MİMDAP
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, kendisine “doğrudan bağlı” olarak çalıştığı belirtilen “İstanbul Metropoliten Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezi”ndeki (İMP) akademisyenlerce hazırlandığı ifade edilen “1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planını” 1 Mayıs günü bir basın toplantısı ile kamuoyuna sundu. Plan hakkında kısa bir bilgilendirme yapan Topbaş, “ilk defa bilim ve siyaset dünyasının İMP’de bir araya geldiğini ve İstanbul’un da ilk kez metropoliten ölçekte bir plana kavuştuğunu” belirterek “planın web sitesinden yayınlanacağını, sivil toplum örgütleri ile üniversitelerin ve İstanbulluların görüşlerinin alınmasının ardından İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nin onayına sunulacağını” söyledi.

Çevre ve Orman Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi arasında imzalanan protokol gereğince İstanbul il sınırlarını kapsayan ve İstanbul’un geleceğini belirlemesi beklenen bu Plan, önümüzdeki günlerde ilgili kamuoyunca gerek hazırlanış süreci gerekse teknik ve içerik olarak şüphesiz çok tartışılacaktır. Biz bugün merak ettiğimiz bazı soruları da içeren kısa bir ön değerlendirme ile konuyu açıyoruz. Ancak sanıyoruz ki Belediye başkanına sorulacak ilk soru; çok kısıtlı bir basın mensubunun, birkaç bürokratın ve planı hazırlayanlardan küçük bir grubun katılabildiği ve az sayıdaki basın mensubunun soru bile soramadığı basın toplantısının, çalışanlar için çok yoğun bir gündemi olan 1 Mayıs- saat 12.00 de yapılması bir tercih miydi?

Basın toplantısında Başkanlık danışmanı ve bu plan çalışmalarının yürütücüsü olan Prof.Dr.Hüseyin Kaptan açıklamalarına başlarken, planı hazırlayan “İstanbul Metropoliten Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezinin (İMP) doğrudan İstanbul Belediye Başkanına bağlı olarak, İstanbul’un Çevre Düzeni Planını ve ona bağlı olarak 1/25000 ve 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planlarını yapmak ve Büyükşehir Belediye Meclisine sunmakla görevlendirilmiş bir örgüt” olduğunu söyledi. Ancak öğreniyoruz ki yasal olarak böyle bir örgüt ya da tüzel kişilik aslında yok. Başkanlık onayı gereğince bu planı yapmakla yükümlü olan İBB Şehir Planlama Müdürlüğü bu planın ve 1/ 25000 ölçekli Planın analitik çalışma ve sentezlerinin yapılması işini BİMTAŞ’a ihale etmiş. BİMTAŞ bünyesinde, plana ilişkin tespitler, araştırma ve sentez çalışmalarının yürütülmesi ve Müdürlükçe hazırlanması gereken Plana danışmanlık yapmak üzere akademisyenler ve uzmanlardan oluşan bir planlama kadrosu oluşturulmuş. Ancak bu planda “siyasetle bilimin buluşmasını” isteyen Başkan, Planın BİMTAŞ Bünyesinde İMP adı verilen ve yürütücülüğünü Prof.Dr.Hüseyin Kaptan’nın yaptığı akademiysen ve uzman grubunca, “doğrudan” kendisine bağlı olarak hazırlanması, ilgili Müdürlüğün sadece lojistik destek vermesi direktifini vermiş.

Şimdi merak edilen hususlar; İMP’nin yasal bir çerçevesi olmadığına göre, bir grup akademisyen ve uzman, müellifi oldukları bu Planı Meclise sunabilirler mi? Planın onayından sonra gelecek itirazlar ve açılacak davalarda planı savunabilecek ve hesabını verebilecek konumdalar mı? Yasal olarak Planı meclise iletmek, gerektiğinde savunmak ve hesabını vermek durumunda olan Müdürlüğün plancıları müellifi olmadıkları bu planı meclise sunabilirler mi? Belediyenin uzman plancılarının planlama süreci içinde görüş ve önerileri dikkate alındı mı?

Diğer taraftan, İl Özel İdaresi yasası gereğince İBB Meclisinden sonra İl Genel Meclisinin ve Çevre ve Orman Bakanlığının onayına sunulacak olan Planın, çeşitli kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak hazırlandığı, ilgili Bakanlıkların, meclis üyelerinin, STK’ların ve özellikle Sanayi ve Ticaret Odalarının bilgi ve görüşlerine sunulduğu ifade edilmekte ve “böylece katılımlı ve şeffaf” bir plan hazırlandığı iddia edilmektedir. Katılımcı ve şeffaf planlamadan bunu mu anlamamız lazım? Gerçi İMP yürütücüleri tarafından planlama mekanlarının ziyaretlere açık tutulması, çalışmalarının zaman zaman sergilenmesi, mimarlık ve planlama ortamına zenginlik katan yarışmalar düzenlemesi gibi olumlu çabalar da gösterilmiştir. Ancak kabul etmek gerekir ki ne kadar iyi niyetli ve özverili olsalar da yasal bir çerçevesi, kurumsal bir yapılanması, bir yönetim ve işletme planı olmayan “doğrudan İBB Başkanına bağlı” bir planlama grubundan gerçek bir katılımı örgütlemeleri ve kurumsallaştırmaları beklenemez.

Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası, ve bazı sivil kuruluşlar da İMP’nin Yürütücüsü tarafından plan çalışmalarına katılmaları için davet edildiler. Kendilerine “kapılarımız, bilgisayarlarımızın ekranları açık, gelin katılın” dendi. Ancak bu katılımın örgütlenmesi başarılamadı. Mimarlar ve Şehir Plancıları Odalarının katılmamalarının nedenleri olabilir elbette. Ama acaba katılmayarak sanılanın aksine ortamın meşrulaşmasına katkı sağlamış olabilirler mi? Bu planın onaylanmasından sonra dava açarak iptalinin hiçbir faydası yok. Çünkü Odalar, il ölçeğindeki bu planın böyle kaypak bir zeminde hazırlandığını gerek süreci gerekse kararları yönünden kolayca iptal edilebileceğini başından beri biliyorlardı. Ama bu tutum zaten planın onaylanması ile, iptal edilmesi arasındaki müdahale sürecini hedefleyen, gerçekten bir plan istemeyen siyasetçinin de işini kolaylaştırmıyor mu? Mimarlar Odası bu konuyu yalnızca seçim malzemesi yapmak yerine İstanbul Çevre Düzeni Planının gerçekten katılımcı, şeffaf ve yasal bir zeminde hazırlanmasının çok daha etkin bir mücadelesini verebilirdi.

İstanbul gibi işlevsel planlama sınırları il sınırlarını aşan, çok büyük kentleşme sorunları bulunan, doğal ve kültürel değerleri tehdit altında olan bir metropolün; üst ölçekli mekansal strateji planından, kentsel tasarım ölçeğine kadar bir bütün olarak ele alındığı, gerçekten şeffaf ve katılımlı bir planlama örgütüne ihtiyacı olduğu kuşkusuz. Ama herhalde böyle bir örgüt, dünyanın gelişmiş hiçbir ülkesinde Belediye Başkanının “ben yaptım oldu” mantığı ile, kurulsun denince kurulan ve yıkılsın deyince yıkılacak şekilde iki dudağının arasında tutulamaz.

Şu anda üst ölçekli planlama sistemi ve kurumsallaşması konusunda yasalarda büyük bir karmaşa var ve her çıkan yeni yasanın karmaşayı daha da artırdığı biliniyor. Ama eğer gerçekten ileride görmek istediğimiz İstanbul’un planlaması için etkin bir planlama sistemi kurmak isteniyorsa, planı etkileyen ve plandan etkilenen kesimlerin (kamu, meslek odaları, sivil örgütler, üniversiteler ve özel sektör aktörleri) ortaklaşa karar almalarını sağlayacak katılımın geliştirilmesinin ve kurumsallaşmasının yasal çerçevesi de oluşturulabilir. Dünyada karar alma mekanizmalarına katılımı keyfiyete bırakmayan, yasal çerçevesi kurularak kurumsallaştırılmasını sağlayan birçok örnek olduğunu biliyoruz.

İBB Başkanı tarafından, kısa vadede mevcut yasalar içinde de olsa bile böyle bir kurumsallaşma yönünde gerçek bir irade gösterilebilir, plan çalışmalarının başlangıcında tarafların rolleri (kamu plancılarının, profesyonellerin, akademisyenlerin ve diğer katılımcı kesimlerin) rolleri belirlenebilir ve rollerin karışmasının getireceği sorunlar bertaraf edilebilirdi. Devam eden süreçte ise meslek odaları, üniversiteler ve ilgili sivil kuruluşların da desteği alınarak Büyükşehir Belediyeleri yasasında değişiklik yapılması için Merkezi hükümete teklif götürebilirdi diye düşünüyoruz.

İBB Başkanı Mimar Kadir Topbaş’ın, basın açılmasında “İstanbul’un ilk kez il ölçeğinde bir arazi kullanım planına kavuştuğunu” söylemesine karşın biz bundan önce İstanbul il sınırlarına Gebze de dahil edilerek Metropol alanda yapılmış iki tane daha arazi kullanım planı olduğunu biliyoruz.

İstanbul ilk kez 1980 de metropoliten ölçekte bir Nazım Plana (bir arazi kullanım planına) kavuştu. İmar ve İskan Bakanlığı Büyük İstanbul Nazım Plan Bürosunca hazırlanan ve Bakanlıkça onaylanan 1/50000 ölçekli “İstanbul Metropoliten Alan Nazım Planının” İstanbul’un “en yakın ilgi ve etki çevresi olarak kabul edilen Marmara bölgesine ait araştırmalarda çıkan bulgular ve önerilen politikalarla, metropoliten planlama yaklaşımları arasında eşgüdüm sağlandığı” ifadelen raporunda, Planın amacı; “Metropoliten İstanbul’un ülke ve dünyaca bilinen öz değerlerini yitirmeden uluslararası düzeydeki öneminin ülke yararına artırılması, bu arada ülke kalkınmasına uyumlu olarak, metropolün büyüme ve gelişmesinde gerekli fonksiyon ve hizmetlerin yaratılmasıdır” olarak tariflenmişti.


1980 planı sayısallaştırılmış

1980 –1990 yılları arasında yaşanan yoğun kentleşme baskısı ile İstanbul’un gelişiminin bu planın koşullarını çok aşmış olması ve ayrıca bu planın1995 yılı projeksiyonlu hazırlanmış olması nedeni ile Nazım Planın yeniden yapılması gündeme geldi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Gebze dahil olmak üzere İstanbul metropoliten alanında 1991 yılında başlanan ve 1995 yılında tamamlanan, 2010 yılını hedef alan 1/50.000 ölçekli İstanbul Metropoliten Alan Alt Bölge Nazım Planı, İBB başkanlığınca kendi yetki sınırları içinde onaylandı ve alt ölçekli imar planları buna göre yapıldı. Ancak bu daha sonra Planın bazı kararlarının iptali için açılan çeşitli davalar sonucunda, Danıştay 6. Dairesince planlama kriterleri bakımından değil, yetki yönünden değerlendirilerek Plan yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılmıştı.


1995 planı sayısallaştırılmış

Bu planları kısaca hatırladıktan sonra, acaba diyoruz, şimdi üçüncü kez yine fiziki bir arazi kullanım planlaması anlayışı ile hazırlanan bu Çevre Düzeni Planı İstanbul’un bugün ihtiyacı olan planlama anlayışı mı? Çünkü planlı ya da plansız gelişmesi ile doğal eşik sınırlarına dayanmış olan İstanbul’un ekolojik alanlara zarar vermeden yerleşilebilir gelişme alanı kalmadı. Bu durumda yeni ve boş alanlarda gelişme şansı olmayan İstanbul’un, öz değerlerini koruyup geliştirmenin yanında, kentsel kalitenin ve yaşam standartlarının yükseltilmesi hedefli olarak (hukuki, eğitimsel, toplumsal, fiziki) dönüşüm sürecinin planlanabilmesi için, İstanbul’a özgü bir mekansal strateji planlama anlayışı geliştirilebilirdi. Dolayısıyla planın niteliğinin de daha başlangıçta katılımlı ortamlarda tartışılmamış olması gerçekten büyük eksiklik diye düşünüyoruz. Çok sayıda akademisyen ve uzmanın bir araya getirildiği İMP’de “siyaset- bilim (?) buluşmasının” ötesine geçilip ilgili tüm aktörlerin katılım mekanizmaları işletilmiş olsaydı İstanbul’un böyle bir şansı olabilirdi.

İMP tarafından hazırlanan ve 1 Mayıs’ta kamuoyuna sunulan Planın ilgili kamuoyunda tartışılmak üzere İBB web sayfasında ilan edileceği açıklanmıştı. Ancak, planın nihai şeklini almadığı, sektörel araştırma ve sentez çalışmalarını yürüten hocalarla plan karalarında henüz görüş birliği sağlanamadığı ve mutabakat sağlamak yönünde planda değişiklikler yapıldığı öğrenildi. Bu nedenle web sitesinde henüz ilan edilemediği, 1 Mayısta siteye konan özet açıklamanın da kaldırıldığı gözlendi.

2006 planı

İMP tarafından üzerinde en azından kendi mutabakatlarının sağlandığı Plan önerisi açıklandığında daha kapsamlı bir değerlendirme yapılabilir. Ancak I Mayısta sunulan Plan önerisinde ilk dikkati çeken su havzalarının korunmasının hedeflendiği, batıdaki tarım topraklarında sanayi, lojistik, teknopark, üniversite ve yeni yerleşim alanlarının önerildiği, üçüncü bir köprünün bulunmadığı ancak İkitelli’nin kuzeyinde üçüncü köprüye zemin hazırlayan bir yol önerildiği görülüyor. Başbakan ve İBB Başkanı tarafından “ulusal bir proje” olduğu ve Ankara’da projelerinin hazırlandığı ifade edilen 3. köprünün bu plana monte edileceğine kesin gözüyle bakılıyor. Bu nedenle “bilimle buluşan siyaset” bu planda 3. köprünün yapılmaması yönünde hükümet kararları ile çelişen ifadeler kullanılmasını istemiyor.

Pazartesi (8.Mayıs 2006) günü İBB Başkanı Sn Kadir Topbaş tarafından İBB Meclisine sunulan Planın Meclis üyelerince tartışıldığı süre içinde kamuoyuyla da paylaşılacağı öğrenildi. İBB Meclisine sunulduktan sonraki dar bir süreçte kamuoyunun Planı tartışmasının bir anlamı olacak mı? İlgili kamuoyunun İBB Meclisinde görüşlerini etkili bir şekilde tartışma şansı var mı?

Aşağı yukarı bir yıldır süren bu İstanbul Çevre Düzeni Planı hazırlanma sürecinin sonunda; acaba bu plan ölü mü doğdu, acaba İstanbul yine mi plansızlığa terk edilecek, acaba bu bir oyun mu ya da bir tercih mi, acaba plan gerçekten istenmiyor mu kuşkularını taşıyoruz. Ancak bu yorumu yine de gelecek için umutlu bitirmek istiyoruz. Bu süreçte İstanbul için kapsamlı ve geliştirilebilir bir veri seti elde edilmiş olması bir kazançtır. Ve daha önemlisi, olumlu ve olumsuz yanları ile, karar verme süreçlerine katılımda, toplumsal haklarımızı yetkilerimizi ve sorumluluklarımızı öğrenme sürecine bir katkıdır diye düşünüyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir