden bakan Dolmabahçe’deki bu binanın yapılış öyküsü, Türkiye’de imar anlamında “olmazın” nasıl olabildiğinin de bir göstergesi olarak görüldü. 1983 yılında başlayan “Gökkafes” serüveni 2001 yılında sona erdi. 18 yıl boyunca “isteyenler” ve “istemeyenler”in tartışmalarına konu olan 134 metrelik, 34 katlı “Gökkafes”in yapılış öyküsü şöyle:

 
1983 yılında Süzer Grup, “Gökkafes”in inşa edildiği araziyi 159 milyon liraya satın aldı. Arazi, satın alındığı tarihte imar planında yeşil alan olarak görünüyordu. Satın alınmasından tam 17 gün sonra 12 Eylül askeri darbesi ardından kurulan Bülent Ulusu Hükümeti “Gökkafes”e yol verdi. 22 Temmuz 1983’te, Devlet Planlama Teşkilatı’ndan (DPT) aynı araziye otel yapma izni çıktı. Belli ki, satışın çok öncesinden Ankara koridorlarında proje için girişimler başlamıştı. DPT’nin verdiği inşaat izni 8 kat veya 24 metre yükseklikle sınırlıydı. 8 kat izinli otelin 34 kata çıkmasının yoluysa yaklaşık bir yıl sonra Ankara’dan gelen kararla açıldı.

 

 
Yatay bina dikeye dönüştü

 
13 Haziran 1984’de Bakanlar Kurulu söz konusu araziyi turizm alanı ilan etti. Aynı yıl Anavatan Partisi’nden İstanbul Anakent Belediye Başkanlığı koltuğuna oturan Bedrettin Dalan döneminde Belediye Meclis’ine getirilmeden tek bir imza ile yapılan değişiklikle “Gökkafes”in yüksekliği 134 metreye, işyeri yoğunluğu ise yüzde 80’e çıkarıldı. Bedrettin Dalan o zaman onay verdiği projenin şimdiki proje olmadığı söyledi.

 
1987 yılında belediyeden alınan ruhsatla inşaatın temeli atıldı. 1989 yılında Büyükşehir Belediye Başkanı değişti. Sonraki dönem peş peşe İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna oturan Nurettin Sözen ve Recep Tayyip Erdoğan “Gökkafes”i durdurmak istediler ama başaramadılar. 1989 yılında Nurettin Sözen koltuğuna oturur oturmaz inşaatı mühürledi, “tarihi silueti bozduğu” iddiasıyla hukuk mücadelesi başlattı. Sözen, inşaat sınırlar dışına taştığı gerekçesiyle “Gökkafes”i mühürledi. Mühürleme işleminin Beyoğlu Belediyesi tarafından yapılması gerektiğinden, Süzer Grup, açtığı davayı kazanarak mührün kaldırılmasını sağladı. Aynı yıl Beyoğlu Belediyesi de plan tadilatı yaparak, inşaat iznini 24.5 metre yüksekliğine indirdi. Ekim 1992’de Bayındırlık Bakanlığı’nın inşaatın 24.4 metreyi geçmeyeceği kararı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ulaştı. Karar 4 Kasım 1992’de Turizm Bakanlığı’nca onaylandı. “Gökkafes”in artık yükselmeyeceği ümitleri belirmişken Danıştay 6. Dairesi de mühürleme davasında inşaat sahipleri lehine karar verince inşaat yeniden yükselmeye başladı. “Gökkafes”in yükselmemesi için uğraşan İstanbul’un eski Büyükşehir Belediye Başkanlarından Nurettin Sözen,  “Gökkafes”in arkasında siyasi koruma olduğunu söyledi.

 
1994’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevine gelen Recep Tayyip Erdoğan “Gökkafes”in yıkımı için büyük çaba harcadı. Büyükşehir Belediyesi bölgenin SİT alanı ilan edilmesi için harekete geçti ve 26 Haziran 1997’de “Gökkafes”i bir kez daha mühürledi. Beyoğlu Belediye Başkanlığı hukukçuları, 1997’de söz konusu araziye bina yapılamayacağına dair Abdülhamit şerhinin tapuya konulması için yeniden mahkemeye başvurdu. İnşaat alanının bağlı olduğu Beyoğlu Belediyesi’nin açtığı dava inşaatı zora sokuyordu. Bu zorluğu aşacak formül de bulundu. Dönemin hükümetinin iktidar ortaklarından ANAP’ın girişimiyle İstanbul Valiliği söz konusu bölgedeki ilçe belediyesi sınırlarını değiştirdi. “Gökkafes” inşaatının bağlı olduğu alan bir günde Beyoğlu Belediyesi sınırlarından çıkarıldı, Şişli Belediyesi sınırlarına dahil edildi. ANAP’lı Şişli Belediye Başkanı Cüneyt Akgün’ün “Gökkafes”e karşı bir girişimi olmadı.

 

 

Ankara yine Gökkafes’i kurtardı

 
10 Eylül 1998’de Turizm Bakanlığı’nın resen onayladığı imar planı “Gökkafes”in rahatça yükselmesi için önündeki engelleri kaldırdı. Mesut Yılmaz Başbakanlığı’ndaki ANAP-DSP-DTP Hükümeti’nin Turizm Bakanı İbrahim Gürdal döneminde çıkarılan bu imar planı da yargıya taşındı. Danıştay 6. Dairesi 2’ye karşı 3 üyenin oyuyla söz konusu Uygulama imar Planı’nın yürütmesinin durdurulmasını kararlaştırdı. Davacı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin itirazını Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu değerlendirdi ve 12’ye karşı 15 üyenin oyuyla kararı bozdu yani Turizm Bakanlığı’nın planına onay verdi. Bu karar artık “Gökkafes”in önünün yargı tarafından da açıldığına işaret ediyordu. 28 Nisan 2001 tarihli bu karardan çok kısa bir süre sonra da “Gökkafes” açıldı.

 

 

DEVASA KULELER: FOUR WINDS

 

 

 

 

“İstanbul’u yaşamak için tasarlandı”

 

 

Göztepe’de, Bağdat Caddesi’nin bir arka sokağında yükselen kulelerin, tanıtımındaki cümlelerden biri bu şekilde. Four Winds Kuleleri, Anadolu Yakası’nın her tarafından ve Avrupa Yakası’nın birçok yerinden görülebiliyor. İstanbul Boğazı’nın ardından kentin en kıymetli bölgelerinden olan Bağdat Caddesi’ne tepeden bakan kuleler şu anda Anadolu yakasının en pahalı konutları arasında. Emrullah Turanlı’nın sahibi olduğu Taşyapı tarafından yapılan Four Winds projesi aynı zamanda Anadolu Yakası’nın en tartışmalı projelerinden. Yapılamaması için başta Kadıköy Belediyesi, sivil toplum kuruluşları, meslek odaları çok uğraştı ama proje 10 yıllık bir sürecin ardından tamamlandı, satışlar başladı. Etrafında 10-12 katlı binalar varken 44 kata yükselen projeyi bu denli devasa yapansa aslında basit bir matematik hesabı, diğer bir deyişle çarpma işlemi.

 

 

Brüt mü Net mi?

 

 

Four Winds’in yükseldiği arazi 2004 yılına kadar Devlet Meteoroloji İşleri’nin İstanbul Bölge Müdürlüğü’ne aitti. 23 Ağustos 2004’de Maliye Bakanlığı, İstanbul’ un en değerli yerlerinin birindeki bu araziyi kat karşılığı ihaleye çıkardı. İhaleyi, Taşyapı kazandı. İhale şartlarına göre, Taşyapı yapacağı dairelerin yüzde 60’ını Maliye Bakanlığı’na verecek ayrıca, Kartal’da Hazine’ye ait bir araziye de Meteoroloji Bölge Müdürlüğü Binası yapılacaktı. Taşyapı ihale şartları gereği meteoroloji binasını yaptı ama kendi inşaatına bir türlü başlayamadı. Çünkü proje ortaya çıkar çıkmaz arazinin ilçe sınırları içinde olduğu Kadıköy Belediyesi ve Mimarlar Odası’nın itirazlarıyla karşılaştı. İtirazların sebebi, “araziye yapılacak binaların metrekaresinin yanlış hesaplanmasıydı.” İmar mevzuatına göre, Kadıköy’de emsal 2.07. Bu şu anlama geliyor: Eğer 1000 metrekare araziniz varsa bunu 1000’i 2.07 ile çarpıyorsunuz çıkan rakam olan 2070 metrekare sizin yapacağınız toplam kapalı inşaat alanı oluyor. Bunun dışında tek bir metrekare inşaat yapamıyorsunuz.

 

 

Taşyapı’nın aldığı arazinin brüt metrekaresi toplam 44.738’di. Taşyapı projesini yaparken bu rakamı 2.07 ile çarptı. Çıkan rakama inşaat yapmak için proje hazırladı. İtiraz eden kurumlar ise, 2.07’nin 44.738 ile çarpılmasına karşı çıktı. İtirazcılara göre, 44.738 arazinin brüt alanıydı. Mevcut planlara göre; bu alanın 25.400 metrekarelik kısmı yol, yeşil alan ve sosyal-kültürel tesis olarak ayrılmıştı, dolayısıyla katsayı çarpımına dahil edilmemeliydi. İtiraz eden kurumlara göre, 44.738 den 25.400 düşülmeli ve çıkan rakam olan 19.338, 2.07 ile çarpılmalıydı.

 

 

Kadıköy Belediyesi, planın iptali için İstanbul 4. İdare Mahkemesi’ne dava açtı. Mahkeme yürütmeyi durdurdu. Mahkemenin gerekçesinde, “Yüksek yoğunluğun bölgeye telafisi mümkün olmayan yükler getirmekle birlikte kamu yararına uygunluk yoktur” yazıyordu. Taşyapı bu karara itiraz etti. İtiraz reddedildi. Kadıköy Belediyesi inşaatı mühürledi. İnşaatı mühürlenen Taşyapı yeni bir plan hazırlayarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kapısını çaldı.

 

 

İBB Meclis kararı Taşyapı’yı kurtardı

 

 

Taşyapı’nın istediği plan değişikliği 286 numaralı parselde görülen “sosyokültürel tesisi alanının” “park alanına dahil edilmesi” isteğiydi. İBB Belediye Meclis’i, İmar ve Bayındırlık Komisyonu’nundan gelen olumlu görüşe katıldı ve değişikliği onayladı. 16 Mayıs 2008’de kabul edilen değişiklik planı metninde asıl önemli olan raporda geçen bir cümleydi. Raporun 36. Sayfada yer alan “KAKS:2.07 eski 161 parselin brüt alanı üzerinden hesaplanacaktır.” ifadesi brüt üzerinden emsalin hesaplanacağını söylüyordu. Böylece alandaki brüt mü net mi tartışmasına imar konusundaki en yetkili merciden de katkı geldi. İBB Meclisi brüt alandan yana tavır koydu. Taşyapı’yı rahatlatan bir diğer kararsa yargıdan geldi. Daha önce bilirkişi raporlarına göre inşaatı durdurulan Taşyapı’nın yeni bilirkişi raporu istemesi üzerine rapor yenilendi. İkinci bilirkişi raporu Taşyapı’nın lehine geldi. İdare Mahkemesi de inşaatı engelleyen kararı kaldırdı. İnşaat önünde engel kalmadı. Kadıköy Belediyesi dosyayı Danıştay’a taşıdı. Tüm bu süreç içinde inşaat bitti. Anadolu Yakası’nın en değerli arazilerinin birinde 44 katlı 4 kule inşaat yükseldi. Reklam kampanyalarıyla satışlar da başladı.

 

 

Selami Öztürk: Davayı geri çekmem için Unakıtan beni defalarca aradı.

 

 

Four Winds projesi için dava açan ve hala dosyanın Danıştay’da olduğunu söyleyen Kadıköy Eski Belediye Başkanı Selami Öztürk, söz konusu projenin arkasında siyasi güç olduğunu savundu. Davayı geri çekmesi ve vazgeçmesi için dönemin eski Maliye Bakanlarından Kemal Unakıtan’ın kendisini defalarca aradığını açıkladı. Selami Öztürk, Kadıköy’de tüm inşaatlarda net alanın emsal ile çarpılmasına rağmen, Taş Yapı inşaatında brüt alanın esas alındığını, böylece emsalin 6.21’e yükseltildiğini belirtti.

 

 

SİLÜETE ‘İSYAN’: 16/9

 

 

 

 

“Kusursuz kent, tüm heybetiyle sizi çepeçevre sarıyor”

 
İstanbul, Zeytinburnu’nundaki 16/9’un tanıtım sloganı bu. Tanıtımında ‘kusursuz’ kelimesini tercih eden 16/9’un ‘kusurlu’ olduğu artık hukuken de tescil edildi. Denize 200 metre uzaklıkta 36, 32 ve 27 katlı 3 kule için yüksekliğinin tıraşlanması kararı çıktı. Tarihi Yarımada’nın silüetine giren kuleler Sultanahmet Camii’nin minareleriyle yarışır halde. Kuleler, başbakanlığı döneminde Recep Tayyip Erdoğan’ın da tepkisini çekmişti. 2013 yılının Nisan ayında, AK Parti’nin İstanbul milletvekilleri ile toplantısında konuşan Erdoğan, ‘Sahiplerine tıraşlayın dedim, özellikle rica ettim, çok da yakından tanıdığım biri. Yapacaklarını beklerken, hiçbir şey yapmadılar. O nedenle çok kırıldım. Beş yıldır konuşmuyorum’ sözleriyle tepkisini dile getirmişti.

 
16/9 projesi bu sözlerden beş yıl önce İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde gündem olmuş, meclis üyelerinin oylarıyla vize almıştı. 16/9 kulelerinin yükseliş hikâyesi şöyle:
CHP’liler de “evet” dedi

 
Tapu kayıtlarına göre, 18 Mayıs 2007’de Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) daha önce işadamı Halil Bezmen’in sahip olduğu Mensucat Santral’e ait olan ve el koyduğu 27 bin 791 metrekare, yaklaşık 30 dönümlük araziyi Marmaratay adlı şirkete 46 milyon liraya sattı. Marmaratay, 16/9 projesini yapacak olan Astay firmasının alt şirketiydi. Arazi satıldığı dönemde 1 emsal imar hakkına sahipti. Yani 27 bin 791 metrekare alana yalnızca toplam büyüklüğü 27 bin 791 metrekare olan inşaat yapılabilirdi.
İşadamı Mesut Toprak’ ın sahibi olduğu Astay şirketi araziyi aldıktan 11 ay sonra, 3 Nisan 2008’de bir dilekçe ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) başvurdu. Dilekçede; “inşaat hakkının 2.5 emsale çıkarılması ve bina yüksekliği, blok sayısı ve blok ebatlarının serbest olması” isteniyordu. Ayrıca, “alanın turizm-ticaret alanına da

 

 

Belediye Meclisi’nde sert tartışmalar

 
Mevzuat gereği, Zeytinburnu Belediye Meclisi de 10 Ekim 2008 tarihinde İBB Meclisi’nin yaptığı plan değişikliğini mevcut planlarda 1/1000’lik planlara işledi. Yine mevzuat gereği 1/1000’lik ilçe belediyesi kararının 1/5000’lik planlara işlenmesi için İBB Meclisi’nin onayı gerekiyordu. Bir sene sonra yapılan meclis toplantısında CHP’nin tavrı bu kez değişikti. 2009 seçimleri ardından yenilenen CHP meclis grubu bu kez 16/9 projesine sert muhalefet etti.

 
Hayli tartışmalı geçen oturumun ardından 16/9 projesinin inşaatının başlamasına neden olacak olan oylama yapıldı. AKP dışındaki partilerin ret oyuna karşılık imar değişikliği oyçokluğuyla İBB Meclisi’nden geçti.

 
Aynı yılın son günü olan 31 Aralık’ta Zeytinburnu Belediyesi inşaatı yapacak olan şirkete inşaat ruhsatını verdi. Artık inşaatın başlaması için mevzuat gereği engel kalmamıştı. İmar, inşaat mevzuatı açısından 16/9 projesi için dolayısıyla engel kalmamıştı. Ruhsatın alınmasının ardından da inşaat başladı. Oysa CHP İstanbul il Başkanlığı, Mimarlar Odası ve avukat Cihat Gökdemir projenin olmaması için hukuk yoluna başvurmuştu. Bu arada İBB Meclisi’nde turizm alanına dönüştürülüp imarı artırılan yerde 36, 32 ve 26 katlı olan üç kule yükseldi. Daha da ilginç olanı, turizm tesisi olarak tanımlanan alanda 498 konut kuleler içinde belirdi. İnşaat sürecinde satışa başlanan projeden çok sayıda kişi ev aldı.

 
Avukat Cihat Gökdemir davanın peşini hiç bırakmadı. İstanbul 4. İdare Mahkemesi, Mayıs 2013’te 2013/1006 sayılı kararında hazırlanan bilirkişi raporu doğrultusunda 16/9 projesinin yüksek katları için yıkım kararı çıkardı. Bilirkişi raporunda gökdelenlerle ilgili olarak ‘Daha önce 1 olan emsalin 2.5’ a çıkarılarak İmar Yasası’na aykırı hareket edildiği; (inşaatın) Dünya Miras Alanı Tampon Bölgesi sınırı içinde yer aldığı; bu sınır içinde güney-batı yönünde bulunan ‘batı noktası’nın kapsadığı İstanbul Kara Surlarının silüet içinde kaldığı, (inşaatın) İstanbul’un tarihi silüetini olumsuz etkileyerek kamu yararı taşımadığı” belirtildi. Bu karara İstanbul Büyükşehir ve Zeytinburnu belediyeleri itiraz etti. Kulelere ilişkin son kararı 28 Mayıs 2014’te Danıştay söyledi. Danıştay belediyelerin itirazlarını reddetti, kararı onayladı. Böylece 16/9’un fazla katlarının yıkılmaması için bir engel kalmadı.

 
Mahkeme kararlarına göre; kulelerin 70 metreye indirilmesi ve kat sayısının da 23’e düşürülmesi gerekiyor. Zeytinburnu Belediyesi 2 Eylül 2014 tarihinde 16/9 binalarının fazla katlarının yıkılması için ihaleye çıktı. İhaleye katılan olmadı. Açılan ihalenin dikkat çeken yönü yıkım için ihaleye girecek şirketlerin konsorsiyum olmaması şartıydı. İhalenin ardından da 16/9 binalarının sahibi Astay firması Zeytinburnu Belediyesi’nin yıkım için ihale açmasına karşı dava açtı. Avukat Cihat Gökdemir’e göre yıkımı geciktirmek için yeni yollar deneniyor. Gökdemir, “Türkiye’de böyle bir yıkımı tek başına gerçekleştirecek firma yok. Bu nedenle ihaleye giren olmadı. 16/9’un sahipleri de yıkım ihalesi için iptal davası açmış. Bu durumda bu dava devam ettiği için yeni ihaleye de çıkılamıyor. Böylece durumu kilitlemişler” demiştir.

 

 

Aljazeera’nın Prof. Dr. Hüseyin Kaptan ile yaptığı  röportaj..

 

 

”2005 yılında İstanbul’u planlaması için göreve getirilen ve 2008’de bu görevden ayrılan Profesör Doktor Hüseyin Kaptan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kurduğu İstanbul Metropolitan Planlama Merkezi’nin (İMP) başındayken yaşadıklarını anlattı. Kendisini Ankara’nın istemediğini söyleyen Kaptan, Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın desteklediği İMP’nin üzerinden Ankara’nın geçtiğini söyledi. Başkanlığı döneminde Haydarpaşa’ya ve 4. Levent’e yapılmak istenen gökdelenlere karşı çıktığını söyleyen Kaptan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dikey mimariyi eleştiren sözlerini günah çıkarma olarak niteledi. İstanbul’u planlarken 3. Köprü’yü Amerikalı bir arsa spekülatöründen öğrendiklerini belirten Kaptan, İstanbul’un kuzeyinin imara açılmasının çılgınlık olduğunu savundu.”

 

 

3. HAVALİMANI   

 

 

 

 

 “Ulaştırma Bakanı ile üçüncü havalimanı için Silivri’de anlaşmıştık”
 

Bir de İstanbul’un batı tarafı var, Silivri, Çorlu, Lüleburgaz. Batı İstanbul bunlarla beraber. Onun da ortasından il sınırı geçiyor. Oysa orada sosyal ve coğrafi bütünlük var. Orada da 500, 600 binlik işgücü organize sanayi var. Tekirdağ’da 10 hektar sanayi alanı açılmış. Bu alanda kim çalışacak? Limanlar orada olacak; teknoparklar, lojistik köyler orada olacak. Merkezi iş alanları orada olacak. Orada da bir Ankara olacak. Onun da bir havaalanına ihtiyacı var. Onun için biz üçüncü havalimanını Silivri’de planladık. Kuzey Ormanları’nda değil. Düşünün İstanbul’un batısında bir Ankara var, ekonomik bir değer var ama havalimanı yok. Biz havalimanını Silivri’de planlarken Ulaştırma Bakanı’nı davet ettik. Bütün hesapları önüne koyduk. Bakan yerinde görelim istedi. Bakan, ben ve Kadir Topbaş bindik helikoptere; bütün ulaşım kararlarını, limanları, havalimanlarını, lojistik köyleri Binali Yıldırım Bey ile yerinde baktık. El sıkıştık, yüzde yüz desteğini aldık. Planlarımız, oybirliği ile meclisten onay aldı. İstanbul’un Anayasası’nı hazırladık diye kutlamalar yaptık. Bir de baktık ki, bakan havalimanını saklıyor. Havalimanı şurada mı olacak, burada mı olacak? Hiç havalimanı saklamak devlete yakışıyor mu?

 

 

3. KÖPRÜ

 

 

 

 

3. Köprü kararı alındı. Biz 3. Köprü’ye çok karşı çıktık. Sebebi, TEM’in etrafında yaptığımız sayımda 8 milyon kanunsuz yerleşme gerçekleştiğini tespit ettik. 3. Köprü ile birlikte, İkinci Köprü’de olduğu gibi İstanbul’da dinamizm kuzeye doğru gitti. Arkasından Kanal İstanbul ile beraber 7 milyonluk, 5 milyonluk Kuzey Ormanları’na şehir kurma projeleri geldi.

 

HAYDARPAŞA PROjESİ

 

 

 

 

Haydarpaşa Projesi’ni engelledik. Kulelere muhalefet ettik, dört senemizi aldı. Haydarpaşa Projesi’ni engelledik.

 

 
Neydi Haydarpaşa Projesi?

 

 

Haydarpaşa için üç tane proje geldi. Üçü de yedi tane kule içeriyor. Şimdikiler gibi değil, dehşetengiz yüksek yedi bina ve yukarıdan da bakınca laleye benziyor.

 
   

Nasıl engellediniz?

 
Devlet Demiryolları ile iyi ilişkiler kurduk. Yapmayın dedik. Bir de kanunla gelecekti. Anıtlar, Büyükşehir hiç kimse karışamazdı. Devlet Demiryolları Genel Müdürü ile Avrupa’yı gezdik. Anlayışlı davrandılar. Eski demode olmuş demiryolları istasyonlarının oralarda nasıl iyi projelerle değerlendirildiğini gösterdik, ikna oldular. Avrupa kentlerinde olağanüstü uygulamaları gösterdik.

 

“Roma Nasıl Korunuyor?”

 

 

 

 

‘‘Şehrin yüzlerce yıllık ihtişamlı binaları, meydanları, sokakları öyle korunmuş ki ne bir gökdelen ne de bir AVM var’’

 
Eski cumhurbaşkanı Abdullah Gül 1 Şubat 2014’de gittiği Roma’dan Twitter’a böyle yazmıştı. Gül’ün bir sonraki tweet’iyse;

 
“Yüzyıl önceki fotoğraflardaki Roma’nın bugünden tek farkı, yollarında otomobiller yerine at arabalarının olması”ydı.

 

 
Tehdit gelince kurallar kondu

 

Gerçekten de Roma sokaklarından otomobilleri çektiğiniz anda yüzyıllar öncesine dönmek pekâlâ mümkün. Zira kentin merkezinde yeni yapı göremiyorsunuz, ayakta duramayıp yıkılanların yerine de çevreye uyumlu binalar dikilmiş. Sanayi Devrimi’ni yaşamış, dünyaya birçok marka ihraç etmiş olan İtalya nasıl oldu da tarihi silüetini bu kadar koruyabildi? 1960 yılında İtalya’daki ekonomik gelişmeler tarihi alanları tehdit etmeye başlayınca ülkenin Gubbio kentinde şehir planlamacıları, mimarlar ve tarihçiler büyük bir toplantı yaptı. Toplantının tek gündemi tarihi merkezlerin korunmasına ilişkin mevzuatların oluşturulmasıydı. Oluşturulan mevzuatlar önce Bologna’da, ardından da diğer tarihi kentlerde uygulanmaya başlandı.

 

 

Üst sınır 27 metre

 
Roma’daki tarihi binaları ve alanları koruma konusunda da bu toplantıda üretilen mevzuatlar geçerli. Roma için yapılan özel çalışmada kent tarihi olarak üç kısma ayrılmış. Bu üç kısmın da kendine özgü imar kuralları var. Kentteki tüm binalar, alanlar tek tek planlara işlenmiş. Bu planlarda üç farklı renk kullanılmış. Her renk ayrı bir tarihsel döneme işaret ediyor. 5. yüzyıl’dan 19. yüzyıla kadar yapıların olduğu bölgede asla yeni bir yapı yapılmasına izin verilmiyor. Buralardaki yeşil alanlara ve boşluklara yeni bina yapılması teklif dahi edilmiyor. İkinci bölge binalarında sadece sıkı kurallara bağlı bazı tadilatlar yapmak mümkün. Roma merkezini oluşturan birinci ve ikinci bölgede 27 metre yükseklik sınırı yıllardır yazılı olmasa da korunuyor. 27 metre, San Pietro (Sen Piyer) Bazilikası’nın yüksekliği. Kurallar öncesinde de hiçbir mimar tarih boyunca bu yüksekliği geçmeyi düşünmemiş.

 

 
Gökdelenler kentin uzağına

 
Yeni bina yapmak isteyenler içinse üçüncü bölge açık. Kente 8 kilometre mesafedeki bu bölgenin en yüksek binası 120 metre. Bu bina Roma’nın tarihi silüetine giremeyecek kadar uzakta. Kentin tek alışveriş merkezi de bu bölgede. Bu bölgede aynı zamanda 1934-1941 yılları arasında İtalya’nın faşist lideri Mussolini’nin yaptığı yönetim binaları da yükseliyor. Üç, dört katlı bu binalar da çağının tanığı olarak koruma altında. Roma Mimarlar Odası Başkanı Livio Sacchi’nin kentin birinci ve ikinci bölgesinin korunması konusundaki kurallara bir itirazı yok. Ancak üçüncü bölgede kısıtlamaların daha da esnemesinden yana. Sacchi, modern şehirler ortaya çıkarmak için araştırmalarının, çalışmalarının önünün kesilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu konuda yürüyen tartışmalar sonucu üçüncü bölgede kurallar esnemeye başlamış. Hatta Mimarlar Odası’nın belediyede bir ofisi var. Karar süreçlerine katılabiliyorlar. Kararlarda sivil toplum olarak onlar da söz sahibi.

 
Kolezyum”u gören gökdelen!”

 

 

Roma geçtiğimiz yıllarda belediye meclis üyesi Alessandro Caudo tarafından “provokasyon” sözcüğü ile tanımlanan bir tartışmaya tanık oldu. Dönemin belediye başkanı Gianni Alemanno (Silvio Berlusconi’nin partisi PDL’den), 2010 yılındaki bir belediye meclisi toplantısında, “San Pietro (Sen Piyer) Bazilikası’nın kubbesinden daha yüksek bina inşa edilemez tabusunu yıkmak istiyorum” dedi. Bunun üzerine, Ulusal Mimarlık Enstitüsü’ne (IN/ARCH) üye bir grup mimar da, Kolezyum’un 100 metre yakınında bir gökdelen yapılması önerisini getirdi. La Repubblica gazetesinin “Kolezyum”u gören gökdelen. Mimarlığın son deliliği” başlığıyla katıldığı tartışma sonucu bir gelişme olmadı. Aslında tartışmanın özünde sert imar kurallarının esnetilmesi talebi vardı. Bu tartışmaların ardından Kolezyum’u gören gökdelen inşa edilmedi ancak. Kentin üçüncü bölgesindeki boş alanlara yüksek binalar yapılması konusunda izinler daha kolay verilmeye başlandı.

 

 

İŞTE ”YENİ” İSTANBUL

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynak : www.technicos.org

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1 Yorum

  1. leman kaplan

    nasıl bir hançer panoroması sahiden, hepsini bir arada görünce ayılıyorsunuz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir