MİMDAP
İstanbul Çevre Düzeni Planı kent ve bölge planlamasına ilişkin mevzuatın yarattığı belirsizlik ve karmaşa ortamına yeni hukuki ve yöntemsel sorunlar ekleyerek geldi. İlgili kamuoyunda gerek hazırlanış süreci, gerekse teknik olarak yoğun tartışılmalara neden olan plana TMMOB’ye bağlı sekiz Oda tarafından iptal davası açıldı. Dava iki ana nedene dayanıyor. Birincisi yasal bir kurumsal yapılanması olmayan ve müelliflik koşulları taşımayan bir büronun planı yapmış olması, ikincisi ise planın vizyonu ve bu vizyon çerçevesindeki kararları.

Büyükşehir Belediyesi tarafından planın hazırlanışına büyük kaynak ayrılan, akademisyen ve profesyonellerden oluşan 300 civarında uzmanı bir araya getiren, ancak hukuken var olmayan İMP modelinden ne amaçlanmıştır? Neden başarılamamıştır? Başarılabilmesi –yani İstanbul’un bir plana kavuşturulabilmesi- için bu modelin işleme şansı var mıydı? Bu şans nasıl heba edildi ve ne yapılabilirdi?

HATALAR ZİNCİRİ

Burada yasal sorunlar bir biçimde aşılsa bile esas önemli olan planın kamuoyunda meşruiyet bulmasıydı. Çünkü plan Belediyenin ilgili biriminde ve yalnızca belediyenin plancıları tarafından hazırlanmış olsaydı hukuken meşru olurdu ama kamuoyunda yine meşruiyet bulamazdı. İMP modelinde hazırlanan bu plan ise hem hukuken hem de kamuoyunda meşruiyet bulamadı. Neden, eksik olan ne? Katılım…

Eksik olan katılımın örgütlenmemesi. Katılımın gerçekten istenmemiş olması, “mış” gibi yapılması yahut iyi niyetle söylersek becerilememiş olmasıdır.

Büyükşehir Belediye Başkanı bu modeli oluşturma nedenini “plan yapma işini bürokrasiden kurtarmak, siyasetle bilimi buluşturmak ve katılımı sağlamak” olarak açıklamıştı. Ancak sürece ve sonuca bakınca “bürokrasiden kurtarmak” hukuk dışına çıkmak olarak, “siyasetle bilimi buluşturmak” bilim adamını siyasetin güdümüne çekebileceğini sanmak, “katılım” ise ilgili kurumların davet edilip bilgi verilmesi ve görüş istenmesi ama sonra yine kendi bildiğinin yapılması suretiyle “mış” gibi yapmak olarak okunabilir.

Diğer taraftan plana iptal davası açan Odalar her ne kadar “Planlama süreci boyunca İMP, oluşumu, yapısı, görev ve yetkileri açısından gerçeğe uygun olmayan bir biçimde tanıtılarak yanıltılmış olduklarını” söylemelerine karşın, İMP’nin BİMTAŞ A.Ş.’nin bünyesinde oluşturulan bir yapı olduğu, ihale edilen işin de, İstanbul İl Çevre Düzeni Planı’nı kapsamadığı biliniyordu. Odalar çağrılmış, İMP’nin yapılanması hakkında bilgi verilmiş tanıtım kitapçıkları dağıtılmıştı.

Bu kitapçıkta İMP yapılanma şemasının başında İBB Başkanı Dr. Kadir Topbaş, ikinci olarak Proje Yürütücüsü Prof. Dr. Hüseyin Kaptan, onun bir yardımcısı ve Bimtaş İdari personeli görülmekte, ayrıca sektörel araştırma ve koordinasyon grupları tanıtılmaktaydı. Kitapçıkta plan çalışmalarına katılması istenen kurumlar sayılmakla birlikte, bu yapılanma içinde planın hazırlanma ve karar sürecine katılımı tarifleyen kurul, komisyon vb hiçbir organizasyona yer verilmemişti. Bu durumun o zaman sorgulanmamış ve müdahale edilmemiş olması bir zaman kaybı değil mi? Odalar sorumluluklarının süreç içinde bilimsel ya da siyasi bakışlarına uygun görüş vermekle ve sürecin sonunda da bu görüşlere uymayan kararlar oluştuğunda sadece planı iptal ettirmekle sınırlı olduğunu mu düşünüyorlar?

Bu tanıtım kitapçığında katılımı beklenen kurumlar arasında üniversiteler sayılmıyordu. Çünkü planın araştırma, analiz ve sentez çalışmaları için Üniversitelerin bazı değerli hocalarından hizmet alınmış olması katılım olarak görülmekteydi. Ancak Üniversiteler de bu durumu sorgulamamış, planın araştırma ve sentez çalışmalarını yürütmüş olan bu değerli hocalarımızın plan karalarının alınmasında sorumluluk almayı tercih etmemiş olmalarının nedenleri de açıklanmamıştır.

KATILIMIN ÖNEMİ

Plana katılım neden önemli ve gerekli?

Birincisi, İstanbul’un hızlı kentleşme sürecinin getirdiği sorunlar sermaye birikimini hedefleyen ülke kalkınma modelinin sonucu olduğuna göre Büyükşehir Belediyesinin tek başına bir plan yaparak İstanbul’un sorunlarını çözmesi mümkün değil. Üstelik bunu hukukiliği ve meşruiyeti tartışmalı bir planlama modeli ile çözmesi hiç mümkün değil.

İkincisi, İstanbul, gelişme alanı hiç kalmamış, insan yerleşmelerinin ekolojik alanları tehdit ettiği bir büyük metropol. Alınacak ve uygulanacak her plan kararı yalnızca mekanları değil, bu kentte yaşayan insanların yaşamını değiştiriyor. Dolayısıyla toplumu sürece katmadan yapılan planlarla ve “Dönüşüm Yasaları” ile bu dönüşümü yapmaya hiçbir idarenin, (yasal bile olsa) hiçbir kurumun ve hiçbir siyasetin gücü yetmez.

Planı hazırlayanlar özet olarak “Küresel düzeydeki metropoller arası yarışta yer alan ve uluslar arası pazarda daha rekabetçi olan” bir İstanbul vizyonu tanımlarken, plana dava açan Odalar, bu vizyonu esas alan planın “kenti yerli ve yabancı sermayenin yatırım alanına dönüştüreceğini” oysa temel hedefin öncelikte “İnsanca yaşanabilecek bir kent yaratmak” olduğunu söylüyor.

İstanbul’un “rekabetçi bir küresel kent olması” yönündeki vizyon tanımına İMP veya İBB plancıları tek başına karar verebilirler mi? Ya da İstanbul’un küresel sistemin dışında kalmasına ve yatırım alanı olmamasına tek başına Odalar karar verebilir mi?

Bu plan İstanbul’un “rekabetçi küresel bir kent olması” halinde, bütün dünyada yaşanan ve İstanbul’da gözlenen toplumsal ayrışmayı nasıl önleyebilecek ve toplumsal adaleti nasıl sağlayacaktır? Ya da Odalar “insanca yaşanacak bir kentin yaratılması” için nasıl bir planlama kurumsallaşması, nasıl bir katılım ve nasıl bir rol öneriyorlar?

“Bugün planlama yalnızca bir mekan düzenlemesi değil, aynı zamanda bir süreç tasarımı, diğer bir deyişle karardan uygulamaya kadar giden süreci tasarlamak. Sürecin, ondan etkilenenlerle birlikte tasarlanması gerekiyor.”* “İstanbul için alınan kararlarda, sloganlarla değil, her projenin getirisinin, götürüsünün çok ince olarak düşünüldüğü bir mekanizmayı kurarak düşünmek gerekli. Çünkü bir şehri yönetmenin esası sadece genel geçer söylemlere değil, tanımlanan süreçler, kurumlar ve kurallara dayanıyor.”*

Gelecekte görmek istediğimiz İstanbul’’un nasıl bir İstanbul olacağına karar vermek ve o hedefe ulaşmak için; merkezi ve yerel idarelerin, meslek odalarının, üniversitelerin, ilgili sivil inisiyatiflerin kısaca en geniş toplumsal katılımın örgütlendiği, en geniş toplumsal mutabakatın sağlanmasını amaçlayan ve İstanbul’u, Metropoliten Bölge ölçeğinden, kentsel tasarım ölçeğine kadar bir bütün olarak ele alabilecek devamlılığı olan bir planlama kurumuna ihtiyaç var. İMP modelinin böyle bir ihtiyacı karşılayabileceği yolundaki beklentiler ne yazık ki gerçekleşemedi. Başarılamamış olması İstanbul için bir vakit kaybı oldu ve toplumda “acaba bu bir oyun mu, bir tercih mi” kuşkuları uyandırdı.

ÇIKMAZ SOKAKTAN DÖNMEK İÇİN

“Böyle bir modelin geliştirilmesi için mimdap ve ARCHIDEC olarak önerimiz;
• Planlama kuruluşunun bir yasal statüsü ve kısmi özerkliği olmalıdır. Bunun için kentle ilgili politik kararları verecek geniş katılımlı bir meclisi olmalıdır. Bu meclis planla ilgili genel politik kararları almalı, şeffaflığı, bilgilendirmeyi ve en önemlisi katılımı sağlamalıdır. Siyaset, üniversiteler, meslek odaları, sivil toplum örgütleri… bu kapsamda politikaları belirleyecek politik yapıda yerlerini almalıdır.
• Siyasi partiler, imar politikaları oluşturmalı ve bunları toplumla yapılan bir sözleşme olarak yayınlamalı, seçimlerde oy verenler neye oy verdiklerini bilmelidirler.
• Bu meclis denetiminde çalışacak bir teknik bürosu olmalı, mecliste tartışılarak alınan politik kararlar bu büro vasıtasıyla uygulamaya konulmalıdır.
• Uygulama mesleki ayrıcalıklar yaratacak döner sermaye ya da kurum şirketi şeklinde olmamalıdır; yapanın, denetleyenin, işi verenin mutlak surette ayrıştığı ve birbirini denetleyebildiği bir ortamda gerçekleşmeli, meslekler mutlaka ön plana çıkartılmalıdır.
• Tüm planlama yetkileri (planlamanın da genel mantığına uyacak şekilde) bu kurumun elinde toplanmalı, farklı kurumların birbiriyle çelişen kararlar üretebildiği, kenti ve çevreyi olumsuz etkileyen planlama ve uygulamalar artık bitmelidir.”

Kent ve bölge planlamasına ilişkin mevzuat böyle bir planlama anlayışından çok uzak. “Ancak mevcut yasalar içinde de olsa kısa vadede İBB Başkanı tarafından, İBB bünyesinde böyle bir kurumsallaşma yönünde gerçek bir irade gösterilebilir ve Başkanlık onayı ile böyle bir meclis oluşturulabilir. Devam eden süreçte de meslek odaları, üniversiteler ve ilgili sivil kuruluşların da desteği alınarak Büyükşehir Belediyeleri yasasında değişiklik yapılması için Merkezi hükümete teklif götürebilir diye düşünüyoruz”

(*) ARCHIDEK – 2005/4 “Küreselleşme Kıskacında Yeni Kentsel Oluşumlar”

One Comment

  1. ben 20 yıllık evlı bı bayanım kayınvalıdemlerle oturuyorum bır oglum var ölmeden ev sahıbı olmak ıstıyorum uygun fıyatta konutlar yapılmasını ıstıyorum ben yasarken tapum olsun ıstıyorum öldükten sonra tapuyu napim ben enınde sonunda bı yapum olcak ama bu mezar tapusu degıl evımın tapusu olsun ıstıyorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir