Londra’daki önemli müzeleri, her gün binlerce kişinin gezdiği, sergileri kadar mimari nitelikleri, geçirdiği restorasyonları, yenilemeleri ya da dönüşümleriyle ilgiyi üstünde toplayan, yerli yabancı turistlere sunduğu imkanlara ve dikkatimizi çeken en önemlilerinden biri olarak nitelendirebileceğimiz öğrenci gençlere sunduğu imkanları bu defaki “gözlem” konumuzun içine almak istiyoruz.
Kamusal alan kullanımlarının çeşitliliği, bunların düzenlenişi gerçekten de dikkat çekici. Bütün müzelerdeki “kitaplık” ya da kütüphane bölümü göz kamaştırıcı. Buna ilköğretim düzeyinde yüzlerce çocuğun bu kamusal alanda serbestçe dolaşmasını, bir köşede ders çalışmasını, öğretmenleriyle küçük gruplar halinde toplantılar yapmasını, onlar için hazırlanmış ışıklı bilgi tabloları-ekranları-mikroskopları-bilgisayarları ile efektif bir bilgi edinme süreci içinde olmasını eklemeliyiz.

Thames’in karşı kıyısından Tate Modern
Birkaç örnek müzeye değinelim
Tate Modern
Tate Modern örneğin. Yıllarca Londra’nın elektriğini sağlayan büyük bir termik santralın Thames kenarında ‘boşa’ çıkmasını değerlendiren kent yönetimi 99 m yüksekliğinde bacası, 152 m uzunluğundaki bu ihtişamlı yapıyı interaktif bir müzeye dönüştürmeye karar vermiş ve 2000 yılında düzenleme bugünkü düzeyine getirilmiş.

Tate Modern’in projesinin tamamlanmasıyla alacağı durum
Tate ile ilgili proje bilgileri bundan önce proje bölümümüzde verildiği için çok derine kaçmadan bazı bilgileri paylaşalım. 1982 yılında enerji üretiminin dışında kalan bu bina Paul Katedrali’nin güney kıyısında ve Londra için inanılmaz önemli bir konumda idi. Kent belleğinde de önemli yer tutan yapı modernleştirilerek kamusal kullanıma geri kazandırılma yolu seçildi. Bu amaçla yapılan proje yarışmasının kademelerle gelişmesi sonucu iş Herzog De Meuron’a iş verildi. Bu dönüşüm projesinin büyük bir bölümü 2000 yılında tamamlandı ve fakat bir parçası olan zigurat şeklindeki kule henüz bitmemiştir. İkonik karakterdeki bu bina yine modern sanat gösterileri ve sergileri için çok büyük olanaklar sağlayacaktır.

Giriş holündeki Tate Modern maketi

Binanın tanıtımının bulunduğu masanın etrafındaki öğrenciler
Tate Modern’de göze çarpanlar
Tate içinde galerilere dağılan ilk holde hemen sağda Tate’in dönüşümün hikayesi görsel malzemelerle, büyük ekranlarda bu konudaki dönen filmlerle, slaytlarla anlatılmakta. Yine bu mekanda büyük bir masa üzerinde çok iyi hazırlanmış maket izleyicilerin dikkatine sunuluyor. Maket masasının etrafındaki ekranlarda meraklıların dokunarak sordukları sorulara yanıt veriyor.

Tate Modern’in dijital tanıtımları

Hollerde modern sanatı tanımaya gelen öğrenciler
Geçmişten gelen bir binanın yeni bir fonksiyon kazanmasının bilgisinin binada geçiştirilmeyecek şekilde, hoş bir tarzda ortaya konması binanın yeni kimliği ve kullanımı içinde yer alan bir eylemlilik olmuş adeta. O bölge bir anlamda “daimi sergi” haline gelmiş.
![]()
Tate Modern’de çalışan öğrenciler

Tate içinde Tate’in elektrik üretimi dönemi hikayesini dinleyenler
Tate’in katlarına çıktıkça bir çok modern sanat sergisini izleyebiliyorsunuz. Eski üretim boşluğuna bakan büyük galeride ise bir bölümde geçmişten kalan elektrik üretim makinaları, bunların ekipmanları korunarak izleyicilere sunuluyor. Hazırlanan kırmızı kabinler ve ekranlarla bu sırada geçmiş elektrik üretim şemaları, fabrikanın tarihi gibi bilgileri yazı ve görsellerle destekliyor.

Tate ve 99 metre yüksekliğindeki bacası

Tate Modern içinde eskiden kullanılan şimdi korunan ekipman
Bu noktada ülkemizdeki Bilgi Üniversitesi Kampusu haline getirilen Silahtarağa Elektrik Santralı merkesi düzenlemesi projesine değinmemiz ve bizde yaşanan örneğe de bir övgü göndermemiz lazım. Silahtarağa santralının bir sanayi müzesi olarak dönüşümü mantık olarak tıpkı Tate Modern gibidir ve ancak özellikle orada muhafazaya alınan elektrik üreten dinomalar, kömür kazanları ve otoklav,.. gibi o günün elektrik üretimi alanının içindeki dolaşımın, burada yaratılan platformların Tate’ten hiç aşağı kalmadığını ve hatta daha da iyi düzeyde bulunduğunu belirtelim.

Çok büyük ve güzel kitap satış alanı
Gelelim Doğal Tarih Müzesi’ne
Londra’nın Güney Kensigton bölgesinde yer alan ve 1881 yılında kurulmuş muhteşem tuğla bir tarihi yapıya sahip “National History” kentin bir landmarkı aynı zamanda. Bu inanılmaz müzede neredeyse dünyadaki doğal hayat ile ilgili bütün buluşların sergilendiği muazzam koleksiyon Botanik , Entomoloji , Mineraloji , Paleontoloji ve Zooloji gibi dallarda müthiş bir sergileme mantığı ve tasarımıyla izleyicisiyle buluşuyor.

Natural History Museum- Londra
Evet; sergileme mantığı ve tasarımıyla başka bir şey var burada. Bir hücre yapısının alt bölümlerinden her çeşit dinozora, yaşamayan ve yaşayan her türlü canlıya ait gerçek boyutunda doldurulmuş maketinden görseline, bazılarında fosiline değin her türlü bilgi gezenlerin beş duyusuna hitap edecek şekilde düşünülmüş.

Doğal Tarih Müzesi Giriş kapısı

Ana toplanma holü
Tarihi mekanının muhteşem giriş kapısından sonra inanılmaz güzellikteki ana hol uzunlamasına bir hat çizerek binanın bütün kollarının birleşme omurgasını meydana getirirken akıllara durgunluk verecek kadar büyük bir alanın o ince mozaik çalışmasıyla yer kaplaması olarak yapılmış bulunduğunu görüyorsunuz. Bu alan her türlü buluşmayı, dağılmayı organize ederken kütüphane, kitap satış, hediyelik eşya satışı gibi hole bakan mekanları da içeriyor.

Natural History planı
Doğal tarihte gezinti
Öğrencilerin de bulunduğu müzenin salonlarında bir bölüm “hücre” mesela ve ışıklı panolar anlatımlarının hemen yanında oturma grupları ve bilgisayar ekranları ya da mikroskoplar. Bir grup öğrenci gördüğü hücrenin şeklini kağıda çiziyor. O sırada öğretmenleri onları belirli konularda bilgilendiriyor. Aslında öğrenci grubu orada “doğal hayat” dersi ya da belki de biyolojide hücre konusunu işliyor.

Dinozor sergilerinden biri
Müzedeki bölümlerden, tek hücreliler, hayvanlar, memeliler, böcekler, Darwin, … daha pek çok birimi sayabiliriz. Bu bölümlerden her birinde benzer çalışma gruplarıyla öğrencilerin bu kadar çok olması mekanın kamusallığına önemli bir katkı veriyor. Diğer taraftan; Londra’daki öğrencilerin sadece kitabi bilgilerle yetinmeyip dünyayı ve canlıların gelişimini bu kadar güzel belgelemiş bir kentte, böyle bir kent kültürü içinde olmalarından dolayı şanslı olduklarını düşünüyoruz.

Ders çalışan çocuklar
Mekansal gelişim, değişim
“Bizde de olamaz mı?” diye hayıflanarak baktığımız bu alanların kullanımlarının kamuya bu kadar açık olmasının aslında bir zihniyete, kültürü biriktirme, koruma ve kullanma alışkanlığı ile ilgili olduğunu fark ediyoruz. 19. Yy da bu kadar büyük bir bilim müzesi kurmak dünya başkenti ya da dünya imparatorluğu zenginliğindeki bir kentte akıl edilmişse, bilime bu denli bir saygı o zamanlardan başlamışsa elbette ki bugüne geldiğimizde birçok sorunun aşılmış olduğunu görebiliriz.

Dağal Tarih Müzesinde öğrenciler

Doğal Tarih Müzesi müthiş güzelliği il korunurken hemen ona bitişik (onunla iç içe) yeni bir binayla devam etmiş mesela. Tarihi binaya ek yapmak ‘sorunu’ mimari tasarım kurulları içinde çözülmüş. Dinozorların bulunduğu kısımda mesela paslanmaz çelik, cam yürüme yolları galeriler binanın içinde yapılmış, devasa dinozor iskeletleri bu çelik kollar tarafından askıya alınmış, kimisi havada uçurulmuş,… Tarihteki müzeye bakıyoruz kitaplardan; bu örnekler yer düzleminde belli bir sıraya konarak sergilenmiş. Oysa şimdi sergileme de tasarımın bir konusu olmuş ya da objeyi göstermek ve anlatmak öyle ön plana geçmiş ki, tasarım buna bir yol bulmaya girişmiş. Kendini geliştirmiş, yolunu ve kurallarını bulmuş, tabularını yıkmış, yenilenmiş.
Tarihsel düzlemdeki değişim beraberinde bakış açılarındaki değişimi getirirken birinci dereceden önemli mimarlık eserlerini “kullanarak” bugüne uyarlamanın yolları ortaya çıkmış. Üstelik kamusal karakteri güçlenerek.



6 Yorum
Osman Çoban
Türkiye’de ve bütün şehirlerde en eksik olan konu kamusal alandır. Bu iç olsun dış olsun farketmez. Bizde meydan yoktur, kültürü de çok azdır. Ne yazık ki yeni yapılan kentlerde bile bu ihtiyaçlar önemsenmiyor. Londra erişilmez bir örnektir bu bakımdan.
nebahat çöllü
Buradaki binalarda daha baştan halkın kullanımı ön planda tutulan bir anlayış egemen olduğu için düzenlemeler de nefis gerçekten. Mesela Doğal Tarih müzesi gibi bu kadar değerli tarihi bina olsa bizde onun kapısından içeri girilmez, kenardan biryerden insanı içeri sokarlar. Fakat burada tarihi mekanın her yeri açık olarak kullandırılıyor. Başarı da buradan geliyor kanımca. Halka açık olması yani.
cemile uzun
bizde de yeni yeni başlayan modern anlamdaki müzeciliği batıdan geldiği ve şimdiki bizim açımızdan hoş düzenlemelerin batı esintileriyle olduğu anlaşılıyor. ne iyi, iyi bir esinlenme. yoksa müze bizde çok resmi birşey biraz sıkıcı bir külfet idi. oysa şimdi hoş vakit geçirilen, öğrenirken zevk alınan mekanlara dönüştü.
Refik İmranlı
son yıllarda açılan modern istanbul ve onun yanındaki depoların yine sergileme mekanlarına çevrilmesi, santral istanbul gibi bizdeki örnekler yüz güldürücü. ama böyle öğrencileri de içine alıp ders işlemeye değin yoğun bir izleme kapasitesi şu anda yok tabi. zamanla işallah olur.
Asuman Dülek
Öğrenciler kendileri gelmiyor,Hocaları getiriyor,eğitimin bir parçası olarak.Mekanlar da buna uygun düzenlemelerde.Müzeler de herzaman öğrenci görebiliyorsun bu beni çok mutlu etmişti.
Kentsel Dönüşüm diye Tarlabaşına proje yapanlar Londra’daki örnekleri görsünler.Bizde bütün Tarihi Mekanlar öncelikle otel oluyor.Kimsenin Müzeyle Sanat la işi yok çünkü fark burada..
naci zaman
budur bence aradaki fark ve bize eksikliğini hissettiren şey. dikkatimi çeken şey bir defa müze binası alan kullanıma müsait, boşluklar çok olanaklı. düzenlemeler çok iyi. bizim mdern müze de diyelim on sergi var, mesela geçtiğimiz günlerde tamamlanan “ermeni mimarlar sergisi” öyle bir salona sığdırılmış ki seyirciler birbirlerini bekliyor görmek için. yer yok yani. ikincisi bizde bu kadar çok öğrenci olmaz, gelmez. bunlar da az fark değil yani.