HAYDAR KARABEY
Bence, kimilerinin yakıştırmaya çalıştığı gibi “Mimarlığa Yol Açın” oluşumu, mimarlık dünyası içinde bir çıkarlar dayanışmasından, var olana tümüyle zıt bir dünya görüşü ve salt meslekçi bir duruştan kaynaklanan bir “muhalefet” hareketi, bir “karşı devrim” filan değil.
Bu oluşum, bilir bilmez kullanılmaktan, yinelenmekten yıpranmış içeriği boşalmış bir sol söylemi ve keçeleşmiş, kemikleşmiş, yaşlanmış bir bürokratik yapıyı gözden geçirme gerekliğine inanan, mimarlığın çağdaş gündeminde ortaya çıkan ve ağırlığını arttıran güncel sorunlar karşısında bazı yeni açılımların da yapılabilmesini öneren saydam, demokratik, katılımcı, genç bir hareket. Bir tür birikimden, iç çelişkiden doğan alternatif bir duruş. Karşı Devrim filan da değil, doğal, kültürel bir Evrimin ürünü yani. Biraz okumuş yazmış herkesin bildiği gibi, düşünce ve kültür tarihi, bu tür olaylarla doludur.
Hatırlanacağı gibi, Mimarlar Odası yönetimi için bu tür görev talepleri, içtenlikli yenilenme istekleri ile de ilk kez karşılaşmıyoruz, benzer girişimler defalarca yaşandı.
Ancak ne yazık ki kendini yinelemekten öteye gidemeyen mevcut yapılar, zaman zaman temiz olmayan yöntemleri de kullanarak bu girişimleri yıldırdılar (Tüm yakın dönem yöneticilerini kastetmiyorum ama; Dalan’ın adamları, İMP işbirlikçileri, rantçılar, çıkarcılar, hukuk dışılar, bilmemne partililer… gibi safsataları da unutmak mümkün değil doğrusu…). Bu da gene politik arenaların yabancı olmadığı bir tavırdır.
İnanmak isterim ki, kimi zaman öne sürüldüğü gibi, Oda merkezinde inançları çerçevesinde direnen kurulu yapıların bu direnişleri, çıkarlarının zedelenmesi endişesinden kaynaklanmıyor.
Gene de ara sıra fena halde hırçınlaşabilen bu direniş durumunun, yalnızca yenilenme isteğinin arkasındaki paradigmaları, düşünce temelini doğru okuyamamaktan kaynaklandığına inanmak isterim.
Burada ayrıntılara girmek istemiyorum ama, ulusların, siyasetin ve solun tarihi üzerinden yapılabilecek kısa bir araştırma bile bu konularda yaşanmış seviyeli-seviyesiz bir çok tartışmayı gözler önüne serecektir. Bu tartışmalardan akıllıca sonuçlar çıkarabilmek için ise, sloganların kısır döngüsüne düşmeksizin, bilimselliğin, düşünce tarihinin açılımlarını izlemek doğru olacaktır. Neyse, kendi tartışma alanımıza dönelim.
Bugün, serinkanlı bir sosyoloji-ekonomi-politika okuması çağımızda, insan, toplum, çevre ve kent yararına çözümler üretebilme mücadelesinin biricik aktörünün mimarlar olmadığını gösterecektir. Yalnızca mimarlığı merkeze koyup tüm diğer dinamikleri görmezden gelen bu safça tezi aşarak, insan ve toplum yararına mücadelenin platformunu tüm kentsel aktörleri kapsayacak biçimde genişletmek, çağdaş katılımcı demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur.
Çağına karşı sorumluk bilincinde olduğu tartışmasız bir meslek topluluğunu, uygarlığın tüm küresel, çevresel, toplumsal felaketlerinden sorumlu göstermek, onların düşünce perspektiflerine engel koymak, onları biricik sorumlusu olmadıkları bir dünyanın tüm suçlarıyla ezmek demektir ve bu tavır, olsa olsa bir içi yıkıma neden olabilir. Gençler karşısında, böylesine karanlık, tehditlerle dolu bir gelecek tablosu çizme sorumsuzluğuna yeltenmek ise tek kelimeyle günahtır.
Kültür temelli bir meslek camiasının bu tartışmalardan bir an önce kendine serinkanlı sonuçlar çıkarıp tartışma düzeyini yükseltmesi beklenir. Uygarlık, çevre, kent, toplum, kültür ve insan karşısında ağır sorumluluklar üstlenmiş olan mimarlara, bizlere yakışmayan hezeyanlar bunlar…
Ben tüm seviyesiz, ötekileştirici ve karikatüral karalamaları duymazdan geliyorum. Mevcut yönetim kadrolarının endişelerini, heyecanlı direnişlerini, yalnızca henüz uyum sağlayamadıklarını düşündüğüm bir çağ karşısında özgüvensizliklerine ve esas olarak bu çağın sorunlarını kendi içinden çözebilecek olan gençlere güvensizliklerine bağlıyorum.
Ancak, hepimiz -umarım- aynı gemideyiz ve demokratik bir seçim sonrasında, yeni dönemde Mimarlar Odasını kim yönetirse yönetsin, gelişmeleri, duruşları bundan böyle çok daha yakından izleyeceğiz.
Şimdi yönetime talip olan “Mimarlık için Mimarlar” ekibinin, genç, pırıl pırıl insanlardan oluştuğu gerçeğini kimse yadsıyamaz. Gençliklerine karşın, meslek egolarını bastırabilecek kadar da yetişkin ve seviyeli kimlikler, yeni dönemin yeni sorunlarını onlardan daha iyi kim çözebilir?
Gündemleri, açılımları, programları şeffaf, net, uygar, barışık, çağdaş, bağımsız ve sorumlu…
Kanımca evrim, karşısında durulamaz bir süreçtir, er veya geç sözleri dinlenecek, etkin olmak istedikleri konumlara, almak istedikleri görevlere ulaşacaklardır.
Ben onlara güveniyorum…


