EBRU FİRİDİN ÖZGÜR / Birgün
Kapitalizmin ve sömürgeciliğin mantığı nedir? Böl-parçala-yönet. Şimdilerde tüketim toplumunun daha da tüketimci hale gelmesi hatta toplumun kendi kendini tüketmesi, imha etmesi için yeni korkular, kaygılar ve tüketim alanları icat ediliyor.

Nedir tüketmeyi teşvik eden? Prestij. Tüketilen nesnenin göstergeleri ile seçkinci bir azınlık içine dahil olup, toplumun geri kalanına farkını gösterme, çoğunluktan ayrılma isteği. Tabii farkınız, banka hesabınızın tutarı ile doğrudan ilgili. 1980’lerin ortalarından itibaren izlenen politikalar, Türkiye’de bir yeni zengin sınıfın, ille de Batı özlemi ve öykünmesi içinde yaratılması yönündeydi. Bu Batılı yaşam kodlarına öykünen yeni zengin sınıf, tüketimciliği dışında bir şey ile Batılı olamadı hiçbir zaman. Ve her zaman sahte aydınlar da bu tüketimci sınıfın yeni eğilimlerini belirlemede başı çekti. Diğer yandan reel ücretlerdeki kutuplaşma, toplumu birbirine zıt yaşam koşullarına iterek, yalnızca hesapları değil, değerleri, beklentileri ve hedefleri de kutuplara sürükledi.

Şimdilerde, herkesin diline pelesenk olan “ayrışma” bu süreçlerin bir sonucu olarak, alanını genişletti, iliklerimize işledi. Artık tüketimcilik o boyutta ki, konutlar ve mahalleler de bundan nasibini alıyor. Amerikan banliyö yaşamı, iyi bir iş, güzel bir eş, güzel bir çocuk, bir de bahçede köpekle paketlenen yaşamlar, üretilen korkularla yaldızlanıp, bir tarzmış gibi pazarla-nıyor. Şimdilerde ‘elit’lerimizin eğilimi bu yönde ya da kent merkezinde, benzerlerinden başkasının girmesini istemedikleri mahallelerde emlak spekülasyonu ile meşguller.

Duvarların ardında, şehri ve hemşehrilerini görmekten köşe bucak kaçarak yaşayan bir azınlık var. Bir de merkezi işgal edip, ‘buraya gelmeyin, burası kurtarılmış bölgemiz’ diyenler. Bu çılgın azınlığı tetik-leyen nedenler de medya tarafından yeniden ve yeniden abartılıyor. Kapkaççı dehşetine saatler ve sayfalar ayrılıyor. Korku üretiliyor: öteki korkusu. Toplum kendi içinde hücrelere bölünüyor ki, bu parçalanmışlık ve tüketim hipnozuyla çok daha kolay yönetilsin. Tüketimcilik, insanları birbirine tümüyle yabancı kılıyor. Hem de bu görün-mez(!) eller tarafından iyi bir şeymiş gibi anlatılıyor: Güvenliğiniz önemlidir. Güvenlik de satılabilir yani tüketilebilir bir şey artık.

Akılları dumura uğratan toplumsal parçalanmanın iki yönü var Türkiye’de: bir yaşam tarzı satın almak ve ötekinden ayrılmak. İkincisi, değer kazanmaması imkânsız olan bir emlakla geleceğe yatırım yapmak. Böylece, toplum adacıklar içinde hapsolmuş, tıkılmış, birbirine yabancı ve dayanışmadan uzak bir hal alıyor.

Tükettikçe bölünüyoruz. Bölündükçe tükeniyoruz. Birbirine yabancı ve hasım bir kalabalığa dönüşüyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir