Süleyman Boz, Mimar
Türkiye’de bugün konut üretilmiyor demek mümkün değil. Aksine, hiç olmadığı kadar çok inşa ediliyor. Kent çeperleri, tarım alanları, yamaçlar ve ovalar binlerce konutla doluyor. Ancak nicelikteki bu artışa rağmen, mimarlık alanında aynı ölçüde bir nitelik yükselişinden söz edemiyoruz. Soru basit ama rahatsız edici: Bu kadar çok yapı yapılırken neden mimari eser çıkmıyor?
Bu sorunun yanıtı, mimarlığın ne ürettiğinde değil; neyi terk ettiğinde gizli.

Akaretler (1875): Toplu Konutun Mimarlıkla Kurulduğu Yer
1875 yılında, mimarı Sarkis Balyan olan Beşiktaş’taki Akaretler Sıraevleri, Türkiye’de toplu konutun yalnızca mümkün değil, aynı zamanda mimarlık olarak üretilebileceğinin açık kanıtıdır.
Akaretler:
Coğrafyaya uyum sağlar,
Sokak ve kamusal mekân üretir,
Ölçeği insan üzerinden kurar,
Tekrar eder ama kopyalamaz.
Burada konut, yalnızca barınma birimi değildir; yaşamın mekânsal organizasyonudur. Cephe, süs olarak değil; planın doğal sonucu olarak oluşur. Aynı tipoloji içinde farklı hayatlara imkân tanınır. Bu yönüyle Akaretler, bugün yapılan birçok toplu konuttan daha akılcı, daha fonksiyonel ve daha yereldir.
Ve bu yüzden Akaretler hâlâ konuşulur.
Çünkü o bir eserdir.

TOKİ Konutları: Barınma Odaklı Bir İnşaat Politikası
TOKİ konutları barınma odaklıdır. Bunu bir suçlama olarak değil, bilinçli bir siyasi tercih olarak görmek gerekir. TOKİ’nin hedefi mimarlık üretmek değil; kısa sürede, düşük maliyetle, çok sayıda konut üretmektir.
Bu yaklaşım:
Sayıyı öne çıkarır,
Tekrarı zorunlu kılar,
Coğrafyayı ikincil unsur hâline getirir.
Sonuçta ortaya çıkan yapı, barınma ihtiyacını karşılayabilir; ancak mekânsal bir ilişki, kent belleği ya da aidiyet üretmez. Bu nedenle TOKİ yapıları birer inşaat ürünüdür, mimari eser değildir.
Burada sıkça söylediğim cümle hatırlanmalıdır:
“Mimarlar barınak yapmaz.”
Bu cümle, mimarlığın toplumsal sorumluluğunu reddetmek değildir. Tam tersine, mimarlığın etik, toplumsal sorumluluk sınırını tanımlar.

Barınak:
Yağmurdan korur,
Soğuktan saklar,
Hayatta tutar.
Mimarlık ise:
Yaşam kurar,
İlişki üretir,
Mekâna anlam kazandırır.
Barınak yeterlidir.
Mimarlık yeterliyle yetinmez.
Mimarlık, barınma sorununu yok sayamaz; ama barınma sorununu çözmek adına mimarlığından vazgeçtiği anda eser üretme kapasitesini kaybeder.
Toplu Konut Politikası ve Mimarlığın Dışlanması
Türkiye’de toplu konut politikaları, mimarlığı sürecin merkezinden sistemli biçimde çıkarmıştır. Mimar, soru soran bir aktör olmaktan çok, verilen kararları uygulayan teknik elemana indirgenmiştir.
Oysa mimar:
Yer sorar,
Ölçek sorar,
İnsan sorar,
Zaman sorar.
Bu sorular süreci yavaşlatır.
Bu nedenle sistem, sorusuz mimarlığı tercih eder.
Sonuçta hız kazanılır; ama anlam kaybolur.
Oysa bizim tenimiz hem toplu konut üretilebilir hem de onların mimari eser olması sağlanabilir. 1875 te Akaretler ile bu sağlandı ise, 2025 yılında neden sağlanması?
Mimarlık Eğitimi Konusu: Eserden Uzaklaşan Bir Formasyon
Sorunun bir ayağı da mimarlık eğitimindedir. Bugün mimarlık eğitimi, öğrenciyi:
Risk almamaya,
Hata yapmamaya,
Onay mekanizmalarına uyum sağlamaya
şartlandırmaktadır.
Eser ise risk ister,
itiraz ister.
Eser zaman ister.
Eğitim, öğrenciyi esere değil; sorunsuz üretime hazırlar. Mezun olan mimar, sistemi sorgulamak yerine ona uyum sağlamayı öğrenmiştir. Bu yüzden yapı üretilir; ama eser çıkmaz.
Binlerce Yapı, Sıfıra Yakın Eser
Bugün mimarlık ortamında bir bolluk değil, yoksulluk vardır. Yapı bolluğu, mimari yoksulluğu gizlemektedir. Akaretler gibi örneklerin hâlâ referans olarak anılmasının nedeni budur: Çünkü bugünün üretimi, geçmişin aklını aşamamıştır.
Sorun geçmişin yüceltilmesi değil; bugünün cesaretsizliğidir.
Sonuç Olarak
Mimarlık:
Barınak üretimi değildir,
Dekor üretimi değildir.
Mimarlık;
yerle, insanla, ihtiyaçla, zamanla, malzeme ve zamanın tekniği ile kurulan etik bir ilişkidir.
Bu ilişki kurulmadığında: inşaat olur,
Konut olur,
Şantiye olur,
Metrekare olur,
ama eser olmaz.
Bugün mimarlığın krizi üretim eksikliği değil;
anlamdan vazgeçmiş olmasıdır.



3 Yorum
Gamze Terkoğlu
Bu ülke tam bir TOKİ rezaleti yaşıyor. Yapılan fabrikasyon apartmanların mimarları kimlerdir, o işler o mimarlara nasıl veriliyor, bu kadar yoğun konut yapımı bir mimari kritiğe niye açılmıyor, kullanımı tipolojisi iklimsel farklar gibi kriterler niye düşünülmüyor, tam bir sorun yumağı. Bakanlık denen siyasi odağın beğenisine kalmış ilkellikle karşı karşıyayız.
Hasan Kıvırcık
Sevgili Süleyman hocam, öncelikle mimarları ilglendiriyor gibi dursa da aslında geniş kamuoyunu ilgilendirmesi gereken bir görüşü bizlerle paylaşmışsınız. Belki de sormamız gerekiyor: Akaretler gibi, bizim topraklarımızdaki ilk sayılacak toplu konut yapıları niye halen bugün bile yaşıyor ve değerini koruyor? Acaba, o günün mimari displini içinde, kurgusu, kütle büyüklüğü, yolla ilişkisi, ekonomik fakat kalıcı değerler taşıması, şehrin makroformu içinde estetik bir yer kaplaması, “ev” konseptine hem geleneksel hem kendi döneminin çağdaşını yakalamaya çalışması… diye sebepleri sayabilir miyiz? Bunların hangisi şimdi dağa, taşa, ovaya, tarlaya dikilen birbirine benzer, ölçeksiz TOKİ evleri yapılırken düşünülüyor? Kamu kaynakları bu kadar da bilinçsiz savrulmaz herhalde diye düşünüyor insan ama hayır, savruluyor. Üzerinde durmalıyız, TOKİ konutlarının “mimari bir ürün” olup olmadığını da artık meslek örgütleri lütfen zahmet olmazsa ele alsın. Bu konularda hem üyelerini mesela eğitiyorsa epitsin ve düzene sokmaya çalışsın hem de kamuoyunu bilgilendirsin. Teşekkürler Süleyman hocam.
Kenan Öztürk
Harika bir yazı.