ALPHAN MANAS / Forbes
Sürdürülebilir kalkınma Avrupa birliği uyum çalışmalarının hızlanması ile sözlüğümüze son yıllarda iyice yerleşmeye başladı. Politika, sivil toplum, iş dünyası ve akademik çevrelerden üst düzey yetkililer çeşitli mesajlarla Türkiye’de sürdürülebilir kalkınma adına yapılması gereken çalışmaların önemini vurgulamaya çalışıyorlar. Bu tip konuşmaları dinlediğimde kavramın ‘büyüme’ ile karıştırıldığını düşünsem de kamuoyunun dikkatine sunulması açısından çok olumlu karşılıyorum. Avrupa Birliği Türkiye’yi birliğe katmak veya alımı mümkün olduğunca geciktirmek için büyük uğraşlar verse de bu yolda mecburen içine girdiğimiz uyum çalışmalarının çok yararlı olduğunu düşünüyorum.

Sürdürülebilir kalkınma aslında bu dünyada yaşayan her canlı için önem taşıyan bir kavram.

En basit tanımı ise “Hayat kalitemizin iyileştirilmesi”. Daha kapsamlı bakıldığı zaman tanımı genişletmek ve geliştirmek mümkün. “Gelecek kuşakların hayatlarını tehlikeye atmadan devamlılığını sağlamak için bugünden önlem almak” veya” insan yaşamının gereksinimleri ve doğal kaynakların sürdürülebilirliği arasında bir denk kurarak, ekonomik, çevresel ve toplumsal boyutlarıyla bugünden gelece uyumlu bir programlama yapılmasını amaçlayan bütünsel bir yaklaşım.”

Peki neler yapar sürdürebilir kalkınma? İşsizliğe, gelir ve eğitim eşitsizliğine, enerji sorununa çözümler üretir, doğanın ve habitatın korunması için önleyici çalışmalar yaparken iyileştirilebilmesi için de önlemler alır. Anti-terör çalışmaları yapar ekonominin daha sağlıklı ortamlara taşınmasına imkan sunar. Şirketlerin sağlıklı ekonomilerde daha kalıcı ve sürdürülebilir yapılar elde etmesini sağlar. küreselleşen ekonomide doğru çalışmalar yapan ülkeler için refahı yaratır.Yabancı yatırımcının bir ülkeye sürekli ve kalıcı ilgi duymasına neden olur.başarılı ve donanımlı sağlık sistemleri sunar, bugünler için sağlıklı ortamlar ve sistemler kurarken bu ortamların geleceğini de garanti altına alır.

Sürdürülebilir kalkınma, aslında dünyanın içinde bulunduğu bir değişim süreci. Bu alanda bireylerden hükümetlere kadar herkese görev düşüyor. Yinede en önemli uygulayıcısı iş dünyası. Zira, sürdürülebilir kalkınma kurumsal davranış ve kimliğimizi de etkilediği gibi ulusal ve uluslar arası platformdaki şirket pozisyon, imaj ve değerlerini de etkiler.Bu nedenle sürdürülebilir kalkınma yaklaşımının geniş kitlelere ulaşarak,daha etkili ve başarılı olmasını sağlayan temel platformda iş dünyası olmuştur.

Yeniliklere her zaman daha açık olan ve çağın gelişmelerine daha hızlı uyum sağlayabilen iş dünyası, ulusal ve uluslar arası düzeydeki örgütlü çalışmalarıyla çevresel değerler, küresel ısınma, kurumsal sorumluluk, etik değerler, kurumsal yönetim gibi birçok yeni başlıkla sürdürülebilir kalkınma yaklaşımının öncülüğünü yapıyor. Ancak tabii ki bu bir hayır kurumu kimliği ile yapılamaz. Şirketler varlıklarını sürdürmek için insan ve doğa kaynaklarını korumak kadar karlı kalmak zorunda aynı zamanda.

Sürdürülebilir kalkınma ile ilgili iş dünyasından proje örneklerine bir göz atalım:
• Scottish Power ve Lafarge Cement ortaklığıyla kurulan ScotAsh, çimento fabrikalarında açığa çıkan küllerin termik santrallerde çevreye saygılı bir biçimde yıkılmasını sağlayan veya yeni ürünler ortaya çıkaran teknolojiler geliştiriliyor.
• Sony’nin geliştirdiği bilgisayarlara konulan bir infrared switch ile bilgisayarlar karşılarında kimsenin oturmaması durumunda otomatik olarak ‘uyku’ moduna geçiyor.
• Mercedes –Benz’in ar-ge’si tarafından geliştirilen fax, hemp, kenaf ve sisa gibi ‘yenilenebilir’ hammaddeler üretimde kullanılıyor.
• BP BTC (Bakü-Tiflis-Ceyhan) boru hattı bölgesindeki yaşamı destekliyor.
• ABB Tanzanya’daki fakir ve uzak köylerde elektrik üretimi için rüzgar enerjisini kullanıyor.

Türk iş dünyası,bu konuda aktif olma hedefiyle,benimde kurucu üyesi olduğum “İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma derneği”ni kurdu ve(http://www.tbcsd.org).Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyinin (http://www.vbcsd.org) Türkiye’deki uzantısı olarak küresel platformla Türk İş Dünyasını bağlayan ilk sivil toplum örgütü oldu.

Bu konseye ABD’de 3M,Caterpillar, Chevron Corporation, The Coco-Cola Company, Dell, Ford Motor Company, General Electric, General Motors, HP,IBM,Johnson&Johson, The New York Times Co., Oracle, PepsiCo, PricewaterhouseCoopers, Time Warner gibi firmalar üye iken; Avrupa’dan da ABB,ABN Amro, Adidas, Allianz, Basf, BP, Deutsche Bank, Henkel, L’Oreal, Nokıa, Michelin, Novartis, Renault, Vodafone ve Volkswagen gibi devler üye. Türkiye’de sürdürülebilir kalkınma kavramının hayata geçirilmesi için lokal çalışmaların uluslar arası platforma taşınması ve yerli kurumların hak ettikleri değerlere kavuşması için daha çok çalışmaya ihtiyaç var. Bunun içinde toplum, çevre ve ülke ekonomisine değer yaratacak projelerin gerçekleştirilmesi gerekiyor. Türkiye’de firmalar artık sponsorluk, sosyal sorumluluk gibi projelerinin yanına ‘Sürdürülebilir Kalkınma projeleri’ni de eklemeli.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir