“Ortak çalışma zeminini güçlendirme niyetindeyiz”

7 Dakika Okuma Süresi

EYÜP MUHCU
Sayın Karabey,

Mimarlar Odası İstanbul Şube Genel Kurul ve seçiminin olağan üstü koşullarda gerçekleştiği konusunda öncelikle hemfikir olduğumuzu sanıyorum. Sürecin çoklu bileşenleri olduğu da malumumuz. Bu koşullarda gerçekleşen seçim sürecinde, şahsımı ve birlikte çalıştığım arkadaşları üzen gelişmelerin, sizi üzen gelişmelerle kıyaslanamayacak ölçüde olduğuna umarım tanık olmamışınızdır…

Geriye dönüp gelişmelere çok kısa bir şekilde baktığımızda, mesleğimizi derinden etkileyen bazı gelişmeleri anımsayalım;

1) 20 Aralık 2007 tarihinde Milliyet Gazetesinde yayınlanan bir söyleşide AKP’li olduklarını açıkça ilan eden MMG adına “İTO ve TÜRK-İŞ’i aldık. Sıra TMMOB’ye bağlı Odalarda” şeklinde açıklamalar yapıldı.

2) Aynı süreçte, “Sivil Anayasa” adındaki girişimlerle İstanbul’un mimarlık, kültür, kent ve çevre değerlerini savunmadaki hukuki dayanaklarımız ortadan kaldırılmak isteniyor.

3) Çıkarılan bir yasa ile AKP, kendi siyasal görüşü doğrultusunda 4500’ün üzerinde yargı mensubunu belirleme yetkisini yasalaştırdı.

4) Bu gelişmeler, sakıncalı bulduğumuz kimi Kentsel Dönüşüm ve Kentsel Yenileme kararlarının uygulanmaya çalışıldığı ortamlarda yaşanmaktaydı.

Yukarıda 4 maddede sıraladığım gelişmelere başka gelişmeleri eklemek mümkün. İşte bu sorunların yarattığı kaygıları içeren “Karanlığa karşı dayanışma çağrısı”nı kamuoyuna sunduk.

Çağrımız, mimarlık toplumunda ve kamuoyunda yaygın bir destek buldu.

Ne yazık ki; arkitera ve mimdap web sitesinde kimi meslektaşlarımız kendilerini karanlığın ve yağmanın merkezine koyarak yanıt verme arayışına girdiler. Oysa çağrı tartışılamayacak kadar açık ve netti. Yoğun bir karalama ve hakaret kampanyasını “mimarlık eylemi” sanarak, mimarlık ortamının değerlendirme-tartışma niteliğine zarar verdiler. Bu süreçte hiçbir arkadaşım “düzeyin korunması” adına kendileriyle bir polemiğe girmedi.

Seçime 2 hafta kala Radikal Gazetesi’nde başbakanın Otelciler Federasyonu’nun Antalya’daki “Harabelerin üzerine otel yapmamızı ….. yöntemlerle engelliyorlar. Bu engelleri kaldıracağız…” anlamında manşetten haber ve altında “Popüler mimarlar M.O. İstanbul yönetimine aday…” şeklinde devam eden bir haber daha. Başbakanın söylemi ile benzeşen “Mimarlığa Yol Verin” başlıklı bildiri yayınlandı.

Bildirinin bir fikir içerip içermediğini sanırım tartışmak gerekmiyor. Haberdeki açıklamalar ise çok ilginçti. Böyle bir bildiriden ne kastedildiğine mimarlık toplumu yorum getirmede gecikmedi.

Sizin, Ersen Gürsel gibi hem meslek pratiği hem de Oda ile ilişkileri bakımından önemsediğimiz kimi meslektaşlarımızın adının imzalayanlar içersinde yer alması doğrusu beni çok şaşırttı. Dönüp tekrar tekrar yazıyı okudum. Hatta bazı arkadaşların sizlerle görüşmesini önerdim. Bildiride adı geçen Turgut Cansever hocamız dahi bu durumdan rahatsız olduğunu belirten bir bildiri yayınladı. Odanın duayenleri çok sert açıklamalar yapmak zorunda kaldılar.

Teknik Kongre’de konuşmacı olmanız, Ersen Gürsel’in de oturum yöneticisi olması konusunda girişimlerimiz oldu. Sizin mazeretiniz vardı. Sayın Gürsel, bildiri yayınlandığında oturum yöneticisiydi. 1 hafta sonra oturum yöneticiliğinden çekildi. Sizlerin fikirleri ve katkıları ile kongreyi gerçekleştirmek istiyorduk. Olamadı. Teknik kongre’ye “Mimarlık için mimarlar” grubundan hiçbir kimse katılmadı. Nitekim üyelerimiz sandığa çağrılıyordu…!

Buna karşın Teknik Kongre çok başarılı geçti. Sayın Cengiz Bektaş’ın konuşması, bilim insanı ve uzmanların konuşmaları tam da gerçek anlamda “mimarlığın önünü açabilecek” türdendi.

Genel Kurulda sayın Atilla Yücel kimi eleştirileri –ki bizce gerçekle ilgisi yoktur- yaptıktan sonra diğer konuşmacıları ve kendisine verilen yanıtları dinlemeden salondan ayrıldı. Maalesef böyle bir durum ilk kez Genel Kurul tarihine geçmiş oldu. Bir kez daha şaşırmıştım doğrusu…

Genel Kurul’un tarihi bir toplantı olarak gerçekleştiğini sizle paylaşmalıyım. Özellikle sayın Doğan Kuban hocamızın konuşması ayakta alkışlandı. Bu tarihi toplantıyı kısa zamanda yayına dönüştürerek belgeleyeceğiz. Salonda yine “Mimarlık için mimarlar” adına bir fikir ortaya konmamıştı. Bu da şaşırtıcı bir başka durumdu.

Seçim gününün ilginçliklerini biliyorsunuz. NTV sanki Genel Seçim yapılıyormuş gibi ve taraflı bir canlı yayın sürdürdü. Doğan Medya grubu ise benzer şekilde taraflı yayınlarını sonuna kadar devam etti…

Seçim sonuçları belli olunca sayın Atilla Yücel’i “demokratik bir yarışa katkı” sağladıkları için teşekkür etmek ve hep beraber bir yerde yemek yemek ve sohbet etmek amacıyla defalarca aradım. Ulaşamadım. Kendisi de şahsımı veya bir arkadaşı arayarak duygularını paylaşmadı.
Duygularını basından öğrendik. Tıpkı basın üzerinden Odayı ve bizleri suçladığı gibi. Maalesef, bu davranış nedeniyle Oda’nın “demokrasinin erincini birlikte yaşama” geleneğini koruyamadık…

Seçimden sonra “Mimarlık için mimarlar” grubu adına kampanya yapan 2 web sitesi; Çağdaş Demokrat Toplumcu Mimarlar’ın başarısını karalamak için kampanyalarına ne yazık ki devam ediyorlar…

Seçim sürecinde AKP çevrelerinin “Mimarlık için mimarlar” grubunu desteklediğini bilmediğinizi söylerseniz, buna şaşırırım. Sizin de desteklediğiniz seçim listesinde yer alan meslektaşlarımızın dünya görüşünün AKP ile bağdaşmadığını her fırsatta dile getirdim. Ancak, üstlenilen misyonun ve desteğin anlamının sorgulamasını da yapmak zorunda bırakıldım…

Öncelikle, şahsınıza yönelik olumsuz bir nitelemenin olamayacağını biliyor olmalısınız. Bir desteğin ve buna paralel olarak üstlenilen misyonun sorgulanmasının yapılması ise zaten içinde bulunduğumuz sorumluluk gereğiydi. Bunu yaparken doğrusu işin merkezine sizi koyarak herhangi bir değerlendirme yapmadım ve yapılmadı. Belki iletişimsizlik ve diyalog eksikliği kimi yanlış anlamalara neden olmuş olabilir.

Eğer bir özür söz konusu olacaksa, saygın bir mimarlık ortamının oluşmasındaki yetersizlikler nedeniyle olmalıdır. Seçim kampanyasını yürütenlerden böyle bir olgunluk göstermelerini –olmayacağını bilsem dahi- beklemeyi ummak isterdim. Bu özür, şu veya bu şekilde hepimizi kapsar. Bu ortamı desteklemedeki çabamızın çok olması, bizleri bu değerlendirmenin dışında tutmayacağı kanaatini sizinle paylaşmak istiyorum.

Benle birlikte adını yazdığınız değerli meslektaşlarım ve hocalarım kendi yanıtlarını mutlaka vereceklerdir. Bir savunmayı gerektirecek bir davranış içersinde oldukları kanaatinde olmadığım gibi; tarihsel bir Genel Kurul sürecinin yaşanmasına büyük katkı sağladıklarını da sizinle paylaşmak isterim.

Sonuçta, kimi kırgınlıklara neden olsa da demokratik bir yarış gerçekleşti. Biz yönetime seçilenler olarak, sürecin değerlendirmesini uygun bir zaman ve ortamda sizleri de davet ederek birlikte yapmak istiyoruz. Ortak çalışma zeminini güçlendirmek, kırgınlıkları ortadan kaldırmak niyetindeyiz. Elbette bu niyeti karşılıklı diyalogla gerçekleştirmemiz mümkündür.

Dostane ve samimi bir şekilde ortaya koymaya çalıştığım bu yaklaşımımın bir karşılık bulacağını umuyorum…

Sevgi ve saygıyla kalınız.

EYÜP MUHCU

Haydar Karabey’in yazısı için: Bir özür bekliyorum…

10 Yorum

  1. fevzi çıracı

    Bu sözler hangi genel kurulda sylendi:

    Mimarlar Odamiz Istanbul subesinin yonetimine el koyarak, seriat amacli, dinci partiye payanda olmaya heveslenen isyanci mimarlarin yonetime gelmesine izin vermeyiniz.

    Önce bu enkazı yerden kaldırıp doğru dürüst özür dileyin sayın Muhçu’ da diyalog yolu açılabilsin. Yoksa bu ceapların siyasi litaratüdeki adı “demagoji” dir.

    Saygılarımla.

  2. Asuman Yeşilırmak

    Seviyeden söz ediyorsak eğer;
    MİM hareketinin, mevcut Şube yönetim anlayışına eleştirileri vardı ve bu eleştirilerini dürüst bir şekilde açıkça ifade ederek yönetime aday oldular. İftira etmediler, gerçekdışı ithamlarda bulunmadılar, kasıtlı çarpıtma ve karalamalar yapmadılar. Demokratik bir hakkı kullanmak üzere bir hareket başlattılar.

    Neydi eleştiriler?
    -Mevcut yönetim anlayışının kendini yenileyemediği,
    -kendi üyelerinin odaya yabancılaşmış olduğu,
    -odanın ve mimarlığın kamu nezdindeki itibarının erozyona uğradığı,
    -“mimarlığı” ve “mimarları” önyargılı dar söylemlere hapsederek hem mimarlığı, hem de meslek odası olarak kendisini yalnızlaştırdığı,
    -çözüm ortağı olarak kentsel süreçlerde söz sahibi olmak yerine dışlanan bir pozisyona düştüğü…

    Onlar (16 yıldır yönetimde olanlar) ne yaptılar?
    Bir kısmıyla çok çeşitli platformlarda birlikte çalıştıkları, meslek odası faaliyetleri içinde görevler almış olan, kamu çıkarları ve topluma karşı sorumluluk konusunda en az kendileri kadar duyarlı olduklarını kendilerinin de çok iyi bildikleri, birçoğu Üniversitelerimizde mimarlar yetiştiren akademisyen meslektaşlarına “AKP’nin Mimarlar Odasını ele geçirmesine alet olmak”, “iktidar yanlısı müteahhitlerden iş kapmak”, “kent toprağını talana açmak” gibi gerçekdışı ithamlarda bulundular. Seçim sabahı SMS mesajlarıyla mimarları, AKP ile kasıtlı olarak ilişkilendirdikleri muhalefete karşı bir cephe oluşturmak üzere göreve çağırdılar.

    Eleştirmek ve yönetime talip olmak demokratik bir haktır. Eğer İstanbul’un mimarları bu eleştirilere katılmıyorlarsa ve Şube yönetiminden memnunlarsa gelir oylarını ona göre kullanırlardı. Ama dürüst ve adil olmayan gerçekdışı bilgilendirmelerle mimar seçmenlerin yanıltılmış olması demokratik bir hakkın kullanılmasını engellemiş ve bu seçimi de şaibeli hale getirmiştir.

  3. Cemal Kozlu

    Bilal bey, ben de sizin gibi tartışmaların hep bir düzeyi olsun istiyorum. Kişiselleşmesin, kişileri hedef almasın, kişilerin inaçları ve düşüncelerine hakaret niteliği olmasın istiyorum. Medeni bir tartışmanın ancak böyle gerçekleşebileceğini düşünüyorum.

    Bilirsiniz ki insan hakları mücadelesi, daha çok devlete karşı bir konumda sürüdürülür. Burada nesele sadece “devlete karşı” olmak değil, devletin karşısında bireyin doğal olarak güçsüz olmasından dolayı, eşitsiz bir durumda ve savunmasız kalan bireyin savunmaya gerçekten ihtiyacı olması gerçeği bu kavramı yaratır. Bazıları bu durumda derler ki, “devletin memuru insan değil mi, ona karşı yapılanlar da inan hakkı içindedir, ben de memurun hakkını savunuyorum” Oysa bu durum insan hakkı kavramının anlaşılmaması demektir.

    Şimdi mimarlık ortamında bilhassa meslek odası örgütlenmesini elinde tutanların karşısındakileri alenen suçlaması, falanca partili ya da o partiye hizmet ediyor demeleri karşısında bu haksızlığa karşı bireşey söyleyenleri aynı kefeye koyamayız. Çünkü biri “mevcut oda yönetimi” sıfatlı bir grup olarak bunu yapmakta ve kamu alanına kendini bu şekilde tanıtmaktadır. Burada çok sıkı bir SORUN vardır.

    Ama daha sıkı bir sorun, mimarların çoğunluğunun, içlerine sindiremedikleri bir yöntemi kendi odaları bir gruba ya da bazı kişilere tatbik ettiklerinde buna yeterince karşı koymamamalarıdır. Meslek odası tarafından yapılan bariz hatalara “bir gönül” indirimi yapmak, bundan sözetmemek, “ama ötekiler…” diye devam etmek, mevcut yönetimin hışmına uğramamak gibi özelliklerinin olması daha büyük SORUN dur.

    Müsadenizle benim de bu çift standarda, tartışmalarda söylediğiniz gibi seviyenin düşmesi kadar içim daralıyor.

    Saygı ve sevgilerimle.

  4. bilal Yakut

    Yukarıdaki yorumları okuyunca içim daraldı. Hakaret aşağılama olmadan elştiri kültürünü bazıları ne zaman öğrenecek acaba?
    Biraz saygı lütfen.

  5. Mustafa Mutlu

    Şu sözlere bakın.
    “Ne yazık ki; arkitera ve mimdap web sitesinde kimi meslektaşlarımız kendilerini karanlığın ve yağmanın merkezine koyarak yanıt verme arayışına girdiler. Oysa çağrı tartışılamayacak kadar açık ve netti. Yoğun bir karalama ve hakaret kampanyasını “mimarlık eylemi” sanarak, mimarlık ortamının değerlendirme-tartışma niteliğine zarar verdiler. Bu süreçte hiçbir arkadaşım “düzeyin korunması” adına kendileriyle bir polemiğe girmedi.
    Bir medyada muhattap yazanlar olduğu kadar okuyanlardır.
    Madem seviyeniz çok yüksekti, aydınlıktınız, parlıyordunuz neden ışığınızı bizlerden esirgediniz.
    Ayrıca muhattap olmadığınız da doğru değil, seçim günü bir çok arkadaşınız takma isimle cevaplar verdiğini itiraf etti.
    Bu siteler ayrıca her gün binlerce meslektaşımıza gerçek anlamda ışık taşıyorlar. Dünyayı açıyorlar hem meslektaşlarımıza hem öğrencilere halkımıza mimarlığı anlatıyorlar ve sevdiriyorlar yıllardır. Siz hangi ışığı şimdiye kadar yaktınız ki, bu iki siteye söz söyleyebiliyorsunuz.
    Cumartesi akşamı İstiklal Caddesinden geçerken baktım. Mimarlar Odası karanlıklar içindeydi.

  6. vahide güneş

    Gazetelerde yapılan “Karanlığa karşı dayanışma” mimarlar odası çağrı manidar dı. Bu kafa karıştıran, herkesi kötüleyen ama bunu sanki büyük bir politik bilmişlikle yerine getiren bildiriyi sayın Muhçu şöyle savunuyor. “Çağrımız, mimarlık toplumunda ve kamuoyunda yaygın bir destek buldu.

    Ne yazık ki; arkitera ve mimdap web sitesinde kimi meslektaşlarımız kendilerini karanlığın ve yağmanın merkezine koyarak yanıt verme arayışına girdiler. Oysa çağrı tartışılamayacak kadar açık ve netti. Yoğun bir karalama ve hakaret kampanyasını “mimarlık eylemi” sanarak, mimarlık ortamının değerlendirme-tartışma niteliğine zarar verdiler. Bu süreçte hiçbir arkadaşım “düzeyin korunması” adına kendileriyle bir polemiğe girmedi.”

    Bu cümlelerdeki önceki “çağrımız yerini buldu” sözünüze gerçekten ‘hak verdiğimi’ bildirmeliyim. Çıtayı bu kadar şağı çekerseniz, daha ulusalcı bir söyleme (katldığınız kanaldaki gibi örnek vermek gerekirse, elinize bir de bayrak alıp çıkarsanız) daha da başarılı olabilirsiniz. Zaten bu yola çıkmışsınız büyüklerinizle beraber, size yol açıklıkları dilerim.

    Ama iki sitenin birlikte “kendilerini karanlığın merkezine” koyup oday eleştirmeleri gibi savlar gerçekten yazıktır. Yani birşeye cevap verirken yepyeni terslikler üretmeye başlıyorsunuz. Yok polemilere katılmıyorlarmış. Yani, sizi zedelemesin diye benzetmeler yapmak istemiyorum, Maraş’ta binlerce kişi öldüğünde (aslında sevinen) o günün bir lideri, “ben de üzüldüm” demişti.

    Siz sadece başkalarına kusur bulup, onları “karanlık merkez” gibi adlandırırken objektifliğinizi yitiriyorsunuz.

    Diyorsunuz ki, “Sizin de desteklediğiniz seçim listesinde yer alan meslektaşlarımızın dünya görüşünün AKP ile bağdaşmadığını her fırsatta dile getirdim.” Bu her fırsatı biz niye hiç duymadık? Sessizce mi tekrarladınız?

    O son gece mesajını kim attır dı peki? Yoksa bu operasyonlar için siz bilgilendirilmiyor musunuz?

    Ben daha ciddi ve gerçekten samimi özeleştiriler olmalı diyorum, sayın Muhçu. Yoksa kadro eylemi yapıyor siz sonra çıkıp yarım ağızla ortalığı durultmaya, tansiyonu düşürmeye mi çalışıyorsunuz?

    Mimarlık ortamına en derin saygılarımla.

  7. Yılmaz Kuyumcu

    Üç gün ara ile söylenenleri yan yana koyup kıyaslayın.
    Bu söylenenlere çok aldırış edilmemesi gerektiğini, seçim öncelerinde hep söylendiğini seçim kazanıldıktan sonra unutulduğunu söylediğimde bu yapıyı bilmeyenler karşı çıkmıştı.
    Bu sefer süre daha da kısaldı. Seçim sonuçları belli olur olmaz çark edildi. Şu sözlere bakın:
    “Sizin de desteklediğiniz seçim listesinde yer alan meslektaşlarımızın dünya görüşünün AKP ile bağdaşmadığını her fırsatta dile getirdim.”
    Çok değil sadece iki gün önce dile getirmiş olsaydı bu düşüncesini Eyüp Bey, dar kesim tarafından anında afaroz edilirdi.
    Ne denir çağ hız çağı. Hızlı yaşıyoruz.

  8. Fatma Bilecek

    Eyup Muhcu”nun salt karalama ve iftira ile edindigi “zafer(?)” den sonra hala Haydar Karabey gibi bir durustluk anitina cevap vermeye curet etmesi tek kelime ile sakil.

    Istabul Mimarlar Odasi bu yonetime layik mi? Dusunulmesi yada uzunulmesi gereken konu budur.

  9. Sinan Suvar

    Zavalli Eyup Muhcu,

    Turkiye yi kurtaracagina kendi acinacak mimarligina baksin.

    Uzuluyorum: Hele Kuban, Bektas, Konuralp; Duranay, Cinici gibi cagi isklamis, geriatrik koalisyonun destegi ise acikli.

    Ne diyebilirim?

  10. keriman ay

    Gerçekten sıkıntılarla dolu bir yazı. Bir yanıyla iyi diyelim hadi. “Oldu birşeyler ama gelin beraber birşeyler yapalım” sözcükleri sanki söylenmiş gibi yapılıp ardındaki bastırılamamış öfeke bir yerden uzatılıyor. Galiba mimarlık biraz da üslup sorunu. İki siteden şikayetçi olmak ama kendi bahçesindeki yaramaz çocuklardan hiç söz etmemek. Demokrtik olmak böyle birşey mi oldu artık.
    O herkesi çağıracağınız günü, ortaklık yapacağınızı söylediğiniz kısmı yazının içinden kesip saklıyorum. Umarım size bunu hatırlatma gereği duymam.
    Saygılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir