KORHAN GÜMÜŞ / Radikal2
Sulukule projesini yapanlar yalnızca Sulukule’yi yok etmekle kalmayacak, İstanbul’u medeni dünyadan koparıp paylaştığımızı düşündüğümüz demokratik değerlere de zarar verecekler. Bu kabustan kurtulmak için, geri dönülemez bir noktaya gelmeden bu proje gözden geçirilmeli.

Sulukule’de olan bitenler ile bu proje hakkında yöneticilerin söylediklerini duyunca “bir olayın birbirine bu kadar zıt iki görünümü olabilir mi” diye insan kendisine sormadan edemiyor. Bakınız şu çarpıcı örneğe: BM Genel Kurulu İnsan Hakları Konseyi’nin 18 Mayıs 2007 tarihli oturumu için özel raportörün bir uzmanla birlikte hazırladığı metinde Sulukule’de yapılacak kentsel dönüşüm projesinde insanların görüşlerinin alınmadığı, bölgedeki insanların yeni yapılacak konutları alma gücünün bulunmadığından söz ediliyor (www.cohre.org). Buna karşılık BM’ye gecikerek gönderilen resmi yanıtta “Halkın aktif katılımının sağlandığı, projenin bütün aşamalarında hak sahipleriyle düzenli müzakerelerin gerçekleştirildiği, danışma toplantıları ile geliştirildiği” söyleniyor. “Bu konutlar önce hak sahiplerine önerilecektir. Kiracılar da İstanbul’da inşa edilecek konutlardan edinme hakkına sahiptir. Konutların bedeli düşük tutulmuştur ve ödeme koşulları uygun olacaktır. Arsa fiyatları yeni evlerin fiyatlarından düşülecektir” deniyor. BM’ye gönderilen bu açıklamadan çıkan sonuç şu: Birincisi halkın katılımı ve bir müzakere süreci gerçekleştiğine göre, proje hakkında bir mutabakat var. Hem mülk sahipleri, hem kiracılar bu projeyi destekliyorlar. Daha doğrusu bu proje onların isteklerine ve ihtiyaçlarına göre hazırlanıyor. İkincisi çok uygun koşullarda ev edinmek mümkün oluyor, kimse açıkta kalmıyor. Demek ki bu projeden dolayı kaygı duyanlar boş yere telaşlanıyor. Burada ne olup bittiğini, belediyenin ve TOKİ’nin ne yapmak istediğini ya bilmiyorlar, ya da anlamak istemiyorlar. Peki burada yaşayan insanların sorunu ne? Neden bu projeyi istemiyorlar?

Onlara kulak verelim

Sulukule’de mülk sahibi olanlara aynı bölgeden yeni bir konut verileceği söyleniyor. Oysa bu yalnızca ödeme koşulları nedeniyle değil, başka nedenlerle de mümkün değil. Çünkü Sulukule’de parseller hisselere bölünmüş durumda. Tıpkı eski kent dokusunda olduğu gibi, aynı mülkiyet üzerinde ihtiyaç değiştikçe, evlilikler, doğumlar, ölümler sonucunda aynı parsel üzerinde değişiklikler oluyor. Burada da aileler birlikte yaşıyorlar. Kendi aralarındaki konuları anlaşarak çözüyorlar. Burada gördüğümüz kentsel biçim, özel mekân/ortak mekân düzeni de bu ilişkilerin kent dokusuna bir yansıması. Bir parsel içinde birden çok aile yaşıyor. Projeye baktığınızda burada yaşayan insanların yaşam koşullarının, mekânın nasıl örgütlendiğinin dikkate alınmadığını görüyoruz. Proje uygulandığı takdirde bu yaşam dokusu çözülecek ve burada yaşayan insanlar bölgeden uzaklaştırılacaklar. Dolayısıyla mekâna değil, doğrudan doğruya burada yaşayan insanların yaşam biçimine müdahale söz konusu. Buradaki yaşam biçimi ile ilişkisi olmayan binalar yapıldığında Sulukuleliler mahallelerini terk etmek zorunda kalacaklar. Belki kendilerine bir bedel ödenecek. Ama asla hayatlarını, işlerini eskisi gibi sürdüremeyecekler.

Vatandaşlık haklarına müdahale

Şu anda henüz onaylanmamış bir proje ve acil kamulaştırma kararıyla, mülk sahipleri evlerini satmaya zorlanıyor. Belediye ile iş gören bazı aracılar el altından mülklerin satışını sağlıyor. Proje yöneticileri bu yeni mülk sahiplerinin isteklerine göre konutları tasarlarken, Belediye de gözdağı vermek için satılan binaları yasalara aykırı olarak yıkıyor. Bu projenin daha şimdiden yıkıcı etkilerini göstermeye başladığı söylenebilir.

Bu projeyi yapan kişiler diyorlar ki, “bu yerleşim dokusu, aynı parselin birçok akraba aile tarafından paylaşılması fakirlikten kaynaklanıyor”. O zaman bu proje zaman içinde insanların daha çok gelir sahibi olmasını ve daha geniş mekânlara kavuşmasını mı sağlayacak? Hayır, yoksul oldukları için biraz para alıp kendilerine başka bir yer aramalarını sağlayacak. Bu projeyi yapanlar diyor ki: “Artık o devir geçti, burası değişecek…” Elbette ki yaşam çevresi sabit bir özellikte olamaz. Zaman içinde değişir. Ama kim onlara insanların yaşam biçimini değiştirme hakkını veriyor? Bu projeyi yapanlar diyor ki, “mülk sahipleri Sulukule’den ev alabilecekler, kiracılar İstanbul’un dışında, uzaktaki sosyal konutlara yerleşecekler”. Gerçekte bu da mümkün değil, bu konutların taksitlerini ödeme güçleri yok (1).

Ayrıca şu anda sürdürmekte oldukları işleri de sürdüremeyecekler, ihtiyaçlarını karşılayamayacaklar, bunu herkes biliyor. Ama bu doğru bile olsa, insanların nerede ve nasıl yaşayacaklarına karar verme hakkını bu projenin sahiplerine kim veriyor? Elbette ki isteyen mahalleyi terk edip başka yere yerleşebilir. Daha önce de Sulukule’yi terk edip İstanbul’un başka mahallelerine yerleşenler oldu. Yaşayacağı yeri, konutları seçmek insanların hakkı. Ayrıca, projeyi onaylayacak Yenileme Kurulu’nun başkanının, inşaat kuruluşunun temsilcisi olması daha baştan oyunun kurallara göre oynanmadığını, hukuk dışı olduğunu gösteriyor. İnsanların nasıl yaşayacaklarına karar verme hakkını bu projenin sahiplerine kim veriyor?

Sulukule: Non-Lieu

BM İnsan Hakları Konseyi’ne iletilen metinde ayrıca, 1999 depremi sonucunda konutlarda önemli bir riskin ortaya çıktığı, projenin buna çözüm getireceği; bölgede kültür mirası yapıların yıprandığı, proje sayesinde bu yapıların restore edileceği söyleniyor. Oysa buradaki yaşamı tehdit eden birinci unsur bizzat buradaki insanların yaşam koşullarını dikkate almayan projeden kaynaklanıyor. Üstelik yapılan projenin bir ‘restorasyon’ veya bu tür durumlarda yapılması gerektiği gibi bir rehabilitasyon çalışmasıyla bir ilgisi yok. İstanbul’da insanların yaşamadığı herhangi bir boş arazide, bir inşaat şirketinin yapabileceği gibi binalar tasarlanmış. Bu projenin bölge ile tek ilişkisi üzerinde ‘Sulukule Projesi’ yazması. Bu proje yapıldığında Sulukule, Marc Augè’nin deyimiyle söylersek, bir ‘Yok-Yer’e (Non-Lieu) dönüşecek. Yani, herhangi bir yerde olabilecek, parasal bir değerden başka bir özelliği olmayan bir konut sitesine. Daha da açık söylersek, bu projeyi yapanlar yalnızca Sulukule’yi yok etmekle kalmayacak, İstanbul’u medeni dünyadan koparıp paylaştığımızı düşündüğümüz demokratik değerlere zarar verecekler. Bu kabustan kurtulmak için, çok geç olmadan, geri dönülemez bir noktaya gelmeden bu projenin gözden geçirilmesini istemeliyiz. Hepimiz, yerel yönetimin yaşama koşullarını iyileştirmek için rol oynamasını istemez miyiz?

(1) Yapılan anketin sonuçlarına göre, dönüşüm alanı içerisinde yaşayan nüfusun dörtte birinin aylık geliri 300 YTL’den az, yarısının 500 YTL’nin altında. Kiracıların yüzde 13’ü 100 YTL’den az, yüzde 60’ı 200 YTL’den az, yüzde 80’i (81.3) 300 YTL’den az kira veriyor. Kiracıların yüzde 55’inin elinde kiracı olduğuna dair bir belge yok. Baskılara, kamulaştırma kararına rağmen ev sahiplerinin yüzde 62’si Sulukule’de yapılması planlanan yeni evlere de yazılmayı düşünmüyor.

4 Comments

  1. sulukule projesi mimarları diyor ki “Sulukule projesi romantik ve insani bir projedir”. bu günlerde hiç gelip görme zahmetinde bulundunuzmu? insanlar içinde yaşarken yağmalanan evler.korku içinde yaşayan insanlar.yağmalanan telefon tellerini ilgililerinin yeniden çalınacak korkusu ile yeniden yapmamaları.yaşlı insanların hastalandıklarında yakınlarına belkide hastahanelere telefon etme hakkının bile alınmış olması.yetkililere şikayet ettiklerinde ne yapalım karşılığında ev aldınız demeleri. oysa zorla evleri ellerinden alınmış bu 70 80 yaşında insanlar 15 sene evlerine karşılık borçlanarak ev sahibi olmak istememişlerdi.
    Romantik ve insani bir proje önce orada yaşayan insanların can güvenliğini sağlamaktır.Onları korumaktır.
    Demişsiniz ki “Roman Kültürü” nün sönmesi için yapılıyor sorarım size o projeden ev alan hangi roman 15 sene borç ödeyebilir 3 ay taksidini ödeyemediğinde evleri ellerinden alındığında kimbilir hangi zengine satılacaktır evi. Burada bütün evleri zenginlerin aldığından belli ki haberiniz yok. ünlü sanatçıların ünlü sporcuların
    sizin romantik proje dediğiniz yerde haklısınız romantik zenginler keyif çatacak yine olan gariban “Roman Kültürü” ne olacak.

  2. Kentsel yenileme ve toplumsal mutabakat konularında hassasiyetin yükseldiği en önemli projelerden biri Sulukule. Bir çok el bu projeye uzanmış durumda. Bir kısmı orada yaşayanlarla dayanışmaya çalışıyor. Barınma haklarını garanti etmeye uğraşıyor. Bir bölüm çalışma “Roman Kültürü” nin sönmeden sürmesi için yapılıyor. Belediye ise surların dibinde fiziksel yapıyı düzeltmek için yenileme projesini savunuyor. Buradan müthiş bir rant çıkar mı? Çıkmaz aslında. “Rantsal dönüşüm” lafı abartıları içeriyor mutlaka. Ama burası bir model. Planlamanın toplumsal bir iş olduğunun gösterilmesi gereken bir model. İşte sorun burada yatıyor. Yaşayanlarla bağ kuramamış veyahut kurduğu bağı stabil hale getirememiş ve son müdahaleler ile uzursuzlukların medya ortamında dile getirildiği süreç en hafif adlandırmayla toplumuyla, yaşayan halkıyla bağı tartışmalı hale gelmiş bir proje. Evet, yanlışlar birer birer ele alınmalı ve düzeltilmeli.

  3. Sulıkule de yaşayanların daha insanca yaşamasını, onların oradaysa orada, sağlıklı bir kentsel yaşama kavuşturulmasını da ön şart olarak konuşsak ya. Yoksa, neyi koruyorsunuz sorusuna benim anladığım, sağlıksız koşulları, yoksulluğu ve düzensizliği diyeceğim, mecburen. Bu insanlar kültürlerini korurken daha iyi şartlarda da yaşasa olmaz mı? Bunu şu anda talep edemiyor olmaları çok malum nedenlere dayalı. Ama entelektüel kesim ve kurumların bu gerçeği, şu andaki ezilmişliklerinden dolayıSulukulelilerin dile getiremiyor olmasına sırtlarını yaslamalarını çok anlayamıyorum.

  4. Sulukule için bugünkü gazetelerde okuduğum kadarıyla milletvekillerine de bir sunum yapıldı. Ortada bir açmaz var. Mahallelinin mevcut yerinde korunması, hak sahibi yapılması gibi genel doğruların yanısıra Sulukule için özel olan durum kültürel bir süreliliğin orada şimdi yaşayanlarla sağlanacak olması. Bu esas önemdeki mesele üzerine fiziki yap, mekan, kat yüksekliği, tarihi yapının korunması gibilerinden (ki orada tarihi yapı filan yok, doku belki korunacak birşey olabilir) işi yokuşa vuran kıstasları aşarak birşeyler yapılmalı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir