YALÇIN BAYER / Hürriyet
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi, mart ayında yine yoğun çalışacak… En ihtilaflı ve tartışmalı projeler, her zamanki gibi gene ’cuma’ günü çıkacak. Çünkü iki günlük tatil bazı şeyleri unutturabiliyor.

Parsel bazında plan tadilatlarına karşı Büyükşehir’in İSKİ kuruluşu ile İmar-Planlama, Ulaşım, Park Bahçeler gibi müdürlüklerin yaptığı itirazlar/görüşler ’seçilmiş siyasiler’ tarafından doğal olarak reddediliyor.

Eğer, sizin veya Maliye Bakanlığı’nın TOKİ’ye devrettiği arsalar-araziler varsa, parsel bazındaki projeler, plan tadilleri ile bu yerlere alışveriş merkezi, hastane, rezidans, otel-motel ve okul kondurabilirsiniz.

Meclis eliyle arsanıza bire beş değer katılıp ’rant pazarı’nda yer alabilirsiniz.

Son örnek… Halis Toprak’ın Üsküdar Libadiye’deki arsası plan tadilatı sonrası El Maktum’a satıldı… 2005’teki bölge planlarında tümü ’park alanı’ olarak gözüken Kartal’daki yer, ’klasik’ olarak ’otel, rezidans, işyeri, alışveriş merkezi, özel okula dönüştürüldü.

TMSF nedense bu yerleri kendi adına yapmıyor? Belediye eliyle arsasını ’hormonlatıyor’ ve yüksek fiyatla satarak rant pazarına sunuyor.

Bu gibi haksız uygulamaların peşine düşen Büyükşehir Belediye Meclisi’nin CHP’li üyesi Hüseyin Sağ, “Burada kamu yararı değil, şirket yararı öne çıkarılıyor. Ne yazık ki, devlet eliyle şirket kurtarmanın başka bir yolu sahneye konuluyor. Plan tadilleri ile borç ödemesi ilk defa oluyor sanıyorum” diyor. Partisinden bazı üyeler kendisine kızsa bile ben mücadeleyi sürdüreceğim diye ekliyor.

Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Eylem Tuncaelli, 14.7.2006’da Büyükşehir Meclisi’nde kabul edilen ’İstanbul Çevre Düzeni Planı’ için, İstanbul 2. İdare Mahkemesi tarafından ’yetki ve şekil’ yönünden yürütmeyi durdurma kararı verildiğini söylüyor.

Bu konuda ’gercekgundem.com’da Barış Yarkadaş, çarpıcı bilgiler verdiği yazısında, “Bu karar, İstanbul’da yasası olmadığı halde uygulamaya konulan kentsel dönüşüm projelerinin tümümün, mahkeme kararıyla, hukuksuz ve yasadışı olduğunun ilanı anlamına geliyor” diyor. Bununla Galataport Projesi ve Haydarpaşa Garı’nın yıkılarak yerine 7 yıldızlı otel yapılması hayali de böylece suya düşüyor galiba. Gelecekte İstanbul’da yaşayanların bu imar yoğunluğuna karşı ’intizarı’ çok olacaktır.

10 Comments

  1. planlarla yerel yönetime adapte olan siyasetin sık sık el atmasını aklayacak değilim. siyaset bu işi bir çeşit isteği karşılamak için yapıyor şüphesiz. ama planlama söylemini acayip bir biçimde idealize ederek kendindenmenkul bir planlama söylemi sıralayan muhafazakarlar her şeyi doğru söylemiyorlar. abartı o hale geliyor ki gerçek temsili uzaklaşıyor. başka ve sadece laflardan oluşan bir dünya ile karşılaşıyoruz.
    bazen insan psikolojisi için bu yöntem mi daha iyi diye düşünüyorum doğrusu. sorunları çözemedikçe kurmaca bir hayal denizine kendini bırakıpı orada yüzüyorsun. karpuz kabuğu dümediği sürece mutlu oluyorsun. kimbilir toplu rehabilitasyon için bu tür yanılsama denizi tıbben iyidir belki.
    saygılarımla

  2. yukarıda Fehmi beyin bahsettiğ türden projecilik taşrada hala aynı istikamette devam ediyor. Metropollerde durum belirli ölçülerde değişti ve sayın Mutlu’nun söylediği noktaya geldi. metrekare herşey değil, nitelik belirleyici olmaya başladı, iyi tasarım önemli işlerde daha revaçta oluyor. eski iş erbabı ve onun kümelendiği çevreler bu değişimi ülkenin neoliberal değişimi ile karıştırıyor ve ilkel yöntemlerle mimarlığı esnaf gibi yapmayı, belediyeden iş bitirme ‘mimarlığını’ bir karşı koyuş zannediyor. Diyelim ki kentsel dönüşüme karşı ama o parça içinde işler teker teker dosya dosya bu esnaf kesime gelse herbiri onar yirmişer binayı aradan bildikleri gibi yapsalar “kent dönüşmeyecek” zannediyorlar. Bir de üstelik neoliberalizm yenilmiş, siyasi iktidar orada fernlenmiş olacak sanıyorlar. Fehmi bey söylemiş işte 1950 lerden beri yap-sat imarı ile kenti “kentsel dönüşüme” uğratanların mimari projeleri nerde yapıldı? Birbirinin aynısı, o semtte birkaç kişinin adının dolaştığı altın dönem sona mı erdi?

    Sivil toplum olsun meslek odası olsun bu süreci daha dikkatli analiz etsinler diye bir dileğim var açıkçası. Sonlanan bir proje üretim ilişkisinin ve kendini mimarlıkla buluşturamamış belediye-mütahhit mimarlığı ve kurulu düzeni değişmeyecek diye gelişmeler demagojik şekilde manüpile edilemez. Soyut laflarla karşı çıkmanın somutuna gelin biraz ve planmış, rantmış ne nasıl oluyor beraberce kavrayalım. Mimarlık düzenini iğne üstünde yürütüp tedirgin etmekten başka işler var yapılacak. Kamu yararı hamuduyla gidiyor, üretmediğiniz kavramlar ve çarpa çarpa parçalan mantık sinsileniz yüzünden.

    Galileo dünya dönüyor dediğinde büyük sarsılmalar yaşanmıştı ve onu bu gerçeği geri alması, görüşünü değiştirmesi için çok zorlamışlardı.

    Saygılarımla

  3. Artık kenti bir kat daha fazla imar hakkıyla donatmak bence de çok anlamlı değil.
    Ruhsatını aldığı ve yapımına girişilmiş bina sonlanmadan sağından solundan büyütmeye, üstüne birkaç kat daha fazla yapıp sonra ruhsat tadilat projesi hazırlamaya yönelmiş mimar kuşağı çok uzağımızda değil. Hala hayattalar ve bugün belki geçmişin tortularından arınmak için, kentteki değişimden dolayı bu tür “mimarlık hizmeti” fazla talep edilmediğinden kenarda kalmaktan olabilir, bir bölümü oda çevrelerinde bulunup kamu çıkarlarını savunmaya çabalamaktadır. Onların sesi daha gür çıkıyor ve “ranta hayır” diyorlar. İyi,peki, kat büyütmek, bodrum kapıcı dairesini bağımsız bölüm yapmak, çatı arasını kaldırıp sonra kotla falan oynayıp tadilat işleri yapmak esnaf işi kaldı demek ki. Bilmem ne belediyesinden “iş çıkarma” kabiliyetinde olmak, “hızlı ruhsat alma” becerisinde olanlar, bir oda iki sandalye bir çizim masası ve bir tek tekniker-çaycı-temizleyici-iş takipçisi (hepsi bir kişi) çalıştırıp ayda onbeş yirmi ruhsat projesini koltuğunun altına alıp “oda vizesini” kamu yaraı çalışmaya “katkı” olarak sevgili odasına getirenlere kimsenin bir sözü olmadı, olamadı bugüne kadar. Hepsi yurdunu seven, odasına bağlı, meslek ortamını neredeyse sosyal faliyet alanı olarak da gören bu kuşak bir grup meslektaşlarımız duracakları yeri, tarflaşacakları bölgeyi hep çok iyi seçtiklerinden piyasadaki bu “projeci mimarlar” hiç kötü anılmadı. Yukarıda saydığım kusurları bilinse bile aile içi küçük şikayetlerle geçiştirildi, umumu efkara kimse deşifre edilmedi.

    Ama bir de öteki projeci mimarlar var, onlar daha büyük projeler yapıyorlar, bir kısmı odanın varlığını sorguluyor, bir bölümü gereksiz görüyor, bir bölümü de seçim süreçlerinde kalkıp aday oluyor. İşte bunlar sırf bu tavırları yüzünden yıkıcı, rantçı, iktidar yanlısı,…

    Gerçekliklerimiz bir tarafta günlük meslek odası siyaseti bir tarafa.

    Kendi hesabını verememiş, kendi gerçekliğini sorgulamayan yapılar ancak karşıtlar üretir. Rant her kentsel dokunuşta ortaya çıkar. Her yapı yapılırken, değiştirilirken, kullanımları farklılaşırken yeni değerler oluşur. Mimar bu anlamda çok iyi bir rant oluşturucusudur. Ama bunun bir ölçeği, dayandığı temel, etiği vardır. Bunların toplum temelli çözümü bir uzlaşı kültürünün, birey-kamu-girişim mutabakatı ile çözümlenir.

    Önemli olan bu anlamda gelişmeler yaratmak ve kurumsallık oluşturmaktır. Tozları halının altına süpürüp gerçeklikleri ters yüz söylemek değil.

    Saygılarımla.

  4. Gerçekten Aysel hanımı yazdığı bana belediyelerin aslında ne kadar çürük olduklarını depremde gördüğümüz altı yedi katlı apartmanları bir yana bırakıp tek yada en fazla iki katlı bahçe içinde evleri onlar gecekondu diyerek apartmanlaştırmaya çalışmasını düşündürdü. Bu inanılmayacak kadar çarpık bir zihniyet. Bırakın insanlar bahçelerinde çay içerek, çiçek yetiştirerek kimseye yük olmadan zarar vermeden yaşasınlar. Çatısımı arızalı ver biraz ucuz kredi vatandaş üçbeş kuruşa yağmurdan kurtulsun. Ne olur yani apartman dikip boyunuzu mu uzatacaksınız?
    Belediyeler kesinlikle emsalin altında proje yapılmasına izin vermiyorlar -emsal bu ben haçlarımı bu emsal üzerinden alırım-diye karşımıza dikiliyorlar. Mimarlar odası ile müşerref olmadığımız için onlar ne yaparlar daha bilmiyorum emsalin altında harç alırlarmı?.
    Bu işin bir yanı diğer yanı niye yani beş kat yerine altı kat yap farkı cebine at. Nasıl olsa alıcı var. Öyle de alıyorlar böyle de. Adamın birisi benim oturduğum bina çevrenin en yükseği olmalı diye tutturdu. Akıl yok ki onbeşinci katta kargalarla mı komşuluk yapacak?
    Ayrıca o onsekizinci maddeyi belediyeler çoktan gelir kaynağı yaptılar. Halbuki amaç okul, yol, park filan yapmak için kullanmaktı. Birileri belediyelere dur demeli.

  5. BAZI BÖLGELERDE OLSUN İNSANA YARARLI OLAN BİR ŞEYLER DUYMAK İSTİYORUZ AMA BU UZUNCA BİR SÜRE BİTMEYECEK GİBİ…ÇÜNKÜ ZİHNİYETLER AYNI.
    DÜŞÜNÜN Kİ BİR BÖLGEDE KORUMA AMAÇLI NAZIM İMAR PLANI YAPILIYOR VE BU PLAN ÖNCELİKLE KAÇAK OLMASINA RAĞMEN SADECE DAHA YÜKSEK (7-8 Kat gibi) ve SAHİPLERİ SERMAYE SAHİPLERİ OLDUĞU İÇİN “KORUMA AMAÇLI İMAR PLANINDA KORUMA ALTINA ALINARAK YİNE 7-8 KATLI YÜKSEK KATLARLA” KORUNURKEN, YENİLEMESİ DAHA KOLAY OLAN TEK YA DA İKİ KATLI OLAN BİNALAR NASIL OLSA GECEKONDU, GÜNDÜZ KALKABİLİR GİBİ YEŞİL ALANDA BIRAKILABİLİYOR. HALBUKİ ZAHMET EDİP BAKSALAR ZATEN ETRAFININ YETERİNCE YEŞİL OLDUĞUNU GÖRECEKLER. AMA ONLARIN TADİLAT İŞLERİ VAR ZAMANLARI YOK Kİ. YOKSA RANT KAÇAR GİDER, HEM DE NE 7 KAT NE 8, ARTIK 70 KAT 80 KAT DA KESMEZ ONLARI YA…
    AYSEL CAN EKŞİ

  6. Mustafa Beyin anlattıkları büyük ölçüde doğru. Çünkü, arsaya bakıyorsunuz daha büyük, binaya bakıyorsunuz daha çok m2’si var ama değer olarak bakıyorsunuz yanındakinin çok altında. Ancak tersine durum İstanbul’da talebin çok büyük olduğu yerler için doğru. Çünkü buralarda çok ciddi imar sınırlamaları var. Bu sınırlamalar sayesinde arz azalıyor talep ise orantılı olarak patlıyor. Fiyatı yapan da bu yani Mustafa Beyin anlatmak istediği eğer mimarlığın önünü açın sloganı sadece arzı arttırmak için söylenmiş olsaydı bunun doğal sonucu fiyatların düşmesi olurdu. Diğer taraftan da arzın azlığı nedeniyle talep kaliteye değil sadece m2 almaya bakıyor. Bunun da mimarlıkla alakası yok. Zaten tanınmış bürolar da buralardaki işlere pek girmek istemiyorlar. Ayrıca bu bölgelerdeki yapıları yapmak için iddialı mimar, yada star mimar olmaya hiç gerek yok. Çünkü müşteri bana m2 ver diyor.
    Talebin biçim değiştirmesi bu spekülatif ortamın değişmesine bağlıdır. Avrupa’da da imar uygulamalarının çok sıkı denetlenmesinin bir nedeni de, fiyatların istenilen düzeyde kalmasını sağlamak, buralarda doğal olarak da imar planlarından çok standartlarla (bizdekinin tersine) mimari kalite güvence altına alınmaya çalışılmaktadır. (Bizde standartların çoğu hala daha tavsiye niteliğindedir.)
    Mustafa Bey çok haklı. Mimarlık kendi başına bir değer oluşturuyor. Zaten Mimdap’ta olsun, Arkitera’da olsun anlatılmak istenen de bu.
    Geçen gün bir tanıdığıma odacılar “Mim bildirisinde imzası olan Mimar………. ‘nun müşterilerine fazla m2 vaad ettiği için iş aldığını söylemişler” Hemen söz konusu yeri iyi bilen bir emlakci tanıdığımı aradım, adamcağız bana söz konusu mimarın bölgedekiler arasında en az emsal kullanan mimar olduğunu söyledi. Anlaşılan geceyarısı mesajları utanma duygularını da kaybettirmiş. Bunları kaybedeceklerine keşke seçimleri kaybetselerdi.
    Selamlar.

  7. Bizim her yıl öğrencilerimize yaptırdığımız bir uygulama projesi çalışması var. Bu sene bu dersi bir arkadaşımız veriyor. Öğrencilerin hepsinden birer arsanın imar durumunu istedi öğrenci çalışması başlangıcı olarak. Ve söylediği bir sürü ipe sapa gelmez imar durumu ile karşı karşıya kaldığı…”Orman kenarına yüzde otuz vermişler insaf” diye söyleniyordu. “Bu arsada bu yüzde ile ne mimarlık yapılır ne de nitelikli bir çevre oluşur.”
    Bence çok haklı. Geçmişte rahmetli Yılmaz Sanlı’nın bir arsaya verilmiş yüzde kırk inşaat emsalini nasıl yüzde onbeş olarak kullandığını hatırlıyorum. Arsa daha fazlasını kaldırmıyordu ve o da bir mimar olarak bunu görüyordu.
    Bu gün geceyarısı mesajcısı takım bir kampanya açmış durumda. Mimarlar arasında “MİM grubunun fazla imar hakkı istediği için” “Mimarlığın önünü açın” sloganını kullandığını iddia ediyorlardı. Bu utanmazlara göre “mimarlığın önünü açın demek fazla inşaat emsali istemekmiş”. Bu söz sadece onların mimarlıktan ne anladığını gösteriyor başka hiç bir şeyi değil. Halbuki artık çocuklar bile inşaat emsali ile yapı değeri arasında mutlak ve doğrudan bir ilişki olmadığını biliyor. İşte sanayi mahallesi işte Haydar Karabey’in SİT alanı ilan ettirmek istediği Levent. Levent’teki bir yapının parasıyla hemen karşısındaki mahallede bir sokak satın alırsınız.
    (Bu arada bu utanmazlardan bir ricam var. Önümüzdeki sayıda Mimarlara Mektup’ta bir özür yayınlasınlar. Bu saçma ilişkiyi kurarak bizleri cahil yerine koydukları için.)
    Ayrıca bizim saçma sapan imar mevzuatı ile de sorun metrekare kesinlikle değildir. Çünkü arsa seviyesinden kot alıp daha toprak üzerine çıkmadan 13 emsali bulan yapılar var. Ayrıca Büyükdere caddesi ve İstanbul’un her köşesi yıllardır boş duran saçmasapan m2 lerle dolu. Yani m2 her zaman mutluluk getirmiyor.
    Son bir söz çok değer verdiğim bir ekonomist var. Onun bir teorisi var. Şöyle söylüyor: “Aynı arsaya bir daire yaparsanız arsa payınız birdir, on daire yaparsanız aynı değer ufak oynamalarla ona bölünür.” Bunu gerçek değerin talep oluşturduğu her yerde deneyebilirsiniz. Selamlar

  8. Tülin hanım hassasiyetinizi anladım, bir tür istiare yapmış, hem doğru vurguyu yapmış hem de takım tutar gibi gerekçe belirtmeden sonuçlar üzerinden politika yapanlara “yüzde yetmiş” varsayımlı eleştiri getirmişsiniz.

    Aforoz edilme çizgisinde, takım fanatiklerini kızdırma pahasına gerçeklerden söz etmeniz, sapla samanı karıştırmayan bir zihniyetin bu kadar gürültü içinde var olduğunu göstermesi açısından bana çok umut verdi.
    Sağolun.

  9. Plan tadilatı eşittir rant bizim ülkemizde yaşanan birçok olumsuzluktan çıkarılan bir soyutlamadır. Tam olarak doğru değildir esasında ve buna tam doğru demek, bütün meslek için bilimsel çalışmaları, planlama disiplinini, onu şu anda yürütenleri rant yönetiminde, para için çalışan insanlar olarak kabul etmek olur ki bu kısmı doğru değildir.

    Ama plan tadili için çaba harcamanın böyle bir anlamı elbette vardır. Bir ülkenin ekonomisi neyse üst yapısı da bundan nasibini alır.

    Fakat garipsediğim şeyler oluyor bazen. Diyelim bir işlende rant kokusu alıyorsunuz, fakat durumu çok da bilmiyorsunuz, olsa olsa rant için yapılmıştır diyorsunuz. Tercihinizi o yönde kullanıyor ve ona inanıyorsunuz. Boşlukları doldurmuyor sadece sonuca bakıyor, öyle tahmin ettiğini birşey için karar üretiyorsunuz. Ne ülke ki, farzedelim yüzde yetmiş sizi haklı çıkarıyor. “Rant işte, demiştim ya, ilk ben söylemiştim, ben şurada yazmıştımya” diyorsunuz.

    Üstelik yazmayı bir gereksinim ve içinizde birikenleri ifade etmek için değilde, günlük bir iş olarak yapıyorsanız (bu arada ekmek buradan temin ediliyorsa) toplum eğitiminde tekrarlamaki tekrarı tekrarlamak ve inançları tazelemek bir mani teşkil etmiyor.

    Nasıl olsa yüzde yetmiş…

    Saygılarımla

  10. plan tadlatı yaptırmak, bunu talep etmek zaten bir menfaatin sağlanması ya da zarar görmemesi için “yasal durum” dur. devletin organlarının hem karar verici hem de kendilerinin de yatırımcı olduğu durumlarda talebi yapanın ve kararı verenin sonuçta aynı organ olması denetimi ortadan kaldıran bir vaziyet.
    yatırımcı devlet modelinin bittiği herşeyin hür teşebbüse devredildiği söylenmesine rağmen gerçekte durum böyle değil. bu gerçek de öyle çok kolayca farkedilemiyor galiba.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir