Radikal’in radikal dönüşümü

6 Dakika Okuma Süresi

KORHAN GÜMÜŞ / Birgün
İstanbul’da kamu eliyle bir ‘gentrification’ (soylulaştırma) yaşanırken, kamuoyunun bilgilendirilmesinde etkin olan bazı kesimlerin bizzat bu işin taraflarından biri haline geldiğini görüyoruz. Üniversitelerde, meslek odalarındaki bir ‘genç’ kesimin ötesinde bu tartışmalar yankı bulmuyor. Hatta deprem, kültür mirasının korunması, güvenlik, köhneme gibi kavramların eşliğinde bu uygulamaların daha da sorgulanamaz hale geldiği görülüyor. Basında ise nadiren bu durumu eleştiren görüş ve haberler çıkıyor. Bu yayın organlarından biri de bu konuda tutarlı bir politika izleyen Radikal gazetesi(ydi). Gazete, bu sorunu defalarca gündeme taşıdı.

Ancak, ne olduysa, bu gazetenin de başına ‘tuğla düştü’. 20 Kasım günü manşetinde Kentsel Dönüşüm Yasası’nı “Çarpık yapılaşmaya dev neşter” başlığı ile tek taraflı ve tartışmasız bir biçimde verdi. Gazeteye göre bu yasa ile “depreme dayanıksız yapılar yıkılacak, firmalara vergi muafiyeti gelecek, projelere illerin vergi gelirlerine göre pay aktarılacak”. Tasarı kabul edilirse, Ankara’da 18 bin konutu kapsayan ‘Kentsel Dönüşüm Projesi’ bütün Türkiye’ye yayılacak. Haberde, sanki bugüne kadar ‘çarpık’ olarak adlandırılan kentleşme biçiminin sorumlusu bu tepeden inmeci planlama yöntemi değilmiş gibi, yasa bir anda tartışmasız çözüm olarak gösteriliyordu.

KENTSEL DÖNÜŞÜM YASASI

Bu haber benim gibi birçok kişide büyük şaşkınlık yarattı. Gazete bir yandan İstanbul’da Romanların haklarının çiğnenmesi konusunda bir dizi haber yaparken ya da ulaşım, restorasyon, kent yenileme konularındaki tutarsızlıkları sergilerken, diğer yandan aynı konularda tek taraflı basın operasyonlarına mecra olabiliyor. Bu akortsuzluğu nasıl yorumlamalı?

Gazetenin bağlı bulunduğu grubun hükümet ve belediye ile çıkar ilişkileri olması, bağımsız gibi gözüken bir yayın kuruluşunun da bir çıkar bağlantısına hizmet edebildiğini gösteriyor. Bu yasanın, Radikal gazetesinin çok önemsediği AB yerel yönetimler uygulamaları, Türkiye’yi şeffaf, katılımcı, adil bir yönetim düzenine taşıyacak olan uluslararası siyasal kriterler ile çelişen bir dolu yönü var. Üstelik kentsel dönüşümle ilgili uygulamaların bu şekilde yapılandırılmasının uzun vadede kent yönetimlerini başarısız kılacak bir sonuç yaratacağı açık.

Bu yasa ile, siyasal süreçleri etkileme kapasitesi olmayan insanların yaşadıkları mahallelerden kovulması artık iyice sorgulanamaz hale gelecek. Sosyal dokunun dönüşümüne ve haksız kazançlara yol açan bu tür uygulamalar güvenlik, sağlıklılaştırma, temizlik, suç ortamlarını yok etme gibi söylemlerle meşrulaştırılacak. Henüz yasal çerçevede bir değişildik olmadan, kamu gücünü elinde toplayan bazı özel kişilerin ve kuruluşların marifetiyle, gerçekte suç teşkil eden uygulamaların hız kazandığı dikkate alınırsa, bu yasa ile vatandaşlar arasında geçerli olması gereken özel hukuk araçları kamu ile kişiler arasında kurularak, insanları, işyeri sahiplerini mülklerini zorla satmaya razı etmek, hatta tehdit etmek sık rastlanan uygulamalar halini alacak. Bu yasa ile, patronaj sistemleri içinde kentsel tasarım projeleri elde etmek artık yasal bir zemine de kavuşuyor.

Örneğin, geçtiğimiz günlerde belediye başkanının danışmanı olduğu söylenen bir kişinin kendi adına bina sahiplerini tehdit ettiği, sularını ve elektriklerini kestirmek için kendi imzasıyla yazılar yazdığı basında yer aldı. İstanbul’un kentleşme sorunları bir kesim insanın temel vatandaşlık haklarının çiğnenmesine yol açarken, bir kesim için de yeni fırsatlar yaratıyor. Bu yasanın gerekçesinde de görüldüğü gibi, geçmişte popülist politikalar ile gevşetilen ve sivil toplum üzerine işlem yapmaya dayanan otoriter kamu fikrinin yeniden üretimi krizler ile mümkün oluyor. Örneğin, 17 Ağustos depreminden sonra, gölgede kalan birçok faaliyet birdenbire öne çıktı ve bazı ilgi gruplarının çıkarlarının temsil edilmesine yeni bir dayanak oluştu.

YASA NELERİ AÇIKTA BIRAKIYOR?

Yasanın açıkta bıraktığı hususlar şöyle özetlenebilir: Katılımın yönetim/yatırımcı eksenli olması, kentlileri yaşadıkları mekânlardan göçe zorlaması, program/proje oluşturma sürecinin karanlıkta kalması, yasalarla/uluslararası sözleşmelerle uyumsuzluk. Bu yasa ile, vatandaş kendi mülkü için önerilen projeye tek alternatif olarak mahkûm olacak. Sivil toplum kuruluşlarının katılmamış olması, üretilebilecek alternatif projelerin önünü daha baştan kesecek. Vatandaşlar mülklerini değerlendirme yoluna gidecek ve önlerine konulan alternatifsiz proje için yaşadıkları binaları satacaklar ve belki bazılarına pay verilecek. Mülkün proje sonrası kazanacağı değer proje sahipleri ve yatırımcılar tarafından kazanılacak. Belediyeler emlakçı gibi tavır alıp yatırımcılara başkasının mülkü üzerinde aracılık yapacak ve kentsel rantların paylaşımı adına mevcut eşitsizlikleri derinleştirecek. İnsanların yaşadıkları semtlerde kalmasını ve bölgelerin sosyo-ekonomik kalkınmasını sağlayacak, yalnızca mekânsal dönüşümü değil sosyal sorunları ve açmazları hesaba katacak projelerin sivil katılım yoluyla üretilmesinin önüne geçilecek.

Bu durum, kentsel dönüşüm ve yenileme programlarının, projelerinin hızla uygulamaya konulacağı büyük kentlerin dönüşümü adına kentsel sorunların giderek artmasından ve kent içinde yer değiştirmesinden başka bir sonuç doğurmayacak. Demokratik katılım ve yerel katılım pratiklerinde gelişme değil, gerileme getirecek.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir