TAYFUN KAHRAMAN / Birgün
Bir süre öncesine kadar, İstanbul’da “Port” denince aklımıza Galata ve Haydarpaşa geliyordu. İmar planlarına karşı açılan davalar, Haydarpaşa İnisiyatifi üzerinden şekillenen toplumsal muhalefet, ihale süreçleri ve ihaleleri kazanan ünlü işadamları ile (özellikle gözlükleri ile ünlü İsrailli işadamı o sıralar çok popülerdi) sürekli gündemimizde yer alan Galataport ve Haydarpaşaport zamanla gündemimizden düştü. Kamuoyunda yapılan şehircilik tartışmalarının başlıca konusu olan, hatta ulusal basında çoğu kez manşete taşınan bu iki porttan sonra bir yenisi ortaya çıktı: “Seaport”. Bugünlerde gazetelerde övgü dolu haberler ile tanıtımı yapılan Seaport, yani Zey-tinburnu Kazlıçeşme’de 470 hektar dolgu alanı üzerine inşa edilecek olan yeni kruvaziyer liman projesi, tartışmaları yeniden hareketlendirdi.

Galataport ve Haydarpaşaport kruvaziyer liman projeleri ile karşılaştırıldığında daha bir kruvaziyer limana benzeyen projede, süreç, geçtiğimiz yıl Ataköy-Zeytin-burnu Sahil Bandı Turizm Bölgesi’nde Maliye Bakanlığı’nın açtığı ihale ile başladı. İhale şartnamesinde kazanan firmanın bir yıl içinde imar problemlerini çözmesi gerektiği belirtilirken ihale sonrası nasıl bir proje ortaya çıkacağı aşağı yukarı tahmin ediliyordu. İhaleyi kazanan firma da ihalenin sonuçlanması ile birlikte hazırladığı proje ve imar planıyla, bu konuda ya-nılmadığımızı gösterdi.

KRUVAZİYER LİMAN

Kıyı Kanunu’nda 2005 yılında yapılan değişiklikle getirilen ve tüm port tartışmalarının başlangıcı olan Kruvaziyer Liman tanımı böylece bir tartışmayı daha tetikle-miş oldu. Yapılaşmanın yasak olduğu kıyı alanlarında konut hariç her türlü fonksiyonun yer almasına izin veren Kıyı Kanunu uyarınca hazırlanan projede her türlü kentsel fonksiyona yer verilerek, ülkemiz kıyılarının Kıyı Kanunu’nun 6. maddesi ile nasıl tehdit edildiği bizlere bir kez daha gösterilmiş oldu.

Geçtiğimiz ay Kültür ve Turizm Bakanlığınca onaylanarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde askıya çıkan planlarla birlikte 144 hektarı mevcut, 326 hektarı öneri olmak üzere 470 hektar dolgu alanı üzerine kurulacak turizm tesisinde, 705.000 m2 kapalı alan içinde alışveriş merkezinden fuar alanına, kongre merkezinden konaklama tesislerine, ofis binalarına, spor merkezlerine ve yat limanına kadar akla gelebilecek her türlü aktiviteye izin verildi. Denizde mevcut kıyı çizgisinden itibaren 500 m. dolgu yapılmasını öngören projede, deniz alanı kullanımı da hesaba

katıldığında 1 milyon metrekare üzerinde bir alanın kullanımına imkân tanındı. İstanbul’un tarihi siluetini olumsuz etkileyecek Seaport projesine ihtiyaç var mı? Kruvaziyer turizmi Türkiye’de çok büyük ilerlemeler sağlayamasa da, özellikle Akdeniz Çanağı içerisinde önemli bir potansiyel, ve uzmanlarına göre İstanbul bu potansiyelden hiç yararlanamıyor. Uzmanların görüşlerine göre İstanbul aynı anda on kruvaziyer geminin yanaştığı bir limana ihtiyaç duyarken kentte şu an böyle bir tesis bulunmuyor. Seaport bu ihtiyaca cevap verebilecek mi? Görünen o ki, aynı anda 12 kruvaziyer geminin yanaşabileceği bir kruvaziyer liman olması ile Seaport bu potansiyeli taşıyor. Ancak Seaport projesi ve imar planı akla yeni sorular getiriyor.

KIYI KANUNU’NA AYKIRI

Tarihi Yarımada’nın hemen yanı başında ve İstanbul’un bir türlü korumayı beceremediğimiz surlarının dibinde yer alan proje, İstanbul siluetini ve Tarihi Yarıma-da’yı nasıl etkileyecek? Projenin deniz içinde 500 m. ilerlemesini öngören ve bu alana birçok fonksiyon verilmesini sağlayan imar planları yakın çevresini nasıl etkileyecek? Deniz ekosistemine etkisi ne olacak? Ve en önemlisi her türlü ihtiyacını içinde barındıran ve müthiş bir ranta konu olacağı su götürmeyen böyle bir projenin İstanbulluya getirişi ne olacak?

Tarihi Yarımada’nın hemen yanında yer alması düşünülen böyle bir projenin uygulanması, Tarihi Yarımada siluetinde onarılmaz yaralar açarken getirdiği yoğun kullanım ile de surların tahribi sürecini hızlandıracaktır. Bu projede de benzerlerinde olduğu gibi noktasal kararlar ile uygulama yapılması planlanırken, çevre yapılaşma koşulları ve çevresinde yaratacağı baskı dikkate alınmamıştır. Proje bir yandan Tarihi Yarımada siluetini olumsuz etkileyecek, diğer yandan tarihi doku içerisinde ve sur tecrit alanında da yapılaşma baskılarına neden olacaktır. Yoğunluk ve deniz içerisinde 500 metreye varan dolgu, siluete duvar etkisi yaratarak hemen yanında yer aldığı kentsel sit alanına ait özgün yapılaşma değerlerinin yok olmasına neden olacaktır.

Getirilen fonksiyon ve yapılaşma değerleri Anayasa ve Kıyı Kanunu’nun öngördüğü kıyıların kamu kullanımında olması esasına tamamen aykırı bir durum ortaya çıkacaktır. Seaport ile kentsel sit alanı için yapılan Tarihi Yarımada İmar Planları bir bütünlük sağlayacak şekilde ele alınmazken, bu noktasal plan kararı ile Tarihi Yarımada’nın üzerindeki baskı artacak ve korunması da güçleşecektir.

İstanbul’un böylesine büyük bir kruvaziyer limana ihtiyacı olduğu uzmanların kabulü olmasına karşın yer seçimi, getirilen fonksiyonlar ve dolgu alanının büyüklüğü nedenleriyle Seaport projesine onay vermek, İstanbul’a yapılacak yeni bir ihanetten başka bir anlama gelmeyecektir. İstanbul’un taşıdığı turizm potansiyelini ve bu potansiyeli göz önüne alarak yapılan projeleri inkâr etmenin yanlışlığı kadar, İstanbul’a onarılmaz zararlar verecek olan bir projeyi kabul etmek de yanlış olacaktır.

Diğer taraftan, her türlü ihtiyacını kendi içinde karşılaması planlanan projenin İstanbul’a getireceği katkı ise proje alanının kendi sınırları içerisinde saklı kalacaktır. Kullanıcısına tüm alışveriş ve konaklama imkanlarını sunan proje, bir taraftan İstanbul’a ve İstanbulluya da kaçınılmaz olarak hizmet verirken tüm faaliyetlerini kendi içinde tanımlamakta ve İstanbul esnafının kruvaziyer turizmden alacağı payı minimize etmektedir. Bu nedenle, proje karşısında ilk tepkiyi vermesi gerekenlerden biri de İstanbul Ticaret Odası olmalıdır. Gelen turistlerin faydalanacağı her türlü ticari faaliyeti barındıran böyle bir tesis Oda üyeleri için önemli bir kaynağın tek elde toplanması anlamına gelecektir ki, bu da turizm gelirlerinden Oda üyelerinin yararlanamaması anlamına gelmektedir.

AYRICALIKLI İMAR HAKKI

Görünen o ki, basınımız projeyi çok beğenmiş ve övgüler düzüyor. Fakat övgülerin arkasından bizim sorduğumuz soruların cevaplarına yer verilmediği ve projenin uygulanması halinde Marmara Deni-zi’nde yer alacak olan büyük kütlenin hesaba katılmadığı görülüyor. Diğer yandan, proje sahibi firma, ticari kaygıları ve yaptığı yatırımın büyüklüğü nedeniyle 49 yıllığına kiraladığı alanda kârını maksimize etmek için her türlü ayrıcalıklı imar hakkını ve iznini kullanmak istiyor.

İstanbul’un portlarında yeni bir tartışma daha başladı ve bakalım bu tartışma bizlere İstanbul’da port yapmak konusunda daha neler gösterecek. Altının çizilmesi gereken şu: Kıyı Kanunu’nda yer alan Kruvaziyer Liman tanımı değiştirilmeden ve Anayasamızın kabulü olan kıyıların kamu kullanımında olması esası tekrar vurgulanmadan, ülkemiz kıyılarının karşılaştığı tehditler devam edecektir.

One Comment

  1. Benim hiç anlayamadığım bir şey var. Her yönden denizlere bu kadar yakın olmamıza rağmen denize bir o kadar yabancı insanlarız. Çok az kişide bir deniz aracı var, çok az kişi denizin, rüzgarın, balığın tadını biliyor ve çıkartıyor. Onlar için de inanılmaz bürokratik engeller, ruhsatlar vs. var. Devlet Türkiyede vatandaşına “denizden uzak dur” diyor. Diğer taraftan da devasal ve vurgun tesisleri kurup insanları iyice denizden uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Bunların yerine ucuz, küçük, abartısız tesisli çevre dostu barınaklar oluşturulsa ve insanların az masrafla denize açılmaları sağlansa toplum açısından çok daha karlı (eğitim/sağlık/sosyal yaşantı….) olmaz mı?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir