Yeşil mimarlığı konu etmeye başladığımız son yıllarda bu eğilime nasıl gelindiğine ve bugün bu eğilimin neleri içererek sürdüğüne göz atmamızın önemli olduğunu düşünüyoruz.

Mimdap bundan önceki bazı gözlemlerinde de konuyu değişik yönleriyle ele almış ve okuyucularıyla paylaşmış, güncel bazı sorulara cevap aramıştı. Bugünlerde çok şey beklenen ve geçtiğimiz ay 2009’un uluslararası son büyük etkinliği (ama bir yandan da hayal kırıklığı) olarak anılan Kopenhag İklim Değişikliği Konferansı sonrasında durum tespiti yapmanın gerekli olduğunu düşünüyoruz.
Bu anlamda hem bir yandan gündemimize giren kavramlara değişik kaynaklardan pencere açarken bir yandan da dünyada “yeşil mimari” adı altında kayda değer çabalardan (projelerden) örnekler vermeye devam etmek istiyoruz.
Tükenen dünya kaynakları
Dünyanın özellikle sanayi toplumu evresine gelmesi, hızlı nüfus artışı ve paralelindeki kentleşme dönemlerinde doğal kaynakların hoyratça kullandığını artık kabul etmeyenimiz yok. Zamanı vaktinde sadece hava kirliliği diye belirtilerinden şikayet edilen unsurlar, akar suların ve denizlerin ve tarım yapılan toprakların kirlenmesine kadar sürüp gitti. Toprak, su, hava gibi doğal kaynaklar sanayi üretiminin sanki ucuz ve tahsis edilmiş kaynakları gibi algılandı yıllardır. Şimdi iklim değişikliği diye tarif edilmeye çalışılan dönemeç bu kaynak tüketiminin insafsız bir eşiğe dayanmış olma resmidir sadece.
Yeşil mimarlık fikrini, bu manada doğanın hızlı tüketilişine bir tepki, bir karşı koyuş biçimi olarak da düşünebilir ve kabul edebiliriz. Yine son zamanlarda neredeyse her kavramımızı tanımlamakta kullanılan “sürdürülebilir” nitelemesi tam bir bıçak sırtında olduğumuzu da göstermektedir.
“Sürdürülemez”in tam yanı başında “sürdürülebilir” anlatımı
Birçok mimara olduğu gibi çevreci, doğa bilimci, sosyal bilimciye ilham kaynağı ve düşünme yolu olan “sürdürülebilirlik” kavramı, hem bir gerçeği hem de riskli alanda olduğumuzu muştulayan bir nitelik gösteriyor. Bir dengenin, ama her an bozulabilir bir dengenin şu anda bozulmadan tutulabilen kritik bir anına “sürdürülebilir” diyoruz aslında. Doğa mesela, onun sürdürülebilirliği, asgari şartlarda yaşam olanağını hala tanıyor olduğunu ifade ederken bir yandan da koşulların değişmesi ya da beklenen olumsuzlukların devamı halinde bir anda yaşam sınırlarının sonlandığını anlatıyor.
Bu haliyle çok riskli bir kavram sürdürülebilirlik. Bir anda hem o hem o olabilme potansiyelini içeriyor.
Diğer taraftan “sürdürülebilir” nitelemesi, aslında şartların çok kritik bulunduğu, bazen de aslında olumsuz durumda icat edilen bazı göstergeler, ‘kabul edilebilir seviyeler’ gibi açıklamalara muhtaç olarak sınıfı dört buçuktan beş almış bir çocuk başarısı kıvamında tanımlamaktadır. Yani sınıfta çakmakla küçük farkla ‘başarılılar’ arasına sayılmak gibi bir nüans.
Bu anlamda sürdürülebilirlik kavramının içeriğinden “yeşil mimariye” dönersek, bazen ortamda herkesin tam olarak bilmediği yeni parametrelerle oluşturulmuş değerlerle ölçülen bir bölüm proje ise şimdilerde “sürdürülebilir” olarak anlatılmaktadır. Gözlem bölümümüzde bu tanımlamalarda neyin eksik ya da neyin yaşanan bir olumsuzluğun örtüsü olduğunu şimdilik sorgulamaktan çok, ilk etapta bu kavramsal yaklaşımların kaynağına, üretiliş biçimlerine inmeyi yararlı görüyoruz.
Neler yapıldı?
Bugüne kadar “yeşil mimari” konusunda bizim ülkemizde bilinen günlük mimarlık portallarının (Arkitera, Yapı.com.tr ve Mimdap) konuyla ilgili haber ve projeleri yayınlamasının dışında oldukça etkili bir yayın sürdüren NTV televizyonu konuya eğildi.
NTV, geçen yıl başlattığı “Yeşil Ekran” projesini biraz daha ilerletip her zaman çok konuşulacak çevre belgesellerini yine bu kuşakta vermeye devam etti.
NTV’nin Yeşil Ekran kuşağının yeni belgeseli yeşili ve yeşil mimari (Building Green) adı altında 13 bölümden oluşan belgeseli yayına soktu. Televizyon diliyle, çevreye duyarlı bir yaşam için ufak değişikliklerin yarattığı büyük farkları toplumun görmesini sağlayacak bir yaklaşımdı bu.
Televizyonun bu konuyu ele almasını mimarlık portallarının ele alması kadar önemsemek gerekir. Zira birinde daha özgün ve konuyla ilgili topluluklara izahat verilirken, onun kadar önemli olmak üzere geniş kesimlerde bu konuda fikriyat yaratmak da önem taşımaktadır. “Yeşil mimarlık” diye bir sözcük dizisi bile akıllarda bir duyarlılık oluşturmaktadır.
Biraz daha kulak verelim
NTV’nin bu programında birçok meseleye inildi. Mesela çevreciliğin uç noktalarından çevre esaslarına kadar uzanan bir çeşitlilikte, çevre dostu inşaat tekniklerini ve alternatiflerinin sunulması, bu arada sağlıklı kararlar vermenin estetikten ve konfordan vazgeçmek anlamına gelmediğinin anlatılması gibi öğeler işlendi.
Çevre dostu bir evin inşaatını adım adım izleyen belgeselde saman ev inşaatı, ev suyu tutma sistemleri, nefes alan boya, elektrik sayaç kullanımı, ev otomasyon sistemleri, blue jean izolasyonu, kalıcı tarım tabanlı bahçecilik gibi birçok konu işlenirken, bir yandan bu uğraşının eğlenceli bir iş olduğunu göstermek amaçlanıyordu. Bu program “Tasarımın Özü”, “Çevreyi Korumak”, “Aşırı Yeşilcilik”, “Sağlık İnşaatı”, “Azalt, Yeniden Kullan, Geri Dönüştür” ve “Basit Adımlar”dan oluşuyor. Daha yeşil bir var oluş için nasıl hemen harekete geçilebileceğine dair kendi deneyimlerinden yola çıkarak talimatlar veren öncü uzmanlar, her hafta belgesele konuk oldu.
Building Green programı ve “Yeşil Mimari” hakkındaki programın sunucusu Kevin Contreras, yeşil evin inşasını basite indirgeyerek anlatmaya koyuluyor, izleyenleri hem zararsız hem de şık ürün ve malzeme bulmanın mümkün olduğunu anlatacak uzmanlarla buluşacağı bir yolculuğa çıkarıyordu.

Bu program, çevre bilinci aşılayan eğlendirici ve öncü bir yaşam belgeseli olmayı “Yeşil Mimari”nin (Building Green) hedefinin, ev sahiplerinin ne kadar kolay, ekonomik ve sağlıklı bir şekilde çevreciliği benimseyebileceklerini keşfetmelerini sağlayarak çevreye karşı duyarlı yaşam tarzının büyük zahmet olduğuna dair efsaneyi yıkmak olduğunu gösterdi.
Yeni yeşil mimari yol
İspanyol mimar Enric Ruiz Geli, Amerikalı sosyolog ve ekonomi bilimci jeremy Rifkin ile birlikte geliştirdiği projelerle ‘mimaride yeşil bir devrim’e öncülük etmeye hazırlanıyor.
Çevre için ve dünyadaki iklim değişikliği konularında felaketin haberciliğini yapmaktan çok nedensellikleri araştırıp ortaya koymak, adım adım tedbirler sunmak, bunları uygulaya uygulaya bir yol izlemek şüphesiz daha kazançlı olacaktır.
Sanayi toplumlarında sanayinin en büyük enerji girdisini oluşturan kömür ve akaryakıtla çalışan sistemlerin ortama yaydığı karbon emisyonun kabul edilemez değerlere ulaştığı, ısıtma sistemleri tarafından bir araştırmaya göre fosil yakıtların ortaya çıkardığı CO2 emisyonunun %40’lık bir paya dayandığı, bu çevre koşulları ve bu ısı yalıtımsız binalarla kabul edilemez seviyenin aşağıya çekilemeyeceği gibi tespitler yapılagelmeye başlanmıştı.
Bu veriler ışığında İspanyol mimar Enric Ruiz Geli ile Amerikalı sosyolog ve ekonomi bilimci jeremy Rifkin’in Asya, Avrupa ve Amerika’dan birçok uzmanla birlikte hazırladığı bildiri “a new green deal” yani “yeni bir yeşil sözleşme” ismini taşıyor. Bildiri, mimaride gerçekleştirilmesi öngörülen yeşil bir devrime işaret ediyor.
Geli, eline geçirdiği her fırsatta açıklamaktan yorulmadığı projeyle ilgili şunları kaydediyor:
“Şu anda sistemi jeopolitik belirliyor, oysaki bir yeryüzü politikasına geçiş yapmamız gerekmekte. Artık konu ülkeler arasındaki ilişkiler değil. İklim değişikliği ya da mali ekonomideki sorunlar küresel boyutta… Kasırgalar sınır tanımıyor. Bu konularda sorumluluk bilinciyle ve özerk olarak hareket etmemiz lâzım. Ve en önemli bağımsızlık, enerjiden geçiyor…”

Enric Ruiz Geli, sıfır enerji tüketimli evler tasarlıyor. Kendisini bu konuda öncü olarak gören mimar, yapılarının yüksek teknoloji, tasarım ve sürdürülebilirlik gibi unsurların hepsini bünyesinde bulundurmasını kendine ilke edinmiş durumda. Geli, öncülüğünü yaptıkları projenin sadece yeni bir felsefeden ibaret olmadığını, fotovoltaik panel beslemeli LED’ler gibi yeni teknolojiler kullandıklarını belirtiyor. Amaçlarıysa bu yeni teknolojilerin sadece patentini almak değil, başkalarıyla da paylaşarak yenilikçi bir konsept oluşturmak.
Geli, bürosunu fiberglastan üretilen yarı saydam betondan inşa etmekle kalmamış, binaya yeni estetik öğeler de eklemiş. Villasınıysa ayaklıklar üzerinde duran bir UFO biçiminde tasarlamış. Ancak kullanılan malzeme yine sıra dışı… Binanın dış yüzeyi polikarbonat kabarcıklarla kaplı. Bu kaplama sadece suda ilginç yansımalar yaratmıyor, aynı zamanda bahçe sulaması için gerekli suyun da yoğunlaştırılmasını sağlıyor.

Geli’nin tasarladığı 27 milyon Euro’ya mal olan teknoloji merkezi MediaTic “politetra flor etilen” denilen sentetik bir maddeden üretilen üçgen hava yastıklarının, mozaik şeklinde birleştirilmesiyle oluşturulmuş. İçi azotla dolu bu yastıklar, güneş ışınlarının oranına göre genleşip büzüşerek binanın soğutulmasını sağlıyor. Üstelik binaya eşsiz bir dış görünüm kazandırıyor.
Geli’nin ilham perisi Gaudi
Geli, binanın tasarımında İspanyol mimar Anton Gaudi’nin ünlü binası Casa Mila’dan etkilendiğini ve kendisine modernizmin öncülerinden Gaudi’yi örnek aldığını belirtiyor ve sözlerini söyle sürdürüyor: “Mimari tüm zanaat dalları için bir platform oluşturmalı. Gaudi cam ve demir ustaları, marangozlar ve çömlekçilerle birlikte çalışırdı. Bizim de 21’inci yüzyılın zanaatkârlarıyla yani yazılımcılar, internet ve ara yüz tasarımcılarıyla birlikte çalışmamız gerekiyor.”
Geli’ye göre “doğaya geri dönmek” fikri gerçeklikten fazlasıyla uzak. Bunun yerine teknolojiye yatırım yapılması gerekiyor. Mimar, “en büyük ütopyacılar bile teknolojik ilerlemelere doğru yelken açtı.” açıklamasını yapıyor.
Türkiye’nin ilk LEED Gold sertifikalı şirketi
Siemens AŞ’nin 2 Nisan 2009 tarihinde Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyete başlayan üretim tesisi, Türkiye’nin ilk ‘altın’ yeşil bina sertifikasını (LEED Gold) almaya hak kazandı. İstanbul’da 90 bin metrekare alanda, enerji, endüstri ve sağlık sektörlerine yönelik faaliyet gösteren Siemens San. ve Tic. AŞ, Türkiye’deki büyüme planları çerçevesinde, Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nde 150.000 metrekare alana yatırım yapan Siemens’in, Faz I ve Faz II olmak üzere gerçekleştireceği toplam yatırım tutarı 100 milyon Euro’ya ulaşacak.
Bu sertifikayı alabilmek için 7 tane ön koşulu yerine getirmek ve en az 39 puan almak gerekiyor. Siemens A.Ş., 42 gibi yüksek bir puanla sertifikayı almaya hak kazandı.
Sertifika için yerine getirilmesi gereken 7 koşul
Açılımı Enerji ve Çevre Dostu Tasarımda Liderlik (LEED) olan ve sadece ABD’deki Çevre Dostu Binalar Konseyi tarafından verilen sertifikayı alabilmek için şu kriterlerin yerine getirilmesi gerekiyor:

• İnşaat aktivitelerinde kirliliğin azaltılması
• Mekanik sistemlerde CFC (kloroflorokarbon) gazı kullanılmaması
• Elektro-mekanik sistemlerin ASHRAE 90.1.2004 standardına göre tasarlanması
• Elektro-mekanik sistemlerin bağımsız ve tecrübeli bir ekip tarafından test ve devreye alınması
• Bina işletmeye alındıktan sonra atıkları ayrı olarak toplamak için uygun kapların konulması
• Havalandırma sistemlerinin ASHRAE 62.1.2004 standardına göre tasarlanması
• Binada sigara içilmemesi

Siemens Gebze Tesisleri, aynı zamanda Avrupa’nın en yenilikçi tesislerinden biri. Çalışanlarına sağlıklı bir ortam yaratmayı hedefleyen tesis, doğal kaynakların verimli şekilde kullanılması neticesinde, enerji maliyetlerinde de önemli ölçüde tasarruf sağlıyor. Aydınlatma, ısıtma, soğutma ve havalandırma gibi uygulamalarda, yüksek verimli, teknolojik ve yenilikçi sistemlerin kullanılması ile yüzde 30 enerji tasarrufu hedefleniyor. Ayrıca ithal çim yerine az su tüketen yerel bitkilerin tercih edilmesi, sprinkler sulama sistemi yerine damlama sisteminin kullanılması ve biyolojik su arıtma sisteminin çıkışındaki suyun peyzaj alanlarında kullanılması ile %70 oranında su tasarrufu elde edilmiştir.
Biraz da eleştiriler
Gözlemin başlığını “yeşil mimarlığa evet…” diye koyarken ve ardına üç nokta eklerken, başlıkta lafı uzatamayıp yeşil tasarım anlayışını onaylayıp ama bununla ilgili sıkıntıları da ifade etmeyi zımnen kararlaştırmıştık. Zira bu hareketi çeşitli taraflarıyla desetkleyenlerin yanı sıra temkinli bakanların ve ama diğer taraftan hiç ciddiye almayan, olayı sadece bir şekilden ibaret görenler de yok değil.
Cathleen McGuigan örneğin, bir yazısında kendi kendine yeten yapıların hünerli ama bir o kadar da çirkin olabilmesine vurgu yapıyor.

Diyor ki bu yazar, “Yeşil mimariden nefret ediyorum. Aldatmacaya, pazarlamacıların iddialarına, yeni bir binayı cennetlik bir yapıya dönüştürdüğü iddia edilen bir tutam yeşilliğe katlanamıyorum. Çimenli çatılar mı? Çok havalı! Tuvalette sifon için geri dönüştürülmüş gri su kullanmak mı? Mükemmel! Ama ya 500 çalışan, işyerine gitmek için günde yaklaşık 65 km araba kullanmak zorundaysa… İyi de bunun neresi yeşil? Gerçek sürdürülebilirlik, reklamlarda söylendiğinden çok daha karmaşık. Medyanın kükremesi sadece gürültüyü artırıyor. Bu arada yeşil binalar dikme arzusu patlama yaşıyor: LEED (Enerji ve Çevresel Tasarım Liderliği) ya da sürdürülebilirlik sertifikası almak için ABD Yeşil Bina Konseyi’ne kayıt yaptırmış 16 binden fazla proje mevcut. Bu 2000 yılında sadece 573 projeden ibaretti.”
Diğer bir konu da şu LEED sertifikası ve aslında bizim ülkemizde de bir üstünlük belgesi olarak ortaya çıkan belgenin bazı tartışmaları içerdiğini gözler önüne seriyor. Cathleen McGuigan bu konuda “Bunlar arasında, ekolojik bilincin aniden kumar kadar heyecanlı hale geldiği ABD Las Vegas’ta, en az 464 hektarlık, yeşil resort tipi tesisler de mevcut. Ülkede LEED tarafından sertifikalandırılan en büyük bina Las Vegas’ta; Ocak’ta inşa edilen, 77 hektarlık Plazzo Resort Hotel ve kumarhane binası. Nevada Eyaleti’yse LEED sertifikası için müteahhitlere yüzde 35’e kadar mülkiyet vergisi indirimi sağlıyor. Ama her yıl milyonlarca turisti Vegas’a getirmek için kullanılan tonlarca jet yakıtı konusunda endişelenmeyin. Nasılsa o ziyaretçiler kaldıkları otellerdeki tekrar kullanımlı havlularla bunu telafi ederler.” diyor.
Yapı boyutları unutuldu
Yine başka bir mesele olan mekan boyutu üzerine eğilen yazar, ”Mesele yeşil olmaya geldiğinde, insanlar boyutların önemini duymak istemiyor. Daha büyük eğlence merkezleri yapmakla kalmıyoruz, artık evleri de daha büyük inşa ediyoruz. Bu şekilde kendi içinde çelişen yapılar arasında benim favorim, Amerika’da 1980’lerde ortaya çıkan bir akımla, en küçük alana en büyük malikâne benzeri tek tip binaları sıkıştıran McMansion’ların yeşil olanı, yani “Yeşil McMansion”lar. Şu anda yeni bir evin ortalama büyüklüğü 232 metrekare, yani geçen yıla göre boyut olarak yüzde 1,5 daha büyük; gerçi bu kış gelecek yakıt faturalarının şoku trendi yavaşlatabilir. Yeşil evler yapmak ya da en azından yeşil oldukları iddiasıyla reklâmlarını yapmak artan bir eğilim olsa da, bir evin neye göre yeşil olduğu konusunda ulusal bir standart yok. İnsanlar kendi enerjisini üreten, çevreci sürdürülebilir evlere sanki yeni bir modaymış gibi sempati duyuyorlarsa da, aslında yeşil yapılar asırlardır gözümüzün önünde. Zaten var olan yerel kaynaklardan faydalanan ve kendilerine özgü çevre koşullarına uyum sağlamak üzere tasarlanmış Eskimolar’ın buzdan barınaklarını, Kızılderili ya da Orta Asya’ya özgü oba çadırlarını düşünün. Dünyanın her yerinde barınaklar, kışın güneşten yararlanabilmek ya da içerisinde yaşayanları dondurucu rüzgârdan korumak üzere konumlandırılır. Oysa biz hızla genişleyen banliyölerimizin orta yerine mümkün olan her tarzdan evi serpiştirirken bu temel prensipleri unuttuk. “ diyerek aslında mimarlığın temelindeki bazı yaşamsal büyüklüklere vurgu yapıyor.
Sonra ilginç bir tartışmayı ortaya koyuyor Cathleen McGuigan. Diyor ki, “Tüm bu yeşil mimari modasında beni en çok kızdıran, bu meziyetin daha iyi tasarımları da garanti ettiği inancı. Tamam, yeşil ve çirkin bir binanın, yeşil olmayan, çirkin bir binadan daha iyi olduğunu düşünüyorum, ama bu yine de ikisinin de çirkin olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Yeşili insanın gözüne sokmayan, gerçekten çevreci, güzel bir ev gördüğümde keyfim yerine geliyor. Eylül sonunda San Francisco’da açılan Kaliforniya Bilim Akademisi binası mükemmel bir örnek. 1989’da Loma Prieta depreminde zarar görmüş, eski bilim müzesinin yerine yapıldı. Binanın tasarımı, yapıldığı mekâna ve tarihine duyarlı. Yeni bina Golden Gate Parkı’ndaki harikulade konumundan fazla alana yayılmaya çalışmıyor ve mimarı Renzo Piano orijinal yapının boyunu sadece 11 metre aşmış. Bu zarif, sade, cam cepheli, müstakil yapının en belirgin çevreci özelliği yeşil çatısı: Etrafını saran tepelerden ilham almış, 10 bin metrekarelik, yeşilliklerle bezenmiş, dalgalı çatı iki tümseğinin altında, uzay gözlemevi ve yağmur ormanları sergisinin bulunduğu iki kubbeyi de başarıyla gizliyor. Palmiye ağaçları gibi normalde bölgede yetişmeyen bitkilerle dolu, kum havuzundan bozma Golden Gate Parkı’nın aksine müzenin çatısında 40 yerli tür yaşıyor. Değişik zamanlarda çiçek açsalar da genelde alçak ve çalımsı bitkiler. Zaten hoş görünmelerinden çok dayanıklı oldukları için ekildiler ve en önemlisi sulamaya ihtiyaç duymuyorlar. “
Evet demek ki başka bir pencereden, yıkıcı değil ama eleştirel bir gözle bakıldığında bile R. Piano gibi ustaların yapıtları dahil bazı eksiklikler, tasarım problemleri, amacını aşan ifadeler bulunabiliyor.
Bazı örnekler…
Son yıllardaki yeşil mimarlık anlayışını ortaya koyan tasarımlardan en fazla öne çıkanları bu tartışmanın arkasına bir değerlendirme maksadıyla ekliyor ve gözlem turunu tamamlarken hafıza tazeliyoruz.
1. İmkansız Tasarım

Hong Kong, Shenzen’deki 4 milyon metrekarelik bir alanda kendilerinden istenen 1500 metre yüksekliğindeki imkansız gökdeleni yapamadıklarını ve bunun yerine mekanın genişliğini de kullanarak, sanki farklı mahallelerden meydana gelen bir bina tasarladıklarını, çok yoğun yerlere konut, içerideki kapalı bölümlere yeşillik koyarak, iç mekanlardaki dolaşımı da sanki dışarıdaymış hissiyle gerçekleştirmeye çalıştıklarını söylüyor. Büyük heyecanla karşılanan projenin maalesef kriz nedeniyle rafa kalktığını belirten De Smedt, uygun zamanın yeniden gelmesini umduklarını sözlerine ekliyor.
2. Yeşil Mimarinin Büyük Deneyimi

Ağızdan ağza dolaşan bir hikayeye göre her şey bir çatıyla başladı. 1999 yılının sonlarına doğru, mimar Renzo Piano alanı ziyaret etti, Akademi’nin eski binasının tepesine çıkarak ağaçların gölgesinde, çatının kendi başına, sergilenecek bir eser olması gerektiğini söyledi. Piano, “Burası Golden Gate Park’ın ortasında sihirli bir mekandı ve çatının bina içindeki yolculukta deneyimlenebilecek bir yer olması gerektiğine karar verdim” diyor.
3. Yeşil Binalar Dosyası [mipim ödülleri]

Seçilenlerin, insan sağlığını dikkate alan, enerji ve su tasarrufu yapan, doğayla uyumlu ve karbon üretimi konusunda sınırlandırılmış binalar olmaları önemliydi. 82 katılımcı içerisinden 22 bina “yeşil bina” olma özelliğini taşıyordu ve bunlardan da 15′i sergilenmek üzere jüri tarafından seçildi.
4. Foster&Partners’ın Meksika’da yeni sağlık kenti

Foster & Partners, Meksiko City’nin güneyindeki 71 hektarlık “Campus Biometropolis”in masterplanını yapmak üzere görevlendirildi. Campus Biometropolis, son teknoloji eğitim merkezleri, araştırma enstitüleri ve laboratuarlarıyla mükemmel bir sağlık merkezi olacak.
5. İnsan İçin Kent

“Carlsberg-bizim kentimiz”, kullanıcılara bahçeler, meydanlar, akslar, caddeler, sokaklar, pasajlar ve bir dizi özel mülk ancak kamunun kullanımına açık binalar şeklinde kamusal alanlar sunan bir ağdır. İstekleri, mevcut pek çok binanın ve tüm açık alanların kamusal yaşama açılmasıdır. “Carlsberg-bizim kentimiz” bu nedene binadan çok mekanı tercih ediyor.
6. Dallas’ta “Sürdürülebilir Gelecek”

Geleceğin sürdürülebilir kentsel yaşamı, büyük oranda insanoğlunun alandaki doğal kaynaklardan yenilenebilir enerji üretecek bütünsel mimari çözümler yaratmasına bağlı. Bu proje, Dallas’ın kent merkezindeki tüm bir kent bloğunda kendi kendini sürdürebilen, dışa bağımsız kentsel bir alan yaratıyor.
7. Doğaya tamamlayıcı bir eklenti

Allard Architecture, Mirador Doğa Aktivite Merkezi için tasarladıkları projenin, mimarinin doğaya gizlenmesi gibi faydasız bir girişimden çok, hem çevresindeki doğayı olumlu biçimde etkileyen hem de onunla etkileşim içinde olan bir mimari doku olacağını belirtiyor.
8. jean Moulin Lisesi

Fransa’nın Revin kentindeki lise öğrencileri, yakında, yeşil çatılarla donatılmış, yeni bir teraslı okulda eğitim görmeye başlayacaklar. Lycee jean Moulin, yamaçların arasında kaybolarak, tamamen teraslardan meydana gelen bir peyzaj şeklinde görünüyor.
9. Masdar Eko Kent Merkezi tasarımı

Ayçiçeği prensibiyle tasarlanmış dev şemsiyeler gün içinde güneşe göre gölgesini ayarlayacak, ısıyı depolayacak, gece ise kapanarak ısıyı Birleşik Arap Emirlikleri’nin yeni eko kentinin avlusuna yayacak.
10. Kentsel düğüm

Proje, Chicago kent merkezi’nin batısından geçen Kennedy Ekspres Yolu üzerinde devam eden bir park önerisi getiriyor. Mevcut, olgun kent merkezlerine açık alanlar eklemek, bu tür kullanımlar için uygun bol mekanların olmaması nedeniyle, karayolları ya da demiryolları gibi mevcut yapıların üzeri örtülerek mümkün olabiliyor. Bu proje de, Chicago kent merkezinde, mevcut bir karayolunun üzeri köprülenerek nasıl yeni açık alanlar yaratılabileceğinin ve bunların gelecekteki büyüme için nasıl kentsel bir katalizör görevi görebileceğinin bir örneği.
11. Dallas’ı Yeniden Şekillendirmek

Little, dikey tarlalar, camdan yapay göller ve hayvan otlatma alanlarıyla dolu, karma kullanımlı bir gökdelen kurgulamış. Gökdelen, 500 dairenin yanı sıra eğitim tesisleri, “yavaş yemek” restoranları ve organik çiftçilik enstitüsü de sağlıyor. Projenin enerjisi, güneş panelleriyle elde ediliyor.
12. BAM’dan New York’a benzersiz bir yeşil çatı

BAM (Ballistic Architecture Machine), New York’un Aşağı Manhattan bölgesinde Biomis Aesthetope’de, dünyanın ilk kuş habitatına adanmış çatı tasarımını hayata geçiriyor. Biomis Aesthetope, Atlantik kıyısından göç eden kuşların dinlenme yerlerinden biri olarak biliniyor. “Yeşil bir alan ve ağaç” şeklinde delikli bir kafes olarak tasarlanan 70 bin fit karelik çatı, sadece kuşlar ve böceklerin erişebileceği bir park haline getirildi.
13. Foster’dan kent içinde ada

Foster + Partners, Almanya’nın Ruhr bölgesinde yer alan Duiburg için hazırladığı Aurelis masterplanını açıkladı. Planda, kent merkezinin hemen yakınındaki 36 hektarlık bölgenin ticaret ve konut alanı olarak geliştirilmesi öngörülüyor. Proje, ekibin Duisburg kent merkezi ve İç Liman için hazırladığı masterplanın canlı, karma kullanımlı karakterine uzanarak mağaza, kafe, ev ve geniş yeşil alanlarla yeni bir iş alanı yaratmayı hedefliyor.
14. Yeşil mimari ödüllendiriliyor

Terry Thomas, daha sağlıklı ve yaratıcı bir çalışma mekanı yaratmak ve sürdürülebilir tasarımın olasılıklarını ortaya koymak amacıyla tasarlanmıştı. Ardından da AIA Komitesi tarafından 2009’un En İyi On Yeşil Projelerinden biri olarak seçildi. Proje, giderek genişleyen ve artan mekan ihtiyacını karşılamak isteyen bir mimarlık şirketi tarafından yürütülmüştü. Firma, son 17 yıldır bulunduğu yerde kalmak ancak sürdürülebilir tasarıma bağlılıklarını örnekleyen bir binaya yerleşmek istemişti.
15. Yeşil ve Altın Diyarı

Vancouver’ın sahil şeridi, kentin en son ekolojik projesi olan, Merkez’in toplam alanını üç katına çıkaran ve kamusal alan gelişmelerini tamamlayan Vancouver Batı Kongre Merkezi binasının tamamlanmasıyla yeni ve müthiş bir eklentiye sahip olacak. 24.280 metrekarelik alanıyla Kanada’nın en büyük, ABD’nin ise sanayi dışı en büyük yeşil çatısına ulaşacak. Bununla birlikte bütünleştirilen birçok başka ekolojik özellikler, projenin LEED Kanada Altın Sertifikası almasını sağlayacak.
16. “Güzel Kent”te mimari

“Arkipelag, bölgenin doğasını çok iyi inceleyip onu ikna edercesine gelişiyor ve yüksek mimari kalitesi, orijinal özellikleri ile gelecekteki planlama çalışmalarına ilham verecek bir beton kentsel gelişme şekillendiriyor. Diğer bütün yarışmacılardan çok daha başarılı oldukları analizler, gelecekte yapılması düşünülen programlama işleri için çok iyi bir temel hazırlıyor. Arkipleg, blok dokuyu, farklı akslar ve meydanlarda çeşitlilik ve potansiyeller yaratacak biçimde, sofistike bir havayla geliştiriyor. Arkipleg, Nya Årstafältet’i, kent ölçeğinde büyük bir değere dönüştürecek planlama çalışmalarına ise çok iyi bir vizyon kazandırıyor.”
17. İngiltere’nin karbon-negatif konut projesi

Proje, yüksek bir yalıtım, yer ısı kaynağı pompaları, çatı üzerinde rüzgar türbinleri ve güneş enerjisi birimlerinin yanı sıra, alanın 100 metre dışında da rüzgar türbini bulunduracak. Birleşik teknolojiler ile yeşil ev, ürettiğinden daha az enerji harcıyor ki bu da National Grid’de depolanacak. Bu da projeyi karbon-negatif yapıyor.
18. HOK, İngiliz kütüphanesinin tasarımını tamamladı

Şu anda West Midlands’de yer alan kampüste, 2. Dünya Savaşı’ndan kalma birçok eski Savunma Bakanlığı binası ve sonraki yıllarda yapılmış birçok uyumsuz eklentiler yer alıyor. HOK’un tasarımı, Boston Spa’da İngiliz Kütüphanesi için, mevcut peyzaj öğelerinin kullanımı ve entegrasyonuyla da yansıtılan güçlü tasarım kriterleriyle daha açık bir mekan algısı ile daha belirgin bir kimlik öneriyor.
Bu Gözlemin Son Sözü Olarak…
Yeşil mimari konusuna girişimizde de değindiğimiz gibi yeni bir kavramsallıkla yeni bir yaklaşımın tasarım dünyasına damgasını basmakta olduğunu söyleyebiliriz. Diğer taraftan dünyanın sanayileşme yıllarında olduğu gibi denetimsiz bir kirletme, tüketme, yoketme körlüğünden kurtulmakta olduğunu, ülke kamuoylarının daha fazla duyarlılıklar taşıdığını, bu meyanda kanun ve yönetmeliklere çevre koruma yaptırımlarının yazıldığını ekleyebiliriz. Fakat bir yandan da herşeyin ticarileşebildiği piyasa şartlarında “yeşil mimarlık” ile değerlerin bir kısmının etikete dönüşmesi, satış taktiklerine indirgenmesi, emlak piyasası içinde rekabete çeşitlilik katan bir unsur olarak kullanılması tehlikesi de yok değil.
Ama en az bu kadar gelecek dönemler için olumsuz etki bırakacak şey, “yeşil mimarlık” çıkış ve deneylerinin kötü bir şekilde harcanması, akıllarda bu çabanın sadece göstermelik bir şeye dönüşmesi ve ondan sonra da hiç ciddiye alınmamasıdır. Bu yüzden, daha yolun başında doğru önermeleri desteklemek, sadece imaj ve sanallık üzerinden ilerleyen “yeşil” kavramına ise bir set oluşturmak kanımızca luzumlu olacaktır.
Kaynaklar:
NTVMSNBC, 19 Haziran 2009, “Yeşil bir ev nasıl kurulur”
CNNTÜRK, 17 Aralık 2009, Gaudi’nin vatanında yeşil mimari devrimi
Dexigner, Ağustos 2009, Yeşil Mimari
Newsweek Türkiye, 7 Aralık 2008, Yeşil Mimari hakkında kötü haber
Emlak Times, 21 Nisan 2009, Yeşil Mimari Ödüllendiriliyor
Mimdap, 19 Mayıs 2008, Yeşil Binalar Dosyası
Mimdap, Mimarlık Gündemi Dosyaları
mimdap



7 Yorum
nebahat çöllü
Yeşil mimarlığı bir form zenginliği olarak görmekten çok yitip giden doğanın ve doğal dengenin kurulması için zorunlu bir adım olarak benimsemek herhalde daha doğru olur.
Doğan Demircioğlu
Mimarlığın Ekoloji bilimi ile uyumunu sağlayan,yeşil alan tartışmalarında İdari kuruluşlara referans olabilecek mimari akım.Şehircilere ,Peyzaj mimarlarına fikir tutabilecek,iş imkanları yaratabilecek bir mimari . Metroplolerdeki istimlak sorunlarının zorluğuna karşı bir çare olabilir.Sanki apartman şehirler kuruluyor gibi.Şimdi ülke düzeyinde bu tür apartman şehirler için kanun tasarısı ve yönetmelikler hazırlanmalı.
ferda çetinkoz
Yeşil mimarlık bence insanlığın temelindeki bir duyguyu yani doğal ortamda yaşama durumunu kavramsal düzeyde ifade eden bir yaklaşım. Modern dönemler 20.yy başından bu zamanlara kadar 100 seneden fazla bir zamanda konut binaları, hizmet binaları, fabrikalar herşey bir araçsallık mantığı ile, işe yarar mekanik barınaklar olarak inşa edildi. Onların yanyana geliş estetiği zamanla bir kuruluk ve sıkıcılık yarattı.
Ve artık karşı çıkılan bence bu sıkıcılık, bu mekanik düzen bu kent katmanlarınınn birbiri üzerine yığılmış hali. Dolayısı ile bugün yeşil mimarlığa baktığımızda herşeyi mükemmel olarak değerlendiremeyiz, o değerlendirme için daha epeyce yol var. Ama bir başkaldırı yolu bu ve bu manda yeşil mimarlığa EVET gerçekten.
aliye sertanlı
Dünyada başlayan bu akımla ilgili bence oldukça belirgin ve hoş örnekler vermişsiniz. Yazınızın toplamında bu işin bir moda olmasının ötesinde kalıcı bir yaklaşım haline gelmesi yolundaki uyarılarınız ve dikkat edilmesi gereken hususların belirtilmesi bence yapıcı eleştirileriyle beraber öğretici. Türkiye ölçeğinde imar yönetmeliklerine geçmiş bir çaba ne yazık ki şu anda görünmüyor. Fakat bu tarz yayınlardan sonra ve dünya çapındaki bütün binalarda geliştirilen yöntemlerden sonra bence artık doğru dürüst örneklerle kısa zamanda karşılaşırız diye umuyorum.
Saygılar
İhsan Duygulu
yeşil bina olarak tanımlanan, en az 30 yıldır var, gerek ayrıntılı ve ciddi literatür araştırma gerekse tasarım ve uygulama boyutunda, “leed” benzeri sertifikalandırmalar,farklı isimler altında , çeşitli ülkelerde var. Bunlar kredi değerlendirme kurumları gibi.(ör. Standard and Poors”) çoğu ozel kuruluşlar. Kısaca bir niş den para kazanma yöntemi olarak karşımızdalar. Leed veya benzer kuruluşların ölçütleri ,sorumlu mimarlığın doğal ölçütleridir ve sonuçda ilaki çim-adam görünümünde binalarla sonuçlanmazlar.
t.deniz erkan
bizdeki LEED sertifikası almış yapıya bakın (marka vermemek lazım ama verelim, çünkü siz vermişsiniz -Siemens binası) bir de onları kentsel düğümüne, R. Piano’nun herşeyi çatıyla başlattığı yapılara bakın. aradaki üçyüz farkı dikkatle izleyenler onbeş dakikada bulabilir. daha gidilmesi gereken çok yol olduğu her tarafından belli.
Neriman Yurt
Şu yeşil mimarlık bu memlekete de bir gelsin derim ben. Daha gelmeden endişeye gerek yok. Asıl mantık sağından solundan sarmaşıklar sarkan evler ofis binaları değil bu yeşilci hikayede. Çevreye zarar vermeyen, enejisini karşılayan, karbon salınımı en aza inmiş bina. Ya da binalar. Bu yeşil bir hedef örneğin. Ha bu arada terasta yeşil olur çatıda da ağaç filan olursa babil bahçeleri gibi ben hayır demem.
Dediğim gibi şu memlekete bir yerinden girse önce.