KORHAN GÜMÜŞ / Birgün
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş 2 Ocak tarihli Radikal’de İstanbul’un ulaşımını çözmek için 15 milyar dolara ihtiyaç olduğunu, merkezi otoriteden destek beklediklerini söylüyordu.

İstanbul’un ulaşım, deprem, çevre kalitesi gibi sorunlarını çözmek için büyük kaynaklara ihtiyaç olduğunu belirtiyordu.

Oysa sorun yalnızca kaynak transferi sorunu değil. Çok ciddi bir yönetim sorunu var. Topbaş’ın söylediklerine şöyle bir bakmak bile bunu ispatlıyor.

Başka ülkelerde olduğu gibi belediyelerin trafikten emniyete kadar her konudan sorumlu olması gerektiğini söylüyor. İstanbul’da yönetimin bazı sorumluluklar almasının gereğine işaret ediyor. Ancak yetki devri yalnızca Ankara’dan talep ederek olmaz. Belediyelerin de yerel politik süreçleri güçlendirmesi, halkın her kesimine açılması zorunlu. Yoksa yetkiyi yalnızca kendisi için ya da belediye ile ilgili iş çevresi adına istemiş olur, böyle bir talebi merkezi otorite ciddiye almaz. Belediye halkı arkasına almazsa, merkezi kurumlar ellerindeki yetkiyi niye devretsinler?

Belediye şirketlerinin özelleştirileceğini söylüyor. Belediye şu anda da hizmetlerin büyük bir bölümünü şirketlere yaptırıyor. Ancak yönetim işlevi özelleştirilemez. Kamu işlevlerinin nasıl olacağına, kentin önceliklerine şirketler, yatırımcılar karar veremez. Oysa şu anda belediyenin planlama işlerini, kentsel dönüşüm projelerini özel sektör hazırlıyor. Böylesine daralan bir kapalı katılım modeli kentin enerjisini harekete geçirmeye, kent politikalarının üretilmesine yetmez.

İSTİKLAL CADDESİ VE SÜTLÜCE

İstiklal Caddesi konusunda sıkıntılı olduğunu söylüyor. Müteahhidi suçluyor. Oysa burada gene bir yönetim sorunu var. İşin bir projesi bile yok. İşin başında belediye yetkililerine sorduğumuzda “Ne projesi, 18 profesör karar verdi, siz daha iyi mi bileceksiniz?” cevabını aldık. Siyasetle bilimin işbirliğinden söz ediliyorsa, kamu adına yapılan kentsel tasarım işlerinin kapalı süreçler içinde değil, profesyonelliğe açık süreçler içinde gerçekleşmesi gerekir. Sütlüce Mezbahası’nın kangrene dönüştüğünü söylüyor. Oysa koruma kurulu kararına rağmen tarihi mezbahayı yıktıran da gene belediye. Avrupa’nın en büyük kültür merkezi’ olduğu söylenen yeni binalara şu ana kadar yüz milyon dolar harcandı. Aynı tarihlerde Kültür Bakanlığı ile İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Maslak’ta başka bir kültür merkezi yapmaya girişti ve bu projeye de yaklaşık 50 milyon dolar gömüldü. Bu iki yatırım başladığında iki kuruluşun birbiriyle ilişki kurma sorunu yoktu. Böylece, her biri Avrupa’nın şüphesiz en kötü kültür merkezleri olan iki tane yarım kalmış inşaat (daha doğrusu enkaz) sahibi olduk. Hesabını soran yok. Sorunu yaratanlar şu anda İstanbul’a Osmanlı Mahalleleri tasarlayan planlama bürosunun başında.

Dünyanın ilk metrosunun İstanbul’da 1870’de açıldığını ama arkasının gelmediğini söylüyor. Tünel limanı, denizdeki ağı İstiklal Caddesi’ne bağlamak için yapılmış çok başarılı bir çözümmüş. O tarihlerde istanbul’un topografık yapısına en uygun metropoliten ulaşım sistemi kurulmuş. Dünyanın en iyi vapurları İstanbul’da çalışıyormuş. Metro deyince nedense hep Paris, Londra, Moskova gibi kentlerde görülen kartezyen ağ biçimindeki yeraltı sistemi anlaşılıyor. Oysa İstanbul’un topogra-fîk özelliklerine göre metropoliten ulaşım ağı biçimlenmeli. Kentin ulaşım sistemi önce bu metro fantezisinden kurtarılarak metropoliten bir yönetime kavuşturulmalı. Marjinal hale gelen deniz ulaşımı, raylı sistemler geliştirilmeli.

Marmaray’ın Anadolu yakasında ulaşım ihtiyacının en yüksek olduğu E-5 hattını kullanması gerekmez mi? Bu yakada neden hem belediye, hem de Ulaştırma Bakanlığı birbirine rakip iki ulaşım hattı öngörüyor? Neden ulaşım omurgası banliyö ve tren hattına, sahile kaydırılıyor? Oysa eski hat iyileştirilerek geliştirilebilir ve bağlantı ileriden sağlanabilir. Hem buradaki topografyayı köklü bir biçimde değiştirecek ve sahile doğru muazzam bir trafik yükü getirecek, hem de 3. köprü için ihtiyacı pekiştirecek olan bu tercihe başta belediyenin planlama bürosu olmak üzere neden kimse ses çıkarmıyor?

İstanbul metrosunun Taksim-Yenikapı hattı tam bir yılan hikayesine döndü. Bugüne kadar 200 milyon dolar yatırılan tünelin “mantar yetiştirmek için” kullanılacağı söyleniyor. Belediye, sorumluluğu kendi üzerinden atmak için koruma kurulunun projeyi onaylamadığını söylüyor. Dediklerine göre, müteahhit koruma kurulu kararı çıkmadan işi bitirmiş. Böyle bir gerekçeye kim inanır? Vatandaşın kırık camlarını ve kiremitlerini değiştirmesi için bile proje isteyen koruma kurulunun proje üzerinde karar vermesi gerekmez mi?

Son olarak, katılım konusundaki anlayışını şöyle ifade ediyor: Planlama merkezini kurduk, oraya geldiniz ve söylediniz de neyi dikkate almadık? Bu sözler şaka gibi. Bu kuruluşun enerji yaratmak yerine kendi içine kapandığı, kapsayıcı değil dışlayıcı olduğu görülüyor. Kamu yöneticilerinin görevi uzmanlara, STK’lara eşit mesafede durmak, profesyonelleri nesnel programlar içinde harekete geçirmektir. Katılımcı olmayan, kente dair bir deneyim üretemeyen, yaratıcı kişileri dışlayan bir planlama modelinin kentin enerjisini harekete geçirme imkânı olur mu? Kamu yönetimlerinin farklı tarafları etkileşime sokacak bir rol oynaması, profesyonel enerjiyi, yaratıcı fikirleri, yeni finansman kaynaklarını harekete geçirmesi gerekli.

MEKÂN DEĞİL ZİHNİYET DÖNÜŞÜMÜ

İstanbul’da çok kuruluşlu program ve projeler nasıl yönetilecek? Neler teşvik edilecek, neler edilmeyecek? Projeler nasıl desteklenecek? Kamunun bıraktığı boşluk karşısında özel sermayenin kültür alanına yatırım yapması, kamu politikalarının yokluğunu telafi etmeye çalışması da değişimin nasıl olacağı konusunda bazı işaretler vermekte. Ancak bugün kentin ve bu kamusal alanların dönüşümü mekânların dönüşümünden çok bu zihniyetin dönüşümünü ilgilendiriyor. İstanbul’da bir öğrenme ve deneyim üretme süreci yaşamamız gerekiyor, kötü yönetimlerin ortaya koyduğu hasarları telafi edecek yeni atılımlara ihtiyaç var. İstanbul’un sorunlarının çözümü için kaynak meselesi elbette ki önemli, ama önce belediyeye reform gerek.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir