AKİF BURAK ATLAR / Birgün
2000 ‘li Yılların İstanbul’unda mutlu biryaşam sürebilmek için öncelikle duyarsız olmak gerekiyor sanırım. Alınan kararları eleştirmemek, tepki göstermemek, şaşırmamak, olan biten herşe-yi kanıksamak, kabullenmek, ruh sağlığımız için belki de en iyisi.

Bizi yönetenlerin, kenti bir yap-boz tahtası zannederek karar üstüne karar aldığı bir dönemde yaşıyoruz. Sorunları gidermek adına ortaya atılan projeler, kente vizyon kazandıracağı öne sürülen yatırımlar, tüm kentsel değerleri, hem sosyo-kültürel hem de ekonomik anlamda alt-üst ediyor. Küreselleşmenin beraberinde getirdiği yeni dinamiklerin sonucu olarak artık şehirlerimiz metalaşmış, birer piyasa nesnesi haline gelmiş durumda.

Sermaye egemenliğinin Türkiye’deki başkenti sıfatını yıllar önce benimseyen ya da benimsemek durumunda kalan İstanbul’da en azından kent merkezinin toplumsal açıdan heterojen olarak kalabilmesi sevindirici bir gerçek. Ancak yerel yönetimlerin, son yıllarda pek bir severek uygulamaya çalıştığı kentsel dönüşüm ve kentsel yenileme projeleri, bu heterojen yapıyı bozma yönünde tehditler de içeriyor. İstanbul’da zaten var olan toplumsal kutuplaşmayı mekânsal düzlemde de hissedilir/görülür hale getirebilecek etkilere sahip söz konusu projelerin sermaye ve rant odaklı olması, herkes gibi bu kentin bir parçası olan yoksul kesimi ne yazık ki dışlıyor.

Kent merkezindeki çöküntü bölgelerinde ve gecekondu alanlarında uygulanan dönüşüm ve yenileme projeleri, o kentsel alanlarda yaşayan dar gelirlinin faydalanacağı sihirli bir formülmüş gibi kamuoyuna tanıtılmakta. Fakat alınan kararlar, sosyal ve ekonomik açıdan derinlik içermiyor. Dolayısıyla ortaya mekânsal kutuplaşmayı oluşturabilecek yeni sorunlar çıkıyor. Süreç içinde yükselen rant ve artan spekülatif baskı karşısında, mülkiyet el değiştiriyor ve yoksul kentliye yıllardır yaşadığı mekânı terk etmek dışında bir seçenek kalmıyor. Paris isyanının temelinde de benzer bir mekânsal ayrışmanın bulunduğunu düşünürsek, gidişatın yanlış ve tehlikeli olduğunu endişeyle söyleyebiliriz.

Galataport, Dubai Tovvers, Haydarpaşa Limanı ve üçüncü köprü girişimleri gibi “Kentsel Dönüşüm ve Yenileme” projeleri de birer rant projeleridir. Kazananın her zamanki gibi sermaye sahibi aktörler ve karar vericiler, kaybedenin ise yine biz kentliler olduğu proje süreçleri yerini bir an önce kenti ve kentliyi kayıran yönetim anlayışına bırakmalı. Ya da hep birlikte bizi bekleyen karanlık gelecek için hazırlık kurslarına yazılalım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir