İstanbul 1648 sene boyunca hep sallandı ama biz hiç ders almadık

16 Dakika Okuma Süresi

İstanbul 1648 sene boyunca hep sallandı ama biz hiç ders almadık
Önümüzdeki Çarşamba günü, 17 Ağustos felâketinin üzerinden 12 yıl geçmiş olacak. Bugün bu sayfada tarihi boyunca hep sallanmış ve harap olmuş olan İstanbul’un kısa deprem geçmişini ve nice canlar alan eski sarsıntılardan sonra yazılan deprem destanlarından bazılarını yayınlıyorum

CANLAR alan; yaşandığı yeri gözyaşı, acı ve elem içerisinde bırakan depremlere eskiler “kıyamet-i sugrâ” yani “küçük kıyamet” derlermiş…

Günah keçisi ilân edip senelerce hapiste tuttuğu bir müteahhidi, Veli Göçer’i de geçen gün serbest bırakan Türkiye, artık depremden hemen sonraki şok sırasında yaşadığı “tedbir alma” heyecanını tamamen kaybetti. Herşey eski hâline dönüp oluruna bırakılırken eski âdetimiz yine depreşti ve “Bize birşey olmaz” düşüncesi hâkim oldu.
Yaşadığımız son küçük kıyametin üzerinden, önümüzdeki Çarşamba günü tam 12 yıl geçmiş olacak.

16 Asırlık Macera
Deprem felâketi Marmara’ya, özellikle de İstanbul’a Bizans’tan ve hattâ Bizans öncesinden kalan bir mirastı. Bu acı miras sadece tarih kitaplarında değil edebi eserlerde de yer bulmuş depremin ardından yazılan destanlar sahifeleri doldurmuşlardı.
Unuttuğumuz acıları hatırlayıp tedbir almamıza bir nebze de olsa yarayabileceği hayâli ile, bugün bu sayfada İstanbul’un 16 asırlık deprem macerasının bir özetini ve büyük deprelerde yaşananları anlatan iki halk destanının bazı bölümlerini vezinleri bozuk olsada aynen naklediyorum..

Asırlarca sallanan İstanbul ‘da yıldızlar bile yer değiştirmişti

1 ŞUBAT 363: Romalı tarihçilerin “Felâket oldu” diye kaydettikleri bir sarsıntı yaşandı.
434: İstanbul dört ay boyunca sarsıldı, deniz surlarının bir bölümü yıkıldı.
26 OCAK 446: Sarsıntıdan şehrin bazı kapıları büyük hasar gördü ve deprem üç ay devam etti.
25 EYLÜL 477: İstanbul 40 gün boyunca aralıksız sallandı. Bir sonraki yılın Eylül’ünde yeniden büyük bir deprem oldu ve şehrin meydanlarını süsleyen heykeller yıkıldı.
15 AĞUSTOS 553: İstanbul 40 gün boyunca yeniden sallandı. 554 yılının Temmuz ve Ağustos’unda da şehirde bir deprem fırtınası esti, Yedikule’nin etrafındaki surlar yıkıldı. Sarsıntılar tam bir yıl sonra yeniden geldi, bu defa kiliselerle surların geri kalan kısmı yerle bir oldu ve Marmara’da patlayan dev dalgalar şehrin iç kısımlarına kadar ilerledi. Aynı günlerde İzmit de sarsıldı ve baştan başa yıkıldı.

Yarıklara düştüler
EKİM-KASIM 557: Bu defa yeraltı gürültüleri, şiddetli bir fırtına ve yağmurla gelen deprem günlerce devam etti. O devrin tarihçileri, “Sarsıntıların şiddetinden gökteki birkaç yıldızın bile yer değiştirdiğini” yazdılar.
OCAK 1010: Ocak’ta başlayan sarsıntılar Mart’a kadar hiç kesilmeden devam etti. Depreme yeraltından yükselen korkunç gürültüler de iştirak etti ve bugün Fatih Camii’nin yerinde bulunan büyük kilise yerle bir oldu.
1034 İLKBAHARI: Şehir tam 140 gün boyunca beşik gibi sallandı. Binlerce evle beraber kiliselerde büyük hasar oldu.
18 ARALIK 1037: İstanbul aralıklarla üç defa sarsıldı. Bu tarihten başlayarak 1040 yılına gelene kadar şehirde dokuz büyük deprem oldu. İnsanlar yiyecek bulamaz oldu ve açlıkla beraber salgınlar çıktı.
23 EYLÜL 1063 VEYA 1064: İstanbul,Trakya’nın hemen hemen tamamı, Erdek ve İznik iki yıl boyunca sallandı.
14 EYLÜL 1509: Artık Osmanlı’ya başkentlik etmekte olan şehir, bu defa 18 gün devam eden bir âfet yaşadı. Şehrin alçakta kalan mahallelerinde çok büyük hasarlar oldu, 109 cami ile 1070 ev yıkıldı. Kara ve deniz surlarıyla Topkapı Sarayı’nı çeviren duvarlar kısmen çöktü. O zamanın kayıtlarına göre 13 bin kişi can verdi ve sayısı bilinmeyen çok sayıda İstanbullu açılan yarıklara düşüp kayboldu.
12 HAZİRAN 1542: 40 günlük sarsıntılar yeniden geldi.
1718 YAZI: İstanbul üç gi boyunca cehennemi yaşadı. Yalı Köşkü’yle etrafındaki binalar yıkıldı, Edirnekapı ve Yedikule taraflarındaki surlar yerle bir oldu. Birçok camiyle hamamın kubbeleri çöktü, sokaklar bina enkazlarından yürünemez hale geldi. 1719’ı 5 Mart’ında gelen bir başka deprem ise 30 gün sürdü. Ay yılın Mayıs’ında ise, bu defa İzmit tamamen yıkıldı ve sayılabildiği kadarıyla 1000 ki can verdi.

Sular çekildi
3 EYLÜL 1763: Sarsıntı altı gün devam etti, Fatih ve Bayezid camilerinin kubbeler çökertti, sonra 23 Aralık’ta yeniden geldi.
23 NİSAN 1766: İstanbul, tarihinin en büyük deprem serilerinden birini yaşadı. Merkezi Marmara Denizi olan sarsıntı Çorlu’yla Büyükçekmece’yi yerle bir et Şehir, Mayıs’ta yeniden sallar ve birçok caminin kubbesi yıkıldı. O yılın sonbaharı hiç bitmeyen sarsıntılarla geçti. 5 Eylül’de İzmir harab oldu ve âfet 1767 Kasım’ında İstanbu tekrar döndü, Vezirhanı’yla M Bayezid ve Fatih camilerinin kubbeleri çöktü. İstanbul’un yanlfsıra İzmir de bu tarihten sonra 28 yıl boyunca durmaksızın sallandı. Deprem fırtınasının son sarsıntısı 1795’in 29 Nisan’ında yaşandı ve şehir 15 Ağustos 1803’teki hafif depreme kadar yaralarını sarmaya çalıştı.
10 TEMMUZ 1894: Şehir ardarda üç defa sarsıldı. Kapalıçarşı çöktü, Sirkeci rıhtımında 40 metrelik yarık açıldı, deniz suyu ısınıp kaynar bir hale geldi, kıyılarda sular çekildi ve binlerce ev yıkıldı. Depremirrartçıları aylarca devam etti ve Edirne’den Marmaris’e kadar uzanan ger bir alanı haftalar boyunca salladı.

Tarihi İstanbul Depremleri
Tarihi boyunca 3 büyük imparatorluğuna merkezlik yapmış İstanbul aynı zamanda bir medeniyet, tarih, kültür, finans, ticaret bölgesi de olmuştur. Fakat yüzyıllar boyunca İstanbul’a bela 2 afet vardır ki birisi depremleri , diğeri yangınları. İstanbul’un bu afetleri sırnaşıktır da! Zira bir geldiler mi tam 40 gün gitmezler…
Bazen kaza, bazen kasti, bazen de belirsizce (!) çıkan ve günlerce süren yangınlardan başka şehir depremlerle de hep haşır neşir olmuştur. Hatta her an bir deprem tehdidi altında yaşandığı tarihi kayıtların işaret ettiği bir husus. Gelin fetih’den sonraki İstanbul depremlerine birlikte bakalım..

1489 Zelzelesi
Fetihten 36 sene sonra 2. Bayezid döneminde vuku bulan deprem ilk şiddetli sarsıntıdır. Gece meydana gelen depremde pek çok bina hasar görmüş, bazı camilerin şadırvanları yıkılmış, surlarda dökülmeler olmuştur. Fakat halkın ikamet ettiği evlerin geneli ahşap olduğundan fazla can kaybı olmadığı anlaşılmaktadır. Depreme dair dönemin kaynaklarında çok etraflı bilgi de yer almaz.

1509 Depremi ( Küçük Kıyamet–Kıyamet-i Suğra )
İstanbul’da meydana gelen depremlerin en şiddetlilerinden birisi olarak tarihe geçen deprem 22 Ağustos günü ikindi vakti meydana gelmiştir. Günümüz araştırmacılarının ortaya koyduğu değerlendirmelere bakıldığında merkez üssünün Adalar açıkları olduğu anlaşılmaktadır. Halkın “küçük kıyamet “ dediği deprem yalnız İstanbul’da değil Bursa, İznik, Bolu, Tekirdağ, Edirne, Yunanistan’da büyük hasarlar meydana getirmiş Dimetoka tamamen yerle bir olurken Çorum’un 2 mahallesi tamamen göçmüştür. Sarsıntı Avusturya ve Nil deltasından dahi hissedilmiştir. Artçı sarsıntılar İstanbul civarında 45 gün devam etmiştir. Dönemin kaynaklar depremden sonra günlerce yerin altında gök gürültüsü benzeri sesler geldiğini, artçı sarsıntıların korkusuyla pek çok hamile kadının çocuklarını düşürdüğünü, yaşlıların sekte-i kalpten vefat ettiğini rivayet ederler.
Fetihten 56 sene sonra yaşanan depremde İstanbul’da ki 109 cami ve 1070 ev harabe haline gelmiş neredeyse yıkılmayan minare kalmamıştır. Fatih Camii adeta yel ile yeksan olurken Pera tarafında hasar daha şiddetlidir yer yer yarıklar meydana gelerek su ve kum fışkırmaları olur.
Depremden sonra bazı arazilerde yarılma çatlama ve çökmeler tespit edilmiştir. Ambarlıda 5 km uzunluğunda 14 cm genişliğinde sahile 300 km uzakta bir yarık ve bundan 30 m daha deniz tarafında 100 m uzunluğunda 9 cm genişliğinde ikinci bir yarık tespit edilmiştir. Heybeliada Ruhban Okulu ile Ticaret Okulu arasında 200 m uzunluğunda 8 cm genişliğinde bir yarık oluşmuş yine kınalı adada yarıklar görülmüştür. Burgazada’sında sahile paralel kuzey-güney yönlü 200 m uzunluğunda 7 cm eninde bir yarık tespit edilmiştir. Ortaköy’de denize paralel yarıklar oluşmuş ve toprak bir miktar çökmüştür. Bu çökmeden dolayı deniz kenarındaki camii 2 derece kadar eğilmiştir. Erenköy’de sahile paralel yarıklar olduğu görülmüştür. Zelzelenin ilk gününden itibaren yarıkların eninde yavaş yavaş azalma olduğu fark edilir.
Deniz dibinden geçen telgraf hattının Kartal’dan Çanakkale’ye kadar olan kısmında ve denizden 3 km açıkta bir yerden koptuğu anlaşılmış, birkaç gün sonra kablo çıkarılınca bıçakla kesilmiş gibi temizce kırıldığı görülmüştür.

1894 depreminden sonra Avrupadan getirtilen sismograf aletleri
Sarsıntı Su kaynaklarına ve kuyulara da tesir etmiştir. Sarsıntı’dan birkaç saat sonra Koru kaplıcalarının Suları kesilmiş ve akşama kadar gelmemiştir. Ambarlıda çeşmelerin suları kesilip 2-3 saat kadar akmadığı, Esenköy ’de bütün kaynak sularının 10-15 günü bir kat çoğaldığı, yine aynı yerde bir ayazmadan bir süreden beri su akmazken tekrar akmaya başladığı, Deniz sularının hayli dalgalandıktan sonra bazı noktalarda 50 metre kadar çekilip sonra geri döndüğü tespit edilir. Fakat hiçbir sahil şeridinde tamamen değişme olmamıştır.
Yeşilköy’de bir gemici deprem sırasında elini denize soktuğunda ılık olduğunu görmüş, aynı yerde depremden biraz evvel denize giren bir kadın denizin fazla ılık olduğunu fark ederek rahatsız olmuş, Yeşilköy sahilinde denize girenler de aynı şekilde denizin aşırı ılık olduğunu fark etmişlerdir. Bakırköy’de depremden az önce kuyudan su çeken kadın, soğuk olması gereken kuyu suyunun ılık olduğunu fark etmiştir.
Esenköy halkı depremden sonra denizden sütun gibi buhar çıktığını görmüşler deniz üzerinde kümelenerek 8 km mesafeye kadar gittiğini gözlemlemişlerdir. Depremden az önce pek çok yerde kırlangıçların yuvalarından uçarak telgraf hatları üzerinde kümelendikleri görülmüştür.
Depremde Heybeli ada Ruhban Okulu, Kapalı Çarşı, Galata da 1000 ev, Eminönü’nde ki pek çok han, Vezneciler, Gedikpaşa, ve Sultanahmed Sıbyan Okulu, Fatih Cami’nin 2 minaresi harap olmuş, türbeler, surlar, medrese ve minarelerin tamamı, fabrika ve imalathaneler, köprüler, hasar görmüştür. Pek çok kişi enkaz altında kalmıştır. İstanbul’da “ Sur içi “ denilen mahal adeta harabeye dönmüştür.
Kargir (taş) binaların hemen hepsi bir şekilde hasar görürken ahşap yapılar son derece iyi dayanmış, kötü yapılmış ahşap binalar bile sağlam kalmıştır. Bunlardan sonra en çok dayananlar tuğla ile yapılanlardır.

1894 Depreminden sonra Topkapı da kale burcu harabesi
Sarsıntı ile Marmara denizinde tsunami meydana gelerek İstanbul ve Galata surlarını aşan dev dalgalar kıyı kesimde kayda değer zararlar verir. Şehre gelen su yollarının çökmesi, deprem sonrasında su sıkıntısı oluşturunca aylarca aralıksız şehre su taşıyan su kervanları organize edilir.
Depremde Topkapı sarayının önemli kısımlarında da çökmeler olmuş II. Bayezid’in yatak odası göçmüştür. Felakette veziriazam Mustafa Paşanın konağında atlarla birlikte 300 kişi enkaz altında kalarak ölmüştür.
Padişah Topkapı sarayının bahçesine çadır kurdurarak burada kalmaya başlamış ancak artçı sarsıntılar ve yer altından işitilen gök gürültüsü benzeri ses iyice asapları bozunca 10 gün sora Edirne’ye gitmiştir. Ancak padişahın gidişinden 5 gün sonra Edirne’de de şiddetli bir deprem yaşanır.
Depremden bir müddet sonra 1510’da bir komisyon oluşturularak 66.000 amele 3.000 inşaat ustası ve 11 000 kireç karıcı ile tamir tadilat ve yapım işlerine başlanıp Haziran 1511’da işler tamamen bitirilir.
Bu felakette genelde kargir (taş) binaların hasar gördüğü anlaşılınca artık İstanbul halkını hiçbir kuvvet taş binaya koyamaz olduğundan ahşap yapıların ön plana çıkmaya başladığı görülür. Bu da İstanbul yangınlarına davet çıkaracaktır.

1557 Zelzelesi
Nisan 1557, Kaanuni Süleyman devrinde meydana gelen deprem’de Fatih camii ağır hasar görmüş, pek çok minare külahları devrilmiş, Surlarda yıkılmalar olmuştur. Ayasofya’nın mozaiklerini örten sıvalar hemen hepten dökülür.

1648 Depremi
28 Haziran 1648 günü güneş batmadan evvel ani ve korkunç bir uğultu işitilir. Ardından uğultu ile beraber 3 kez şiddetli bir sarsıntı olur. Deniz üzerindeki gemileri birbiriyle çarpıştıracak kadar şiddetli bu sarsıntı evleri, haneleri, hanları hamamları, türbeleri, çeşmeleri yıkmakla bırakmaz adeta savurur. Bütün minareler savrularak yıkılır. Fatih Camii ağır hasar görür. Ünlü tarihçi Naima eserinde “ bunun emsali bir zelzele bir asırdır görülmedi ” yazmaktadır. Deprem Çorumdan Bosna’ya Kırımdan Kıbrıs’a çok geniş bir salanda hissedilir.

1894 Deprem Haritası
1690 Zelzelesi
11 Temmuz 1690 Salı akşam namazından sonra yerden yukarı doğru gelen bir sarsıntı olur. Öyle ki insanları adeta hoplatır. Fatih Camii kubbesi yarılır, Topkapı surları yıkılır.
1719 Zelzelesi
Mayıs 1719 senesi ikindi vakti meydana gelmiştir. Galata kulesi ve kız kulesi hasar görmüştür. Denizden vuran dev dalgalar kayıkları ve gemileri karanın epey iç kısımlarına savurmuştur.

1754 Depremi
2 Eylül 1754’de önce ufak bir sarsıntı meydana gelmiş arkasından kesik kesik ufak sallanmalar devam etmiştir. Bu öncü şokların ardından 30 saniye kadar devam eden ana şok dalgası vurmuş ve doğu – batı yönünde şiddetli bir sallantı yaşanmıştır. İzmit ve çevresini tamamen harabeye çeviren deprem İstanbul’da da yoğun hasar oluşturur. İstanbul’da bir deniz feneri yıkılır, Edirne kapısı ve Top kapısı kapısı Fatih ve Bayezid Camii kubbeleri çöker. Sarsıntıda sonra 30 gün kadar devam eden artçı şoklar sebebi ile şehir halkı, elçiler, devlet adamları ve padişah ( I. Mahmud ) şehri terk etmiş, İstanbul adeta boşalmıştır. Bereket ki hiç can kaybı yaşanmamıştır.

Kapalıçarşı’da deprem hasarı
1766 Depremi
22 Mayıs 1766 Sabahı, kurban bayramının 3. Günü güneşin doğuşundan kısa bir süre sonra vuku bulur. Sarsıntı sırasında korkunç bir gürültü duyulur. Güney-Kuzey doğrultusunda vuran sarsıntı 2 dakika sürer ve sonrasında gürültü kesilir. 3 – 4 dakika sonra tekrar bir sallanma olur.
Depremin artçıları 8 ay devam eder. Temmuzda yaşanan bir artçı şok çok şiddetli olur ve henüz çadırlardan evlerine dönen halkı tekrar çadıra döker.
İstanbul’da hasar geniş bir alana yayılır, Galata’dan Pera’ya Üsküdar’dan Boğazdaki köylere kadar yıkımlar olur. 4 – 5 bin civarında can kaybı yaşanır. Zarar gören binaların kâhir ekseriyeti kargir olmakla birlikte ahşap binalar da zarar görenler arasındadır.
Süleymaniye, Şehzadebaşı, Sultan Selim camileri hasar alırken Fatih Camii tamamen çökmüş hatta o sırada medresede bulunan 100’den fazla talebe göçük altında kalarak vefat etmiştir. Az ilerisindeki Hafız Ahmet Paşa Cami’de müştemilatı ile birlikte yerinden kaymıştır. Fatih camiinin yapımına vakıflarının geliri yetmediğinden hazine-i hümayundan para tahsis edilmiş, 1771’de ancak ibadete açılabilmiştir.
Topkapı sarayının dış duvarları, mutfakları, kuleleri, darphane, ağır hasar görmüştür. Şehrin Yedikule ve Eğrikapı arasındaki surları çoğunlukla yıkılmıştır. Zelzele sonrası payitaht adeta baştan sona yeniden inşa olunur.

1894 Depremi
İstanbul da 17 Ağustos 1999 depreminden önce yaşanan en şiddetli deprem 10 Temmuz 1894 depremidir. “Büyük Hareket-i Arz” (Büyük yer hareketi) olarak anılan deprem çok geniş bir alanda hissedilerek, İstanbul’da ağır hasarlara sebep olur. Sultan 2. Abdülhamid bu deprem sebebiyle Atina Rasathanesinden bir teknik heyet getirtmiş ve Avrupa’dan çeşitli deprem cihazları sipariş ettirmiştir. Ekip çeşitli araştırma ve incelemeler sonucu bir deprem raporu hazırlayarak padişaha sunar.
Rapora göre deprem 12:24’de 3 şiddetli sarsıntı şeklinde olmuş, 1. ve 2. Sarsıntıda yer altından feci sesler duyulmuş yer yüzü dalgalı bir deniz üzerindeymişçesine sallanmıştır.

1912 DEPREMİ
Osmanlı döneminde İstanbul’u etkileyen son büyük deprem 9 Ağustos 1912’de Şarköy-Mürefte’de meydana gelen 7,3 büyüklüğündeki depremdi.

Edirne’nin güneyinde büyük hasara yol açan deprem, İstanbul’da bir çok evin bacasının yıkılmasına, duvarlarının çatlamasına ve telgraf direklerinin hasar görmesine neden oldu.

İstanbul’u şiddetle sarsan 1894 ve 1999 depremleri arasında Marmara Denizi merkezli iki ayrı deprem daha şehirde etkili oldu. Bu depremlerin her ikisi de 6,4 büyüklüğünde olup, biri 4 Ocak 1935’te, diğeri ise 18 Eylül 1963 tarihinde meydana geldi. Her iki deprem de İstanbul’da şiddetli hissedildi, İstanbul bu depremleri önemli bir hasar görmeden atlatmayı başardı.

İstanbul’u derinden etkileyen ve insanların deprem gerçeği ile yüzleşmesine yol açan 17 Ağustos 1999 Marmara Depreminden 36 yıl önce 18 Eylül 1963’te meydana gelen 6,3 büyüklüğündeki deprem de şehri hayli sarstı fakat yıkılan bina olmadı. Bu depremde sadece bir kişi sarsıntıdan başına bir tuğla düşmesi sonucu hayatını kaybetti.

Kaynak: www.tarihimiz.net

Kaynak :Habertürk

4 Yorum

  1. gül

    allah vermeye

  2. Osman Çoban

    Depreme hazırlık bir zihniyet ve kültür meselesidir. Bu ülkenin yöneticileri ve yaşayanları ne yazık ki olumsuz tutum, vurdumduymazlık üzerine hemfikirdirler. Durumdan şikayetçi değillerdir. Öyle görünürler, felaket yaşandığındaki feryat figan da samaimi değildir. Devlet daha çok depremden sonra yardım yapsın diye bir uğraşı vardır. Depreme dayanıklı bir ülke yaratmak özlemi ve ufku ne yazık ülkenin “egemen ezici çoğunluğunu” teşkil edenleri yani iktidarıyla muhalefetiyle odasıyla sivil toplumuyla “günleri geçirelim bırakın bunları” bilinç ayarındadır.
    Onun için bu güzel çalışma her zaman azınlıkta kalanların bir çeşit çığlığı gibidir, ezici çoğunluğu hiç mi hiç etkilemez.

  3. murat eken

    Toplumun hiç bir beklentisinin kalmadığını, devletin de birşey yapmak istemediğini deprem tehlikesinin de konuşulup geçildiğini bu onüç senede anladık artık.

  4. rezzan arkın

    bu gerçek hususunda yeteri kadar hemfikir değiliz ve yeteri kadar cesaretimiz, inancımız, bilgimiz, değiştirme becerimiz ve kaynağımız yani paramız yok.
    herşey yarım yamalak bir manada.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir