Mimarlık Uygulamaları Sorunlar & Çözüm Önerileri 3 / Salih Şencan

9 Dakika Okuma Süresi

Mimarlık Uygulamaları

Sorunlar & Çözüm Önerleri 3

Salih ŞENCAN,İTÜ

Bu yazımda günümüzde kentlerimizde yapılaşmanın ve yeniden yapılaşmanın üst kurallarını koyan yasa-uygulama yönetmeliği vb. imar mevzuatı ile ilgili sorunlar ve çözüm önerilerimi sıralamaya çalışacağım. Yapılaşmanın zorunlu ve birincil girdisi olan mimarlık uygulamalarına direkt ve dolaylı yansımaları da ister istemez yorumlarımın ağırlıklı bir eksenini oluşturacak.

 

 

Öncelikle, son 2 yıldır büyük kentlerimizde ama öncelikle İstanbul’da yaşanan yapısal yenileştirmenin Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ve Uygulama Yönetmelikleri ile ilişkilendirilmesini yaparak kritiklerimi sıralayacak ve çözüm önerilerimi paylaşacağım.Daha sonra yeniden  yapılanmaya görece hız kazandıran bu yasa ile birlikte değiştirilerek uygulamaya konulan Planlı Alanlar İçin Tip İmar Yönetmeliklerine(31.12.2015 tarihine kadar birden fazla yönetmeliğe göre düzenlenen projelerin ruhsatlandırılması dolayısı ile)dair yorumlarımı aktaracağım.

 

 

 

Bilindiği üzere 31.05.2012 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun(6306 sayılı yasa) ;bu alanlar dışındaki riskli yapıların iyileştirme/tasfiye ve yenilenmelerine dair usul ve esasları da belirlemiştir. Böylelikle yasa hem kamusal hem de sivil iradeleri uygulama karşısında vaziyet almaya yönlendirmiştir. Yazımın ana teması sivil alana ilişkin toplumun duruşu; bu duruşun inşaat faaliyeti ile mimarlık uygulamalarına yön verişindeki aksaklıklar olacaktır.

 

 

 

Ülkemiz 1ci derece deprem kuşağındadır, bu ansiklopedik bir bilgidir ve ne yazık ki ancak fay hatlarının çalışması sonucunda depremler yaşandığında gündeme gelir ve azami 2 yılda da unutuluverir. Bu anlamda 2012 senesinde çıkan yasayı olumlu bulduğumu peşinen ifade etmek isterim. Afet riski altında olmak, ya da olduğunun bilgisine sahip olmak bir konfor düzlemi olarak birinci sırada yapısal güvenilirliği tayin edici kabul etmekle mümkündür.Oysa uygulama,afet riskli alan olarak tanımlanan genel yerleşimlerin dışındaki riskli yapıların yenilenmesine ilişkin bir ayak da geliştirmektedir ve bu alan;yasanın ruhuna denk düşen birincil konfor düzleminde (yapısal güvenlik/sağlamlık) olmaktan son derece uzaktır.Yapıların/binaların güçlendirilmesi ya da yıkılarak yeniden güvenli olarak yenilenmesi adeta ıskalanmakta ve riskli yapı tespitinde bulunma iradesini uygulamada belki de riskli yapıda oturan yurttaşın davranışına bırakmaktadır.Uygulama bu hali ile yasanın çıkış ruhundan uzaklaşarak sağlam binalar ve yaşanılır kentler oluşturma edimini pazara/piyasaya teslim etmektedir.Bu analizde pazar mantığını taraflar arasında (yapımcı ve riskli yapıda oturan yurttaşlar) eşit faydacı beklentilere esin kaynağı olması anlamında eleştirmek durumundayım.Şöyle ki yasa gereği oturduğu binanın risk tespitini  yaptıran ve riskli yapıda oturduğunu tespit sonrası öğrenen yurttaşların neredeyse %100’e yakın bölümü;yenilenecek binanın mimarlık-mühendislik mesleğinin ve müteahhitlik faaliyetinin SAĞLAMKULLANIŞLIGÜZEL ve EKONOMİK olması konusunda titizlenmek yerine,en büyük alan(kullanışlı olup olmaması değil metrajının büyük olması),en fazla kira yardımı,en fazla taşınma parası,birincil konfor düzlemini neredeyse çok alt sıralara öteleyen absürd ve arsız talepler sıralayarak yasanın ruhuna aykırı davranmayı teşvik etmektedirler.Devreye müteahhitler ile arsa sahipleri arasına giren apartman yöneticileri-komisyonlar-kendisine gayrimenkul geliştirmeci diyen basit emlak komisyoncuları girdiğinde ise(ki artık durum tamamen bu olmuştur) binaların yenilenmesi işi en fazla komisyon/avanta veren müteahhide ihale edilir olmuştur.

 

Yasanın çıkış sebebi ne kadar olumlu ise uygulamada girilen mecra da o kadar olumsuzdur. Yapılması gereken şey; riskli yapıların tespit edilmesi işini binalarda oturan yurttaşların keyfi davranışına bırakmayarak kamusal olarak bu tespit işlemini belirli bir takvim çerçevesinde zaman geçirmeden ve ivedilikle yapmak,bedeli için fonlar oluşturmak veya riskli yapıda oturan yurttaşın ödemesini zorunlu tutarak(aynı çöp vergisi örneğinde olduğu gibi)riskli yapı envanterini tamamlamaktır.İkinci aşamada riskli yapıların iyileştirme/tasfiye ve yenilenmelerini sağlayacak finansman modeli(düşük faizli uzun süreli  geri ödemeli) geliştirilerek riskli yapısını yenileyecek yurttaşla inşaatı yap-sat pazar oranlarından daha düşük marjlarla ya da doğrudan emanet usulü yapacak müteahhit/yüklenici/taşeronu buluşturacak modellerin oluşturmaktır.Bu düzenleme arsa sahiplerinin kamusal desteğe gereksinim duymadan girecekleri klasik(paylaşım oranlı) kat karşılığı inşaat sözleşmeleri ile binalarını yenilemelerine mani değildir.Pazarda değişim değeri düşük olan riskli yapı kullanıcısı yurttaşlar girişimcilerin/müteahhitlerin kendilerini keşfetmesini bekleme durumunda bırakılamaz.

Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun; çıkış amacına uygun yönlendirildiği taktirde, olası bir deprem anında can kaybı en aza inmiş olacak,yenilenme süreci boyunca inşaat sektöründeki atıl güç harekete geçirilecek,mimar ve mühendislerin mesleki uygulama alanlarında istihdam üst seviyeye çıkacak,nitelikli iş gücü uygulama ile buluşma imkanını yakalayacak,finans sektörü ciddi seviyede ve geniş bir portföye kavuşacaktır.

 

 

 

Bu yasanın uygulamaya girmesinden 1 yıl sonra iki kez inşaat ruhsatı almaya esas imar yönetmelik değişikliği olmuştur.2013 yılında, ilki 01.06 tarihinde ve ikincisi 08.09 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren Planlı Alanlar İçin Tip İmar yönetmeliği ülkemizin tüm şehirleri için geçerli olmuştur.21.05.2014 tarihinde yönetmeliğin 6cı maddesinde bir değişiklik yapılarak 31.12.2015 tarihine kadar ruhsat almak koşulu ile 3 yönetmeliğin de geçerli olduğu bir geçiş dönemi yaşanmaktadır. Bu üçlü nizamname karmaşası ya da SEÇ BEĞEN AL uygulaması yarattığı kaosun ve anayasanın eşitlik ilkesine aykırılığa yol açmasının yanı sıra yeni bir avantacı zümrenin doğmasına da sebebiyet vermiştir.01.06.2013 yönetmeliği ile beraber ve aynı anda 08.09.2013 tarihli yönetmeliğin de lehte hükümlerinden yararlandırma konusunda ilgili idarelerin koydukları uygulama metotlarını istismar eden ’’ %25’çi avanta mekanizmaları’’ beraberinde ister istemez hile ve irtikapa dayalı yeni bir ‘’rüşvetçi-komiyoncu’’ zümre ile ‘’fütursuz müteahhit’’ davranışını piyasada iş yapar-para kazanır duruma getirmiştir. En azından yarından tezi yok,31.12.2015 tarihinde ruhsat alma koşulunu getiren ve 23.05.2014 tarihli Genelge ile ilgili İdarelere uygulama direktifi veren Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yeni bir Genelge ile ruhsatlandırma için müktesepliğin koşulu olarak 31.12.2015 tarihine kadar ilgili İdareye proje ile başvuru yapmayı yeterli gördüğünü yayımlamalıdır.Önümüzdeki süre (5 ay) böylesi bir Genelge yayımını zorunlu kılmaktadır,zira İdarelerin teknik eleman sayısı ve ruhsatlandırma potansiyeli ile olası başvuru sayısı arasında orantısız bir durum söz konusudur.

 

 

 

Yukarıda bahsettiğim; sorunlar doğuran ve daha da büyük sorunlara gebe süreç de gösteriyor ki gerek 2012 yılında çıkarılan yasa, gerekse de 2013 yılında çıkarılan imar yönetmelikleri fazla analiz edilmeden ve üstün körü oluşturulmuştur.Yasa ile ilgili çıkış noktası doğrudur,ve ivedilikle uygulanır olarak ve ülke potansiyelleri de göz önüne alınarak revize edilmelidir.

 

 

İmar Yönetmelikleri hakkında da birkaç spot başlık sıralayarak bu sıkıcı yazıya son vermeyi düşünüyorum:

 

-İstanbul için yeni bir İstanbul İmar Yönetmeliği yayımlanmalıdır,

 

-Gerek İstanbul İmar Yönetmeliğinde gerekse de Planlı Alanlar İçin Tip İmar yönetmeliğinde, mimarlık potansiyelinin açığa çıkmasını sağlayacak ve mimarca çözümlere imkan tanıyacak düzenlemeler yapılmalıdır,

 

-İnşaat ruhsatı verilmesi sürecinde kontrol mekanizmaları-onay mercileri-resmi evrak düzenlemeleri süreleri kısaltılmalı, bu süre projelerin olgunlaştırılması için müelliflerin kullanımına bırakılmalıdır,

 

-inşaat ruhsatı verilmesi ile ilgili ilk kademe İdarelerin yetki ve sorumlulukları daha net olarak tarif edilmeli,bu İdarelerin yetkilerini kullanması üst İdarece(Bakanlık veya Büyük Şehir) teşvik edilmeli-zorunlu tutulmalıdır,

 

-Mimarlık ürününün önünü açan Estetik veya Danışma Kurulları ilgili İdarelerce oluşturulmalı/çalıştırılmalıdır,

 

-Yapı Denetim Şirketlerinin veya Teknik Müşavirlik Şirketlerinin görev yetki ve sorumlulukları; bu güne kadar yapılan kontroller de göz önüne alınarak yeniden tariflenmelidir.

 

-Mimarlık meslek grubunun meslek öncesi ve meslek sırasındaki eğitimi konusu; kentlerin yeniden yapılandırıldığı günümüzde bu mesleki pratiğe uygun düşecek şekilde ele alınmalıdır.

 

-Mimarlık meslek uygulamaları ile ilgili konular; meslek odaları-üniversiteler –ilgili idarelerin oluşturacakları kurullarda ve mimarın meslek mensubu olarak düşüncelerini  ifade edebileceği demokratik platformlarda yeniden ele alınmalıdır.

 

 

 

10 Yorum

  1. cemal koçak

    “mimarlık hizmetini talep eden toplum” safhası çok ilerideki bir uygarlık seviyesi gibi duruyor.

  2. salih şencan

    katılıyorum sevgili kuyumcu,ama galiba telif hakkı ve mimarın yapı üretimindeki konumunu yükseltmek mevzuatı aşan bir durum kanaatimce..aslolan mimarlık hizmetini talep eden bir toplumun oluşması ki bu zamanla oluyor..ve o yüzden diyorum ki pek çok parametrik iyileştirme yerine adım adım gitmek daha sonuç alıcı gibi..önce mimarla mimarlık yapma mevzuatındaki kuralların sadece MİMARCA ele alınmasından yola çıkmak galiba da yeterli olacaktır..

  3. Yılmaz Kuyumcu

    Bence ilk yapılması gereken şey mimarın yapı üretimindeki konumunun batıdaki düzeye çıkartılmasıdır. Bunun için telif hakkı konusuna son derece önem verilmeli, batıda olduğu gibi her türlü taklitçilik yasaklanmalı böylelikle tekrar eden birbirinden berbat binaların da önüne geçilmiş olur. İkinci sırada İmar Yasası tartışmaya açılmalı, yerel, iklimsel, kültürel, mimarın bireysel özelliklerine saygı göstermeyen özellikleri göz önüne almayan bu yasadan biran önce kurtulmanın yollarını bulmak lazım. Üçüncü olarak mimari ile şehircilik arasındaki kopukluğun düzeltilmesi lazım. Yerel yönetimlerin imar planı tadilatı yapma haklarının ellerinden alınması lazım. Eğitim giderek felakete dönüşmekte. Acilen Mimarlar Odasının mesela asgari mimarlık eğitimi standartlarını Bologna sürecini filan iplemeden koyması lazım. Bunu sağlamayan hiçbir kuruluşun da mimarlık eğitimi verme hakkı olmamalı. Mimarın konumunun projenin müellifi ve malsahibi adına inşaatı yaptıran (yapan değil) kişi olarak tanımlanması lazım. Tabi emeğinin bedelinin de aynı şekilde tanımlanması lazım. En son olarak tüm kamu binalarının ve belirli bir büyüklüğü aşan tüm yapıların yarışmalarla elde edilmesi lazım. O zaman belki adam olabilir mimarlığımız.

  4. salih şencan

    bileşenleri neye dayanarak oluşturdunuz bilemiyorum sayın gül..mahalle muhtarı olmasa da olur,niye mmimarlar odasından bir üye ..serbest çalışan üyeden farklı mı düşünecek bu üye..bence kurumsallık usulü mimarlık ürününün oluşmasındaki süreçteki nitelikli emeğin yönlendirilmesine dair esasa üstün gelmemelidir..estetik kurul kavramı zaten planlı alanlar için tip imöar yönetmeliğinde yer alan bir kavramdır,uygulansın yeter..şeffaflık da demokratizm adına sempatik bir lafzama bunu da ölçeğinde ve taraflar arasında bırakmak uygulanabilir kılınmasını sağlayacaktır..baştan abartma olmasın demek gibi bir şey kanaatimce..

  5. Hasan GÜL

    Estetik kurulların kimlerden oluşacağı önemlidir. Yapılacak binanın bulunduğu yerin mahalle muhtarı, Mimarlardan odasından bir üye, serbest çalışan mimarlardan bir üye kurula alınmalıdır. Tekrar ediyorum, kararlar şeffaf olmalı ve hangi kriterlere göre karar verildiği açıklanmalıdır.

  6. salih şencan

    estetik kurulun kim ya da kimlerden oluşmasından daha önemlisi çalışır hale getirilmesidir diye düşünüyorum bu arada..sokak siluetine gereken önemin verilmesi-tasarımcı mimarın kente ve yakın çevresine karşı sorumluluk duygusunun oluşması–imar mevzuatındaki pratikle bağdaşmayan manasız uygulamaların mimarlık ürünü lehine yorumlanması ve bunların tamamının getireceği katma değerden ötürü estetik kurulları önermiştim…

  7. salih şencan

    istanbulda yüksek yapılar yönetmeliği en azından yapı yaklaşma mesafeleri(çekmeler) anlamında uygulanmıyor bildiğim kadarı ile..yangından korunma yönetmeliğinin kuuralları ise yüksek yapılar için uygulanıyor…

  8. salih şencan

    estetik kurul her parsel ölçeğinde karar verecek bir kurul olarak şekillenmeli,sadece özel parsellerin projesi için toplanmamalı diye düşünüyorum..benim estetik kurulların aktif hale getirilmesi hakkındaki önerim her binanın MİMARLIK ÜRÜNÜ olması doğrultusunda ön ayak olunması ve başlangıçta zorlayıcı olunmasıdır..bu durumda şeffaflıktan kastedilen durumu ben;o parsel ölçeğindeki arsa sahibii-yapımcı-proje müellifi ile onay mercii kamu yönetimi arasında zorunlu görüyorum..

  9. mehmet öner

    Aslında kentleri düzenleyen bir estetik anlayış olmalı. Bütün Avrupa’da öyle mesela. Bizde imar mevzuatı o kadar boğucu, kurul dediğimiz koruma kurulları pratiğine bakarak söylersek bu mekanizmanın önüne gitmek o denli yorucu ki, estetik kurul denince insan kaçıyor gerçekten. Bir de aşırı politize olmuş bir düzen içinde estetik kurul kim, kimlerden oluşmuş nasıl bir yeterliliğe sahip, hepsini düşününce vaziyet bir karabasan gibi.

  10. Hasan GÜL

    İlgili İdarelerce oluşturulan Estetik Kurulların kararları şeffaf olmalı ve web ortamında gereçleri ile yayınlanmalıdır. (Yüksek binalara hangi kriterlere göre inşaat ruhsatı veriliyor.)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir