İstiklal’de “Ne olur, Ne Olmaz ?”

12 Dakika Okuma Süresi

İstiklal’de “Ne olur, Ne Olmaz ?”

Tarihi çevre diye anılan yer Beyoğlu, güzergah İstiklal Caddesi, bina Demirören AVM ve bir süredir farklı şekilde mercek altına girmiş bir inşaat olunca açılışından itibaren çeşitli tartışmaların yaşanması kaçınılmaz.

Acaba yeterince ve yeterli nitelikte tartışılabiliyor mu? Ya da şimdiye kadar bu tartışmalar daha geniş ortamlarda yapılabildi mi? Bugüne kadar tartışmalardan bir yarar sağlanamadı ise bile şimdi söylenen sözlerin bu sürece bir katkısı olabilecek mi?

Belki de konunun aktörleri, girişimci, tasarımcı, proje sürecine müdahil olan kurul, belediye temsilcileri, süreci izleyen uzmanlar, ilgili meslek odaları yetkilileri hep beraber bir masada buluşturulabilmesi düşünülebilir. Bunu da gerçekleştirme görevi bir anlamda mimarlık medyasına düşebilir. Bu dip notu yazarak, bir anlamda kendimize  görev biçip bir yandan  da özeleştiri yaparak; “gözlem” başlığımızdaki bu bina için basına beyanat verenlerin  görüşlerinin derlemesini sunuyoruz. Sayın konuşmacıların basına belki de bütün söylediklerinin yansımadığını ve bu yüzden eksiklikler olduğunu baştan kabul ederek ama bir mozaiğin kabaca oluşması çabası olarak bu fikirleri yayınlıyoruz.

Bu konuda Haber Türk gazetesi geçtiğimiz Pazar günü, “Beyoğlu’nun tarihi dokusuna Demirören AVM yakışıyor mu?” sorusu çerçevesinde konuyu ele aldı. Evrensel gazetesinde “Demirören AVM, Beyoğlu’ndaki dönüşümü tetikleyecek” başlığı altında bu proje ele alınarak uzmanlara soruldu. Birgün gazetesinde bazı uzmanlar bina ilgili eleştirel makaleler yazdılar.

Biz çeşitli yayın organlarında yer alan ve bu konuda sözü olanların sözlerini yan yana getirerek okuyucumuzun düşünce oluşumuna destek olmayı düşünüyoruz.
Mimdap

Demirören AVM nin şu andaki görünümü…

Çeşitli görüşler öne sürüldü Beyoğlu’nda yapılan Demirören AVM ile ilgili. Bunlardan bir grubu “…İstiklal’e giden herkes bunu fark edebilir. Bu AVM, İstiklal’e yapılan değil orayı içine alan bir yapı “Kaçak iki katın yıkım kararına rağmen böyle bir bina yapıldı. İstiklal Caddesi, yaşamaktan çok izlenebilir bir mekana dönüşüyor”… istikametindeydi.

Diğer görüş ise,
“AVM’nin Beyoğlu’nun dokusunu bozduğu iddialarına katılmıyorum. Binaların modernleşmesinden kaçış yok. Yenilenmeyen binalar ölü hale geliyor. Binaların tarihi dokuyu koruyarak işler hale gelmesi gerekli” şeklindeydi.

Demirören AVM için yapılmış ‘restorasyon’ cephesi tasarımı

BÜLENT KUYUCU, Virgin Megastore Türkiye Genel Müdürü:

Demirören AVM ile Beyoğlu’nun dokusunu bozmadan Istiklal’e çok güzel katkı sağlayacak bir yapı çıktı ortaya. Binaların modernleşmesinden kaçış yok. İstiklal’de altyapısını yapmayan, yenilenmeyen binaların nasıl ölü halde durduğuna şahit oluyoruz. Antik bir kent gibi. İstiklal’i İstiklal yapan bu değil. Binaların modernleşmesinden söz ederken, tarihi dokuyu bozmadan yapılacak yenilikleri kastediyorum.
Demirören AVM ile birlikte ince ince işlenmiş, yer döşemelerindeki tasarımla, seramikleriyle, kolon kaplamalarıyla ihtişamlı bir yapı meydana geldi. 100 yıl sonra bile Demirören AVM’yi görenlerin ‘ne kadar muhteşem bir yapı’ diyeceğine inanıyorum. Binaların tarihi dokuyu koruyarak işler hale gelmesi, altyapılarının yapılması gerekli. Demirören AVM bu özelliklere uygun bir bina oldu.

HAKAN KODAL, Alışveriş Merkezi Yatırımcıları Derneği Başkanı

‘Demirören AVM modern bir pasaj gibi Beyoğlu’nun dokusuna zarar vermiyor’
Demirören AVM’nin cephe ve fonksiyonlan açısından Beyoğlu’nun dokusuna herhangi bir zarar verdiğini düşünmüyorum. Dünyanın her yerinde işlevsel caddelerdeki binalarda günün şartlanna göre değişiklikler yapılır. Ticari anlamda da bu değişikliklerin yapılmasından yanayım. Beyoğlu’nda birçok pasaj var ama çoğu zarar ediyor. Demirören AVM’yi bir AVM’den çok modern pasaj olarak görüyorum.
Beyoğlu’nda, dokusuna uygun modem ve tarihi pasajlar da olabilir. Tarihi binaların ölmeye terk edilmesindense yaşatılması gerektiğini düşünüyorum. Bağdat Caddesi ve Nişantaşı’nda da pasajlar var; ancak büyük alışveriş merkezleri de var. Günümüzün uygulamalarına karşı durmamak gerek. Müşteri ne düşünüyor, ona da bakmak lazım. Binalann harabe olarak kalmasındansa yaşatılması daha doğru.

TAYFUN KAHRAMAN, İstanbul Şehir Plancıları Odası Başkanı:

İstiklal’e giden herkes bunu fark edebilir. Bu AVM, İstiklal’e yapılan değil orayı içine alan bir yapı “Kaçak iki katın yıkım kararına rağmen böyle bir bina yapıldı. İstiklal Caddesi, yaşamaktan çok izlenebilir bir mekana dönüşüyor”
Demirören AVM’ AVM’nin Beyoğlu’na yakışmadığı ortada. İstiklal’de gezen biri de bunu fark edebilir, illa konunun uzmanı olmaya gerek yok. Mimarisi insanı eziyor, insancıl bir yapı değil. Beyoğlu’nun tarihi dokusu böyle bir binayı kaldırmıyor. Mimari açıdan da eleştirilebilir bir yapı. Şehircilik açısına gelince, bu alışveriş merkezi İstiklal’i içine alıyor.

İstiklal’i AVM’ye dönüştürme projesinin ilk ayağıdır Demirören AVM. Ayrıca Beyoğlu’nun kültürel değerinin ölmeye başladığının da göstergesidir. Sinema ve tiyatro salonları bir bir kapanıyor; AVM’ler açılıyor. AVM’lerdeki sinema salonları tarihi sinema salonlarının yerini alıyor. Kaçak 2 katma yıkım kararı çıkmasına, iskan verilmemesine rağmen İstanbul’un göbeğinde böyle bir bina yapıldı, bitti, açılışı yapıldı. Görünen o ki, bu süreç devam edecek, İstiklal Caddesi yavaş yavaş yaşamaktan çok izlenebilir bir mekan haline geliyor.

AFİFE BATUR, İTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi:

’O binayı görmemek için İstiklal’e gitmiyorum’
BİNALARIN modernize edilmesi ya da yenilenmesi usulünce yapılırsa bu meknların tarihi dokusuna zarar vermez. Ancak, söz konusu binayla ilgili aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Demirören AVM’nin projesini çizen mimar Türkiye’nin en önde gelen mimarlanndandı. Ancak ilerleyen dönemlerde ayrıldığını öğrendik. Sonuç olarak ortaya mimari açıdan feci bir yapı çıktı. İnanın, sırf o binanın önünden geçmemek, onu görmemek için İstiklal’e gitmiyorum, yolumu değiştiriyorum.

EYÜP MUHÇU,Mimarlar Odası Genel Başkanı:

‘Beyoğlu’nun özgün dokusuna uymuyor’
Beyoğlu İstanbul’da özgün bir konuma sahip. Ancak İstiklal’de yükselen AVM başka bir anlayışın ürünü. Marjinal biryaklaşımın ürünü olan bu yapı Beyoğlu’na dayatıldı. Bina, Beyoğlu Belediyesi’nin öngörülerinden de aykırıydı ama buna rağmen ruhsatlandırıldı. Demirören AVM, Beyoğlu’nun geleneksel ticaret ve mekan anlayışına aykırı yapıldı ve burası Beyoğlu’nun dokusunda son derece sırıtıyor.

DOĞAN TEKELİ, Mimar:

’Beyoğlu dokusuna uymaz, çirkin olur’
Eskiden de Beyoğlu’nda çok katlı mağazalar vardı. Fransa’daki La Fayette’in çok küçüğü gibi mağazalar vardı. Demirören AVM tamamlanmadan açıldı. Beyoğiu’ndaki binaların yaşlanmışlıktan gelen bir görüntüsü vardır. Abartılı restorasyon Beyoğlu’nun dokusuyla uyuşmaz, çirkin durur.

ERHAN DEMİRDİZEN, Şehir Plancısı:



’Dokuya uymalı’

SİT alanlarına tarihi yapılan her bina eski yapılarla uyum içindeolmalı. Tüm dünyadaki prensip şudur: Yeni bina sit alanı içinde olmalı. sadece Demirören için değil, tüm yeni binalar ve AVM’ler için geçerli.

Dönüşüm projelerinin simgesi

Yıkılan Saray Sinemasının yerine 1960 larda yapılmış ve uzun yıllar orada kalmış Sin-Em Sarayı İş Hanı. Demirören AVM den önce İstiklal Caddesi aynı konumda bu yapı bulunmaktaydı.

Baştan beri sorunlu bir inşa etme süreci sonucu ortaya çıkan bu merkeze dair görüşler özetle şöyle:Beyoğlu’nda Demirören AVM(alışveriş merkezi), tüm itirazlara rağmen hizmete açılması üzerine, tarihi dokusu ve bir kültür merkezi olma özelliğiyle öne çıkan İstiklal Caddesi artık bu ‘şaibeli’ yapıya da ev sahipliği yapacak. Bir grup şehir plancısı, kent uzmanları ve mimarlar yapının bölgeye dayatılan dönüşüm projelerinin bu anlamda bir simgesi olduğunu ifade ediyor.

M.Cemal YALÇINTAN

Demirören AVM’nin Beyoğlu’nda gerçekleşen geniş çaplı dönüşüm projesinin bir parçası olduğunu belirten Mimar Sinan Üniversitesi öğretim görevlisi Doçent Doktor Murat Cemal Yalçıntan, mekânın bölgedeki dönüşümü tetikleyeceği ve hızlandıracağı görüşünde. Beyoğlu’nun kullanım biçiminin değiştirildiğini vurgulayan Yalçıntan, İstiklal Caddesi’nin artık daha çok alışveriş ve tüketim üzerine bina edilen bir kullanım biçimi olduğunun altını çiziyor ve Demirören AVM’nin de bu topyekün dönüşümün önemli bir ayağı olduğunu belirtiyor.


GEVHER ACAR

Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Bölümü öğretim görevlisi Dr.Gevher Acar da yapının fonksiyon ve mimari üslup açısından sorunlu olduğunu ifade ediyor ve bir tüketim malzemesi olarak bölgedeki tarihsel yapının kaybına yol açacağını vurguluyor. 19.yüzyıldan bu yana az çok sağlam kalmış bir dokunun yavaş yavaş kaybolduğuna dikkat çeken Acar, İstiklal Caddesi’nin bu yolla etik olarak da çok şey kaybedeceği düşüncesinde. “Artık insanlar İstiklal’e giderken kitapçıya, sinemaya değil de alışveriş merkezine gidecekler” diyen Acar bunun korkunç bir kültürel kayıp olduğunu belirtiyor.

Yaşar ADANALI

Uluslararası şehircilik uzmanı Yaşar Adanalı da alışveriş merkezinin içinde yer alacak sinemaların, kitapçıların ve mağazaların İstiklal’i İstiklal yapan onlarca sahafa, sinemaya, ufak dükkâna olumsuz etki edeceğini belirtiyor. Binanın, bölgenin tarihi yapısı için geri dönüşümü olmayan zararlar yaratacağını söyleyen Adanalı, aynı zamanda yoğun olan yaya trafiğinin de iyice artacağını ifade ediyor.

Korhan GÜMÜŞ

K. Gümüş Birgün’de yayınlanan “Modernlik, modernistlik, kitsh ve cürüm” başlıklı yazısında şöyle diyordu: Geçtiğimiz günlerde inşaatı örten perde kaldırıldı ve yapı yüzünü gösterdi. Karşımıza yuvarlak cumbaları, caddeye uzanan balkonları, süslü kolonları ile ucube bir yapı çıktı. Oysa işin başında beklentiler ne kadar farklıydı.

Sin-Em Sarayı İş Hanı altında Saray Muhallebicisi

Oysa başlangıçta durum ne kadar farklıydı. Gayrimenkulun sahibi olan yatırımcı şirket, her ne kadar “kâr amaçlı” da olsa, bir “sosyal sorumluluk” projesine girişmiş ve “Beyoğlu Nereye Gidiyor” başlıklı bir yarışma ve sergi dahi düzenlemişti. Sonrasını ise başta söyledim: Mimarlık çevreleri de Tümertekin’in tasarladığı o “müthiş” projeyi yere göğe sığdıramıyorlardı.

Şimdiki Demirören AVM nin yerinde eskiden bulunan iş hanı ve şimdi yolun karşısına taşınan Saray Muhallebicisi

Bu durumda modernlik de mimarlığın içinde yer aldığı sorunsalı dönüştürmeyi, sorgulamayı, deneyselliğe açmayı hedeflemeyen, içinde yer aldığı koşullar ile ilişkisi olmayan bir biçemden mi ibaret? Bu durumda modernlik de tıpkı sözde karşıtı gibi duran tarihselcilik gibi basmakalıp bir klişeye dönüşmüyor mu? Böyle bir ayrışmanın, karşılıklı olarak kent mekânını “korunaklı av sahaları”na dönüştürmenin kente, kendilere karşı nasıl bir “cürüm” olduğunun farkında mıyız?


RAHŞAN GÜLŞAH, Habertürk Gazetesi Yazarı

BİNANIN dış görünüşü gayet etkileyici görünse de o kaçak iki kat çok fena gözüne batıyor insanın. Yanındaki Serkil Doryan binasından olan yüksekliği yasaların nasıl da delinebildiğinin anıtı haline gelmiş durumda. İşte bu buruk duyguyla giriyor insan içeri.
* Alışveriş merkezinin girişinde güvenlik araması yapılmıyor.
* Açmakta neden bu kadar acele ettiler anlamak imkânsız. Bazı merdivenler çalışmıyor, yemek bölümünde hiçbir dükkan açılmamış. Mağazaların bazıları ürünleri etiketlemeye bile vakit bulamamışlar. Fiyatını sorduğunuz ürün o an etiketleniyor.
* Giriş çok geniş ve ferah. Fransa’daki bazı AVM’leri anımsatıyor.
* Ülkenin en büyük elektronik marketi olduğu söylenen Satürn gerçekten büyüklüğüyle başımı döndürdü. Hayatımda hiç bu kadar çok çamaşır makinesini bir arada görmemiştim. Artık buzdolabı, çamaşır makinesi almak için İstiklal’e mi gideceğiz bilmiyorum ama mağaza gerçekten çok büyük ve içinde elektronik anlamında yok yok.
* Her AVM gibi Demirören AVM de kendi kalabalığını ilk günden yaratmışa benziyor. Mağazaların başarısını ise tabii ki zaman gösterecek.

Kaynak : Habertürk, Evrensel, Birgün

10 Yorum

  1. sermin aköz

    Bina orada durur bu konuşmaların çoğu unutulur yeni bir şey yapılırken burada ve her yerde bir çok koro aynı şeyleri yeniden söyler aynı şeyler için kimisi yergi kimisi övgü dolu şeyler söyler hayat devam eder gider. İçinde yaşadığımız toplumun devinimi ve gündem yaratarak mevcut gündemlerin üzerine şaşkınlık verecek şeyler bulup bindirmesi hastalık dercesindedir. Yeniden ve sıfırdan başlamakta da üzerimize yoktur. Öğrenmek ve ileriye doğru aktarmak en az bildiğimiz birşeydir.

  2. Gökçen Özdemir

    Herkesin aklında bir fikir var. Tasarımcılar korumaya bir başka türlü bakıyorlar ve kopyalama yerine özgün yeni tasarımı savunuyorlar. Bazıları esaslı bir rekonstrüksiyon olabilir diyor. Ama sahicisiyle bağ kurarak. Bir diğer yöntem ki bugün uygulanan böyle birşey galiba, eski gibi bir form, formlar, eskinin sözlüğünden kelimeler… Bir karmaşa ekleme hali. Kelimeler var fakat cümle yok ortada. Söylenmek istenen anlaşılmıyor ve mimarlık serüveninde sizin de söylediğiniz gibi ülkenin en önemli hattında ses var fakat ses bir anlama tekabül etmiyor. Gürültü gibi bir şey sanki, varlığını hissediyorsunuz boşlukta bir yer kaplıyor fakat manadan yoksun.

  3. demir güleç

    Çok parlak, yeni olduğu fazla belli, işçiliklerde eksiklikler olan bir vaziyetteki Demirören AVM deki yenileme projesi üzerinde konuşulan ama yenilemenin mantığını tam olarak yansıtan bir proje değil. Orta bölgedeki uzun balkonlar, köşelerdeki üst iki kat balkonları ise iyi çözülmemiş ve o tarihi bölge ile ilişkisi olmayan kabalıkta. Bir eksiklik var oralarda.

  4. Nagahan Üner

    Bakın bir de Radikal gazetesi bu işin peşinde. Nedense görev bildi arayı soğutmadan periyodik yayın yapıyor. 3 Nisan haberine göz atalım:
    Teftiş raporunda suç duyurusu isteniyor
    25 Ekim 2010 tarihinde Radikal’de çıkan haber üzerine harekete geçen Kültür ve Turizm Bakanlığı, konuyu araştırması için Teftiş Kurulu Başkanlığı’nı görevlendirmişti. AVM ile ilgili iddiaları yaklaşık beş aydır soruşturan müfettişlerin raporu bitirdiği belirtiliyor. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın henüz onaylamadığı raporda, inşaata yasalara aykırı bir biçimde izin verdiği öne sürülen Koruma Kurulu üyeleri ve yetkililer hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunulması isteniyor.
    Bina önce şişmanladı,
    sonra uzadı!

    15 gün önce açılan Demirören AVM’nin yapımına 2006’da başlandı. AVM ile ilgili II No’lu Koruma Kurulu, inşaatın yanındaki Serkil Doryan (Cercil D’Orient) binasının yüksekliğini geçmeyecek şekilde inşaat izni verdi. AVM alanı, 2007’de bu koruma kurulundan alınarak Yenileme Alanı Koruma Kurulu’na verildi. Ne olduysa bundan sonra oldu! İnşaat, önce etrafındaki irili ufaklı binaları yutarak şişmanladı, son dönemde ise boy atmaya başladı.
    Radikal, bu durumu haberleştirdi. Bunun üzerine kurul üyeleri binanın kaçak kısımlarının yıkılmasını istedi. Demirören grubu, kaçak olarak tespit edilen yerleri yıktı. Ancak bu yıkım kimseyi tatmin etmedi. Ve bina AVM olarak hizmete girdi. Şimdi kamuoyu, merakla bakanlığın önümüzdeki hafta açıklanacak olan raporunu bekliyor.
    2004’te 20 bin metrekarelik inşaat izni verilen AVM’nin, bugün 50 bin metrekarelik bir alanı kapladığı sanılıyor. Yeraltına 30 metre inen AVM’nin yerüstünde de iki katının kaçak olduğu belirtiliyor. AVM’nin yapımı sırasında yanındaki tarihi Ağa Camii’nde hasar meydana gelmiş, bir bölümü ibadete kapatılmıştı.

    Kaçağı hiçbir yetkili görmedi mi?
    Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın raporunda eğer AVM’nin kaçak kısımlarının yıkılması istenirse, Demirören’in önünde iki seçenek var. Ya kaçak kısımları yıkacak ya mahkemeye gidecek.
    Kamuoyunun en çok merak ettiği konu ise şu: İstanbul’un en önemli caddesinde, etrafı birinci derecede tescilli onlarca binanın olduğu bir yerde bu inşaata kim nasıl izin verdi? Bu inşaat izni hangi yasalara dayanılarak verildi? Binanın kaçak kısımları hızla yükselirken hiçbir yetkili görmedi mi?

  5. Asuman Dülek

    Öncelikle Beyoğlu’nda bir AVM yapma fikri yanlış, Beyoğlu’nun kendisi bir AVM.
    DAVM, ye gelince, gabarisi Emek Sinemasın dan 2 kat fazla,cephe deki eklenti yuvarlak balkonlar da komik.Disneyland gibi.
    1950 öncesi orjinal binanın Rekonstrüksiyonu yapılabilirdi.
    Son günlerde binaya ilişkin Mimari belirsiz deniyor.O da komik,Ünlü Mimarımızın belediye onaylı projesine cephede o komik balkon ilaveleri, yapılmış.Kütlesel olarak aynı ama.Bu kadar tepki çekince boyle oluyor herhalde.İzin verenler utansın diyorum…

  6. necmi yazgan

    Kopyalamak ve mış gibi yapmanın neresi korumacılık? Bu binanın dışı hiç bir döneme ait bir fikir vermiyor. Bir yeniden canlandırma. Ama neyi anlatıyor? Aynı tipten benzer bir İstiklal Caddesi binası var mı?

  7. Nalan Yoleri

    Bir yanlış var bence ve bu yanlış sadece mimarın tavrından değil kurullar ve belediyelerden ve daha önemlisi koruma mantığından ileri geliyor. Eski gibi olan ve eskiyi bugünün mantığı ile yeniden kurma (kusura bakmayın buna tasarım diyemiyorum) anlayışı yürürlükte ve revaçta olan birşey. Koruma kültürümüz böyle.Sakat olan bu mantığın geçerli bir yol olarak bu ülkede benimsenmiş olması.
    Yeniden tarih inşa etmeyi ve üstelik eski izlerden hiçbirine önem vermeden ortaya karışık bir ürün çıkarılmasını esas olaraktan eleştiriyorum. Geri kalan yok avm imil, iş hanıymış, otelmiş kısmı teferruat. Eğer müze yapılmayacaksa mutlaka işleyecek bir mağaza yapılması gerekir. Bunun da yolları bulunur. Oraya takılmamak gerekir. Mesel bu görsel biçimin yaratılması fikrinin eleştirilmesidir.

  8. Firdevs Uzun

    ben de şu anki yarım haliyle Demirören AVM yi beğenmedim. gerçekte orada nasıl bir bina vardı, bunun eski eserlerde bir rölevesi vardır herhalde yayınlar mısınız?

  9. Alişan Ortaç

    Dönemsel olarak yaşamış Saray Sinemasını Beyoğlu belirli bir tarihte 1950 sonlarında kaybetmiş ve yerine bir iş hanı yapılmış. 1990 başına kadar bu işhanı orada çalıştı. Sonra üst katlar kullanılmaz oldu. Altta da bir Saray Muhallebicisi ve bir kaç plak kaset satan dükkan. Derken son zamanlarda 6, 7 sene belki tahta perdeler çekildi, Saray Muhallebici karşı kıyıya oldukça yüksek sanırım 9 kat kadar bir eskiye ‘uyumlu’ inanılmaz yeni bir bina yapmayı ‘başararak’ geçti. Fesatlık yapıp Muhallebicinin kime ait olduğunu filan anmayayım burada. Sonra da Demirören AVM…
    Önce şu heryerde sızdırılan H. Tümertekin’in ‘muhteşem projesi’ kent efsanesini anlamış değilim. Zira hiç bir yerde yayınlanmayan, gösterilmeyen bir projeden bahsediliyor. Ben şu an bile Tümertekin’in bir çok açıdan üzerine gelinmesini bir bilgilendirme fırsatı olark değerlendirip “benim projem buydu, şu nedenlerle ya da neden belirtmek zorunda değil, projeden ayrıldım, şimdiki bu görüntüyle alakam yok” demesini beklerim.
    Oysa bu yönde bir gelişme yok, körler sağırlar birbirini ağırlıyor ve ortalıkta K. Gümüş rivayetleri dolaşıyor.
    Zurnanın zırt dediği nokta, bu cephenin bu iş merkezine giydirilmesi. Hayır hiç uymamış falan demekle olacak birşey değil ki bu. Yok Beyoğlu’na yakışmış mı yakışmamış mı? Mesele bu eskimiş nostaljik konuşmalar değil. Öyle bir yaparsın “uymuş mu” diye kimse soramaz bile. Fakat burada en kolay, en sıradan olan denenmiş. Garip bir tarihi repertuara sanki ruh girmiş ve oratlıkta ne var ne yok üstüne sarmalamış ve vücut bulmuş. Olmayan bir cephe, referanslara dayanmadan prekast sanayinin verdiği olanaklar dahilinde mümkün mertebe süslü bir şekilde aşure kıvamında birleştirilmiş.
    Oysa tarihi Saray sinemasından izler, yorumlar, kısıtlı birbölümünün hafıza tazelemek için rekonstrüksiyonu, belki bir parçası, giriş saçağı… ama projenin tümünde çağdaş ve temiz bir tasarım düşünülebilirdi.
    Hayır madem babaşka birşey yapılacak ( ki bunu hangi zevk, hangi kurul kararı, hangi Beyoğlu mimarisi yorumu olarak konduğunun hiç bir açıklaması, hiç bir emaresi yok) niye o zaman mesnetsiz bir garip “tarihselcilik” seçilmiştir?
    Gözleminizin başında andığınız gibi konunun mimari söylemle ele alınmadığı bir gerçek. Tarihsel çevrede yeni bina yapmaya dair kayda değer bir değerlendirme olmadığı, sürdürülen tartışmaların başka kaygılarla, imar durumu meseleleri, kat sayısı falan gibi bilinen oda reflekslerine paralel çizgide sürdürüldü görüşüne katılıyorum.
    Bu konunun sahici taraflarını bir araya getirme düşüncenizi gerçekleştirebilirseniz daha fazla mesafe alınabilir diye bir ümit taşıyorum.

  10. ecmel akıncı

    enterasan görüşler sahiden de. binayı sevenler azınlıkta kalmış. eleştiri daha ağır basmış.
    son görüş bildiren hanımefendinin çalıştığı kurum olan habertürk gazetesi ciner beylerin talimhanedeki bir taraftan 17-18 kat alt yokuştan 20 kattan fazla bir yapıdır. bulunduğu talimhanedeki en yüksek kotlu bina olma özelliğine kavuşmuştur ilginç bir biçimde.
    hanımefendi o binada çalışmıyor galiba “kaçak iki kat gözüme battı “değince iki kat olunca göze batıyor da 7-8 kat olursa normale mi dönüyor diye düşünüyor insan.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir