Beyrut’da Osmanlı-Fransız Mirası Ve İnşaatın Lokomotif Rolü

13 Dakika Okuma Süresi

İç savaş öncesi çok bilinen deyimle Beyrut için”Ortadoğu’nun Paris’i”  denirdi. Bu deyiş, çok kültürlü-çok dinli- hoşgörü ve özgürlüklere dayalı bir yaşam ortamı sunmasının yanı sıra kentsel olanakları ve mimari mirası nedeniyle de Beyrut’ a yakıştırılırdı.

 

İç savaş Beyrut’un Hristiyan nüfusunun yurtdışına göçle büyük ölçüde kaybedilmesine yol açtı. Nüfus Müslümanlık anlayışını benimseyenlerden yana ağırlık kazandı. Savaş sonrası Lübnan’ın yeniden yapılanması süreci ise gerçekten yakından incelenmeyi hak edecek şekilde radikal adımlarla ilerledi.

 
1975-1990 yılları arasında süren ve derin hasar bırakan iç savaşta Beyrut neredeyse tamamen yerle bir olmuştu. Beyrut yeniden ayağa kalkmaya çalışırken Temmuz 2006’da İsrail’in hava saldırısı ile yeniden sarsıldı. Havalimanı ve Beyrut kent merkezi büyük hasar aldı.

 

 
                       1991 Beyrut

 
Bu muhteşem kentteki Osmanlı izleri, yerel mimari örnekleri bu süreçte büyük ölçüde kaybedildi.

 

 

                        Savaş sonrası downtown

 

 
                                                         Yenileme sonrası downtown

 

 

FENİKELİLERDEN ÖZGÜR LÜBNAN’A MİMARİ YAKLAŞIMLAR

 

 


Lübnan tarihi Fenikelilere dayanmaktadır. Yıllar içinde Persler, Asurlular ve Roma imparatorluğunun etkisi altına girmiştir. Balbeck bölgesinde yer alan MÖ.1100 yılına, Fenikeliler dönemine dek tarihlenen, antik Roma kalıntıları, tavan döşemeleri bugüne dek kalmış olan ender tapınakları ile gerçekten etkileyicidir.

 

 

Baal Tanrısına tapanların şehri (Bek şehir anlamına geliyor) Balbeck te üç tapınak mevcut Venüs, jüpiter ve Bacchus. Bacchus tapınağı, ahşap çatı kısmı hariç bugüne dek korunarak gelebilmiş, bütünlüklü bir yapı formunda. Tapınakların en büyüğü yapıldığında 84 sütun üzerine otururken bugüne sadece 6 sütun ayakta kalabilmiştir. jüpiter tapınağından geriye kalan sütunların duruşu bile tapınağın yapıldığı dönemdeki heybeti hakkında ciddi ipuçları vermektedir.

 

 

 

                       Balbeck

Balbeck, Bekaa Vadisinde yer almaktadır. Buraya ulaşmak için Beyrut dağlarından inerken vadi her zaman bulutların içindedir. Bekaa Vadisi Filistin’den başlayıp Türkiye’deki Amik ovasına kadar uzanan dünyanın en büyük çökme alanlarından birinin önemli bir parçasıdır. Bu vadi coğrafi önemi yanında yakın tarihimizdeki siyasi rolüyle de hayli ilgi çekicidir.

 
Lübnan 1516 yılında Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı sancağı haline gelmiştir. 1. Dünya savaşının sonlarına dek tam 400 yıl Osmanlı egemenliği altında kalmıştır. Osmanlı döneminde pek çok kalıcı yatırım Lübnan için gerçekleştirilmiştir.
Beyrut’da Arap kentinin üzerindeki tepede 1851’de Büyük Saray olarak da bilinen Kışla-ı Hümayun ’un ve 1861’de askeri hastanenin inşa edilmesiyle bir emperyal kompleks yaratıldı.1898’de kışla ile saray arasına bir saat kulesi ilave edildi.

 

 
                          Salname-i Beyrut Büyük Saray 1910

 

 

Suriye’nin ve hususiyle Şam’ın ‘Akdeniz’e açılan kapısı olarak Beyrut, bölgedeki kilit roldeki Osmanlı Limanıydı.
1895 yılında Şam-Beyrut arasındaki demiryolu hattının tamamlanması ile imparatorluğun zenginliği bu liman üzerinden dünyaya açılıyordu. Demiryolu ağının Beyrut’a uzatılması Beyrut’u çevreleyen yüksek sıradağlar nedeniyle çok maliyetli bir işti. Çok sayıda viyadük, tünel, köprü yapımı gerekmişti. Bu maliyetli işi o dönemde DHP isimli bir Fransız şirketi üstlenmişti.

 

 
                                                          Osmanlı Arap Eyaletleri Demiryolu Haritası 1914 Kevin Field çizimi

 

 

19 Yüzyılda demiryolunun da limana bağlanması ile Beyrut önemli bir mali ve ticari merkeze dönüşmüştü. Zengin bir kentsel doku ve nitelikli yapı stoku zenginliğine yaslanan İzmir Limanı ile yarışamamakla birlikte yıllar içinde yapılan ilavelerle güçlendirilen bir yapıya kavuşturulmaya çalışılıyordu. 1888 tarihli proje, liman idaresi, sağlık bürosu, gümrük idaresi, antrepo yapıları ve sahil düzenlemeleri ile ferah ve daha düzenli bir liman yaratmayı hedeflemişti. 1912 tarihli proje ile batı iskelesi genişletilmiş ve kuzey iskelesi uzatılmıştı.

 

 
                        Beyrut Liman Planı 1912

 
Bu dönemlerde limanı her yıl 4000 ticaret gemisi ziyaret ediyordu. En önemli ihracat maddesi Fransızlar tarafından talep edilen ham ipekti. Onu zeytinyağı ve meyve izliyordu. Başlıca ithalat kalemleri kereste, demiryolu inşaatı için putrel ve ray, yakacak odun ve petrol idi.

 

 
                       Beyrut Liman manzarası, Hicaz demiryolu inşaatında kullanılan raylar gemilerce taşınmaktadır. 1902

 

 
Beyrut’un 1876 tarihli haritasında (1) ile işaretli olan ve limanın arkasındaki ağaçlı alanın arkasında kalan kısım, 1879 tarihinde Belediye Meclisinin aldığı bir kararla kentin ana meydanı olarak belirlendi.

 

 
                       Beyrut Planı çizim julius Löytved 1876

 

 
Bu plana bağlı geliştirilen bölgede, 1884 de eyaletin baş mimarı Bişar Efendi tarafından tasarlanan ve küçük saray olarak da bilinen Hükümet konağı,1909’da İngiliz Oteli, Suriye Tiyatrosu, Osmanlı Bankası yapılmıştı.

 

 
                         Küçük Saray-Hükümet Konağı

 
Bu gün Muhammed El-Emin Camii, özgürlük anıtı ve Solidere’in şık binaları ve Versace gibi pek çok dünya markası bu aksta yer almaktadır.

 
1918’de Lübnan, Fransızlar tarafından işgal edildi. Fransız işgali 1943 Kasım’ına kadar sürdü. 1 Ocak 1944’te de Lübnan’ın bağımsızlığı resmen tanındı.

 
Fransız işgali döneminde kentte yapılan yapılar, Arap-Fransız karışımı çok narin, büyük pencereler ve büyük teraslardan oluşan çok özel bir yerel mimari dili de beraberinde getirdi. İstanbul’da Levanten mimarlık eserlerindeki karma üsluba benzeyen bu mimari dil, Lübnan sivil mimarlık örneklerinin en belirleyici özelliği haline gelmiştir. Özellikle Mono caddesinde ve Gouraud Sokağı üzerinde Solidere’in 2. Fazındaki yüksek yapı furyasından kurtulabilmiş olan ender yapıya rastlamak mümkündür.

 

 

                                                         Beyrut Mono Caddesi bir sivil mimarlık örneği

 

 

Beyrut’ta Şehitler Meydanı’ndaki Muhammed El-Emin Camii, 10 bin metrekarelik alana yayılıyor. Hemen yanında 14 Şubat 2005’te suikasta kurban giden Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri’nin mezarı bulunuyor. İstanbul’daki Sultanahmet Camii çinilerine öykünen, mavi çini kubbesiyle ziyaretçileri büyülüyor. Sadece çinileri değil, mimarisi de Mimar Sinan’ın kalfası Sedefkar Mehmet Ağa’nın ölümsüz eseri Sultanahmet’ten esintiler taşıyor. Sultanahmet’te Ayasofya’nın simgelediği Bizans mimarisi yeniden yorumlanmıştı. Muhammed El-Emin Camii’ne ise Sultanahmet ile çağdaş mimarinin sentezi uyarlandı.

 

 
                        Hariri tarafından yaptırılan Muhammed El Emin Camii

 
El Emin camini yaptıran Refik el Hariri Lübnan tarihinde çok önemli bir figürdür. Sıradan bir çiftçi ailesinin çocuğu olan Hariri, Suudi Arabistan’da Kral Fahd’ın kız kardeşiyle evlendi. İnşaat sektöründe hızla büyüyerek zenginleşmeye başlayan Hariri, bankacılık, bilgisayar ve son olarak medya alanlarında inanılmaz bir büyüklüğe ulaştı.1992’de Lübnan başbakanı oldu. 1995’e kadar bu görevde kaldı. 1996’da ulaştırma bakanı oldu ve 1998’e kadar bu görevi sürdürdü. 2000 yılında Lübnan halkının desteğiyle ikinci kez başbakanlık koltuğuna oturma imkânı elde etti ve 2004 yılı Ekim’ine kadar da bu görevi sürdürdü. 2002 yılında dünyanın en zengin dördüncü kişisi oldu. Ekim 2004’te bazı konularda, özellikle Suriye çizgisinde bir politika sürdüren Cumhurbaşkanı Emil Lahud ile ortaya çıkan ihtilaflardan dolayı istifa etti.

 
Refik el-Hariri, 14 Şubat2005’te, Beyrut’taki St George oteli yakınlarındaki bir kavşağın bir tonluk TNT ile havaya uçurulması ile öldürülmüştür.

 


SOLİDERE VE YENİDEN İNŞA SÜRECİ

 

 

                        Solidere geliştirme planı 2004 

 
Hariri, Beyrut Hükümeti ile özel sektör inşaat şirketlerinin ortaklığı ile kurulan Solidere isimli PPP(Kamu-özel sektör-mülk sahipleri ortaklığı) yapısı ile tüm Beyrut’un yeniden yapılanması sürecini başlatan kişidir. Solidere (The Lebanese Campany for Development and Reconstruction of the Beirut Central Districts.) bir Lübnan anonim şirketi kuruluşudur.

 
Yenileme projeleri oldukça kapsamlıdır. 191 hektarın üzerinde ve 4.69 milyon metrekare inşaat alanını kapsayan proje, iki fazdan oluşmaktadır. 1994 – 2004 yıllarını kapsayan dönem birinci faz, 2005 – 2020dönemi ise ikinci faz olarak tanımlanır. Her iki fazın uygulama süreçleri ise Lübnan Hükümeti tarafından kurulan, yarı özel ve özerk bir kuruluş olan Solidere şirketi tarafından yürütülmektedir.

 
1. Fazdaki mevcut mülkiyet haklarının toplam değeri o günlerde 1,2 milyar USD olarak belirlenmiştir. Bu bedel mülk sahiplerine A grubu hisse senedi olarak verilmiştir. İlk yatırım maliyeti olan 650 milyon USD ise B grubu hisse senetleri karşılığı yeni yatırımcılardan sağlanmıştır.

 
2005 yılı itibariyle projenin ilk etabı tamamlanmış ve herhangi bir aksaklıkla karşılaşılmamıştır. Projenin başarısında kamu özel sektör işbirliğinin payı büyüktür.

 

 

                       Solidere tarafından yenilenen bölgeden örnekler

 

Solidere Projesinin temel hedefleri şöyle sıralanabilir:

 


_ Tarihi binaların ve koruma alanlarının restore edilmesi,
_ Yeni geliştirilecek alanlar için kentsel tasarım çerçevesinin çizilmesi,
_ Proje alanı bütününde deniz görünümünün maksimum seviyeye ulaştırılması,
_ Denize açık bir kentsel alan oluşturulması,
_ Bütüncül modern altyapı sisteminin sağlanması,
_ Kamusal alanların yaratımı, seyir terasları, gezi alanları ve yay yollarının yapımı ve organizasyonu,
_ İşyeri ve bu kurumlara ait yerleşkeler, kültürel ve rekreasyon imkanları gibi geniş ve çok fonksiyonlu kullanım imkânları yaratmak,
_ Sağlam kalmış binaları ve şehir manzarasını korumak,
_ Modern ve geleneksel mimari arasında harmoni yaratmak,
_ Şehrin dokusunu ve komşuluk ilişkileri yeniden kurmak,
_ 24 saat yasayan bir kentsel alan oluşumu desteklemek,
_ Pazarlama ve gelişme olguları bütününde sürdürülebilir çevre yaratımını cesaretlendirmek ve bunun için esnek öneriler getirmek,
_ Şehir merkezinin yenilenmesi için mıknatıs etkisi gösteren cazibe olanakları yaratmaktır

 

Solidere projesinin amaçları:

 
• Kamu ve özel sektör işbirliği ile proje geliştirmek,
• Proje finansmanı yaratmak,
• Beyrut merkezinin günün koşullarına göre yeniden inşa etmek,
• Yeni eğitim ve sağlık servisleri sunmaktır
Solidere, arazi geliştirme, kıyı bandı düzenlemeleri, restorasyon ve rekonstrüksüyon çalışmaları, gayrimenkul geliştirme, kiralama ve satış gibi tüm süreçleri Kamunun gücünü kullanarak gerçekleştirdi. Bu yapılanma hareketi belki de dünyanın en büyük ve en hızlı kentsel yenileştirme-urban regeneration hareketlerinden birisi olarak hafızalarda yer etti.
Solidere’in en önemli başarılarından birisi de yaptığı uygulamalarda, Mimarlığı önemli bir araç olarak görmesi ve tüm yapı üretim süreçlerinde mimari projeleri üst seviyede teşvik edici tavrıdır. jean Nouvel gibi pek çok Avrupalı mimar Beyrut’da eserler vermektedir. Landmark’da yer alan yapılar gerçekten ufuk açıcı mimarlık örnekleridir.

 

 
                          Landmark dan örnekler

 

 
                                 Solidere projeleri ön çizimleri 2004

 

 
Solidere tüm diğer yenileme hareketlerinde olduğu gibi, kente ciddi katkılar sunarken, kamulaştırmalar- menkulleştirmeler yoluyla gayrimenkullere düşük bedellerle el koyması nedeniyle ciddi şekilde de eleştirildi.

 
Savaştan sonra tamamen harap halde, maliklerin çoğu ülkeyi terk etmiş olan mülkler Kamu gücü ile şirkete devredilerek yeniden inşanın bir aracı haline getirildi.

 
Bu güne gelindiğinde Solidere’in yeni geliştirme alanları olarak belirlediği alanlarda yapılan serbest irtifalı ve tamamen kentsel bağlamdan uzak yapılaşmanın Beyrut’a ne kazandırdığı tartışmalı hale gelmiştir. Bu yeni yüksek yapıların çoğu kullanılmamakta ve boş kalmaktadır. Beyrut’un yakın gelecekte lüks-boş binalar çöplüğü olma ihtimali de kötümser bir yaklaşımla mümkün görünmektedir. Zira yakın coğrafyadaki savaşlar ve kaos ortamı nedeniyle, yeni finansman modellerinin yaratılması ve sermayenin Beyrut’a çekilmesi konusunda başarılı olunması zor görünmektedir.

 

 
                                                         Hamra Caddesi başında yıllardır boş kalan yatırımlar.

 

 
Bu dev inşaat yatırımlarının tıpkı Türkiye’deki gibi ülke ekonomisinin motoru olarak görülen inşaat sektörünü güçlendirmek amaçlı yapıldığı düşünülebilir. Ancak işletilme başarısı yoksa ve yeni yaşam alanları bu merkezlere çekilemezse, bu dev yatırımların ileride nasıl yaşatılacağı merak konusu olmaya devam edecektir.

SONUÇ

 
Ortadoğu’nun bu devingen kenti renkli yaşam biçimi, hoş görüsü ve dinamizmi ile halen Paris’e benzetilebilir. Ama Paris’e göre çok daha sıcakkanlı insanları, bize çok tanıdık gelen mimari öğeleri ve kent morfolojisi ile mutlaka yeniden keşfedilmeyi hak ediyor.

 
Türkiye kökenli Mardin, Diyarbakır, Maraşlı Ermeni asıllı Lübnan vatandaşları Türkiyelilere çok sıcak ve sevecen davranıyorlar. Beyrut’ta günlük yaşama ve sosyo-kültürel yapıya dair anlatıları, başka hikâyelerin eşlik ettiği ayrı bir yazının konusu yapmayı hak edecek kadar önemsiyorum.

 
Beyrut’un yaşanmış başka hikâyelerinde buluşmak üzere…

 


Y.Mimar
NİLGÜN KIVIRCIK

 

 

Kaynakça

1.       Ali Teyfi, Memalik-i Osmaniye Coğrafyası, Bab-ı Ali Matbaası, İstanbul 1887, s312

2.       Çelik,Z. İmparatorluk Mimari ve Kent, , Salt Garanti Kültür AŞ.Nisan 2012 s43

3.       ÇeliK,Z. İmparatorluk Mimari ve Kent, , Salt Garanti Kültür AŞ.Nisan 2012 s69

4.       jens Hanssen, Ottomanizing Beirutun der Sultan Abdülhamid II,1876-1909, s63

5.       Erdal Şafak, İki Cami, Sabah Gazetesi, 11 Aralık 2008

6.       https://tr.wikipedia.org/wiki/Refik_el-Hariri

7.       Çatalbaş,F. , kentsel dönüşüm projelerinin mekânsal ve sosyo-ekonomik etkileri, Y.Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi,2011

8.       Solidere, Annual Report 2004

7 Yorum

  1. semih dündar

    Solider konusunda çok eleştiri yapıldı sonraları. Bu projeler bir hareketlenme yarattı ve savaştan yıkıntıya dönen kent için ilk ateşti belki. Dönüşen yerlerin bazılarında fonksiyonlar tam oturmamış ve yatırım her mahallede, her caddede amaçlandığı gibi sonlanmamış olabilir. Fakat kent orada insanlar orada binalar orada. Yaşayarak düzeltirler.

  2. Canan Sürücü

    Beyrut, bir simge şehir. Ne çok konuşulacak şey var üzerinde. Bugünü bir mucize, geçmişi apayrı bir hikaye.

  3. Necm akar

    Size bu şehir tarihiyle alakalı Özel bir konu hakkında soru sormak istiyorum Lütfen beni 0532 7676416 nolu telefondan ararmisin

  4. Müberra Demirkan

    Beyrut gibi savaştan çökmüş bir şehir ayağa kaldırılmışsa savaş sona erdiğinde Halep, Şam, Musul gibi yıkılmış kentler de ayağa kaldırılabilir.

  5. S.ZİYAD CAMCIGİL

    Savaş sonrası Beyrut’un tarihi şehir merkezinin onarımı için planlanan oluşum ( SOLİDERE ) mimari- mali- idari açılardan hayli başarılı olmuştur. Beyrut halkı bugün bu başarılı sürecin meyvelerini topluyor. Aynı başarı şehrin 1975 öncesi revaçta olan Hamra çarşı bölgesi Ras-Beirıt, Rawshe gibi bölümlerde gerçekleşmemiştir. Beyrut’un az katlı geleneksel sivil mimari dokusunun içinde acımasızca çok katlı konut gökdelenleri yapılıyor,(ortalaması herhalde 20 kat vardır ) alt yapı, temiz su, elektrik, ve özellikle de trafik can cekişiyor.. Halkın yürüyüş için çok kullandığı sahil şeridi (Cornishe) üzerinde bile bu çok katlı gökdelenler (en ön sırada) inşa edilmiş, hala da devam ediyor. Savaş sırasında yurt dışına giden ( Fransa, Kanada, Brezilya vb.) Lübnan halkının elit nüfusu, yeniden kıymetlenen şehrin kaymağını yemek için yatırım adı altında kendi bindikleri dalı kesiyorlar. Hükumetler de buna destek oluyor, Şehircilik açısından baktığınızda içiniz cız ediyor. Şehir silueti, tarihi doku falan hak getire. Yazımın bu bölümleri İstanbul’da yaşayanlara tanıdık geldi değil mi?
    Şöyle kabaca bir eşleştirme yaparsak Tarihi kent merkezi ( downtown) İstanbul’un tarihi yarım adasına, Hamra bölgesi Nişantaşı-Osmanbey bölgesine, Corniche Bağdat caddesine denk gelebilir. Bu bölgelerde devam eden yapılaşmayı Solidere ile başarılan mimari görgü ile örtüştürmek ne yazık ki imkansız. Lübnanlılar pahalı arabalarında daracık sokakların içinde çöp kokuları arasında adım adım ilerleyerek yeni yapılan milyon dolarlık daire fiyatlarının sohbetini yapıyorlar. Yaptıkları yanlışı anlamaları zaman alacak gibi görünüyor, anlayınca ne olacak derseniz, sadece çok geç olmuş olacak.

  6. coşkun kılıç

    Beyrut o kadar savaş geçirmiş, hem İsrail tarafından hem de iç çatışmalarla darbe yemiş olmasına rağmen bugün bir çok şehirden daha güvenli. Geçmişle kurduğu bağlar halen sürüyor. Şehrin gösteriş olsun diye yapılan büyük şatafatlı gökdelenleri ise bu coğrafyayı geri dönüşsüz olarak bozuyor.

  7. Serpil Karaca

    Çok acılar çekmiş bir coğrafyanın bugün göreli olarak barış ortamında bile olması sevindirici. İnsanların yüzünün gülmesi çok önemli.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir