Sanatçının, mimarın ödüle ihtiyacı ne kadar?

5 Dakika Okuma Süresi

HAKAN DÖLGEN / Mimdap
Sanat üretimini bireyin kendi gelişimine ve toplumsal dönüşüme katkısı yerine, diğerleriyle yarış haline getiren kapitalist üretim ilişkileri, bu değerler sisteminde ödüllerin diyalektiğini oluşturur.

Topluma dikte edilmiş olan yarış, çarpık materyalist ilişkiler ağında, üretim kalitesini üst noktalara taşıyabilme sistematiğinden yoksundur. Bu yoksunluğun, sanatçının kendi kendisiyle yarışabilmesi, kendi kendisini tekrardan var edebilmesini, aşabilmesini oluşturması gerekir. Sanatçı içi boşaltılmış rekabet düzeninde kendi değerlerini yukarıda tutabilmek için kendisine rakip olabilme içgüdüsünü geliştirebilmelidir.

Mimarın yarışma kavramını, kendisiyle yarışabildiği bir ortama dönüştürebilme çabası ve bunun için harcadığı enerji, üretim ilişkilerini dönüştürme çabasından farksız, toplumsal bir mücadeledir ve çağdaşlaşma yönünde önemli bir adımdır. Bunun hem bireysel hem de toplumsal erek olduğu düşünce düzeyinde, anamalcı–popüler ilişki ağları çözülür ve kendini betimletecek argüman bulamaz.

jüriler, yarışmacıların peşinden koştuğu gerçek mi sanal mı belli olmayan ödülün paylaştırıcısı olarak tanımlanabilir.

jüri önceden ödülün sahibini bulduğunu bilmez. Verdiği sadece ündur, unvandır ve sürecin hatırlanmasına yarayacak işaretlerden başka bir şey değildir. Ne kadar başarılı da olsa yarışmacının kendisine yaptığı değerlendirmenin seviyesine çıkamaz. Çünkü yarışmacı gerçek yarışını geçmişiyle yapar ve onu aştığı sürece yarışmayı da başarıyla tamamlar. Bunu jüri yorumlayamaz değerlendiremez. Çünkü onun ve görünürde yarışmacıların da ait oldukları mekanizma; medyaya, tarihe mesajlar göndermek üzere kurgulanmıştır. Yarışmacı teslimle konuyu bitirmiştir. Ürettiği de kendine verdiği ödüldür ve onu daha önce yaptıklarıyla yarıştırır kendi bilinçaltında. Ortaya koyduğu üründe bunu başardığı oranda ödül derecesi yükselir. Bir sonraki çalışmasında bunu yaratıcılığının destekçisi olarak kullanır. jürinin verdiği ödülün tüm bu sürece eklediği bir şey yoktur. Onun sadece medyatik bir açılımı vardır. Başkası tarafından bilinmeyi sağlar.

Açıkçası yarış kulvarında bulunmak; onaylanmak ve bunun da duyulmasını istemekle de sıkı sıkıya bağlantılıdır. Duyulmak, bilinmek istemek günümüz üretim ilişkilerinin bize dikte ettiği bir durumdur. Emeğe dayalı üretim mekanizmasında üretimin kendisiyle varılmak istenen sonuç aynıdır.

Onaylanmak isteği, insanın kendiyle yarışının bir otoriteye teslimidir. Onaylanacak olan sunulur. Yeni durumun kendisinden öncekinden ileride, benzerlerinden de üstün özellikler taşıması beklenir.

Ödül sanata bir katkı yapmaz. Çünkü üretilen onun verilisinden önce tamamlanmıştır.

Yarıştığımız, geçtiğimiz, geçildiğimiz de kişinin kendisi ise, ödül kime niçin verilir?

Uzakta duran sanal ödül daha kaliteli üretim yapmak için sadece bir motivasyondur. Aslında gerçek ödül ona ulaşılırken insanın kendini aşabilmesidir. Bunu anlayan yarışmacı sonuç ne olursa olsun ödülünü almış olduğunu bilir.

Başkaları tarafından da bilinecek olmanın getirdiği ün duygusu ve motivasyon; bu duyguyu aşabilmiş olmak aslında gerçekten sanatçı olmanın başlangıcıdır

Bu anlamda bize sunulan ödüller aslında sanaldır. Çünkü gerçek ödül insanin iç dünyasında olan biten bir şeydir.

Ödül almak, elenmek, yarışma dışı kalmak, teslim edememek, tüm bunlar üretim sürecinde neyi etkiler? Önemli olan üretimin kendisi ve gelinen son noktadır. Onun üzerine eklemlenecek her şey onun sadece cilasıdır. Gerçekten mimarlık olanın da buna pek ihtiyacı yoktur.

Doğrudan yapılmış bir uygulama da yarışmadır aslında, kendisiyle yarışmayı bilen için. Kendisini aştığının bilincinde mimar kendini daha mutlu hisseder. Daha önce yapılanlardan mimarlığı daha ileriye götürmede katkı yapabilmişse en önemlisi kendi kendisini aşabilmişse, topluma bir katkı sağlayabilmişse ödülünü almıştır.

Tabi ki doğanın kendi ayıklanma sürecinde de sürekli bir yarış vardır. Ama bunlar hiçbir zaman bir jüriye sunulmak üzere ve sonucunda bir ün, unvan, para yakalanmak üzere sanatçıların yaptığı yarışlar kategorisinde değildir.

Katıldığım birçok yarışmanın bazılarından ödül aldım bazılarından elendim. Her birinde de dereceye girebilmek için didindim durdum ama fark ettim ki gerçek yarışım aslında kendimle . Teslim gününde kendimi aşabilmiş isem ve yenilenmiş olduğumun tadına varmış isem aslında o yarışma benim için amacına varmıştır. Bu düşünceye ulaşmış olmak, bunu taşıyor olmak, insanda ödüle endeksli olma histerisini biraz daha kırıyor ve mimarlığa daha mutlu, daha üretken bakmasını sağlıyor.

Sadece üretimin kendisinin var olduğu, insanin kendisiyle yarıştığı bir ortam ve bunun toplumsal gelişimin jeneratörü olduğu durum, herkesin özlemle beklediği yakın gelecek mi?

Buna ulaştığımızda alkışlardan daha kutsal ödüllerimiz olacak kendimize verdiğimiz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir