AHMET TURHAN ALTINER / Milliyet Pazar
Önce 10 yıl boyunca İstanbul’u gezen, sonra da hayatının 40 yılı seyahatlerde geçen Evliya Çelebi’den bahsetmeye buyur ola bu testusta…

19 Ağustos 1630’da yani 377 sene önce bugün gördüğü bir rüyada Hazreti Muhammed’in elini öperken güya “Şefaat yâ Resulallah” diyeceğine “Seyahat yâ Resulallah” deyiverdiği için Evliya Çelebi’ye peygamber tarafından seyahat müjdelenmiş ve o da bu rüya üzerine 50 yıl sürecek seyahatlerine başlamış.

Tarihçi dostumuz Necdet Sakaoğlu’na göre Evliya Çelebi, tutku derecesindeki gezi merakını ve gezilerinin etraftan eleştirilmesini böyle önlemeye çalışmış. Kasımpaşa Mevlevîhanesi Şeyhi Abdullah Dede’nin ona “Önce İstanbul’u gez” dediğini yazıyor. O da önce 10 yıl İstanbul’u gezmiş. Bence Dede hepimizin kulağına küpe olması gereken bir kelam etmiş. Önce kentini ve kendini tanı, sonra etrafa çık! İçinde yaşadıkları denizi bilmeyen ve tanımaya gayret etmeyen, ille itiş kakış başka denizler arayan malum yerli “turist” balıklardan söz ediyorum tabii ki.

Evliya Çelebi hakkında başka hiçbir Osmanlı kaynağında bilgi yok. Onu da neticede yabancı yazarlar vasıtasıyla tanımışız. 1670’lerde 10 yıl kadar Mısır’da kalan Evliya’nın İstanbul’a dönüp dönmediği, ne zaman ve nerede öldüğü bilinmemekte. Ne biliyorsak “Seyahatname”sinde anlattıklarından biliyoruz. Ama o ne müthiş seyahatname öyle. İstanbul’un 17’nci yüzyıldaki toplum, iktisat, sanat ve folklor durumunu ondan öğreniyoruz. Anadolu’nun bütün yörelerini, Karadeniz kıyılarını, Kırım’ı, Kafkasya’yı, Gürcistan ve Azerbaycan’ı, Rumeli’yi, Balkanları, Bosna’yı, Avusturya’ya değin Macaristan’ı, Ege’yi, Afrika’yı ve daha nice yeri dolaşmış.

Sonsuz hayal gücü, dikkati, gözlem ve ifade yeteneği ile gördüklerini ve dinlediklerini başvurduğu kaynaklardan elde ettiği kanaatlerle yorumlayarak anlatmış. İster sadeleştirmeler ve özetlemeler biçiminde olsun ya da çeşitli zamanlarda basılmış ciltleri olsun mutlaka evinizde bulunması gereken “Seyahatname”den ve “Seyyâh-ı âlem ve nedim-i beni-adem Evliya-yi bi-riyâ” yani kısaca bu alemin yalansız gezgini Evliya Çelebi’den bahsetmeye buyur ola bu testusta…

1- Evliya Çelebi’nin 10 ciltlik “Seyahatname”sinin ilk altı cildinin basımı kimin dönemine rastladığından sansür nedeniyle çıkartılmıştı.
a. Kenan Evren
b. II. Abdülhamid
c. Memduh Tağmaç
d. Hiçbiri

2- “Seyahatname”de hangi Çelebi “İblise ders veren, pireyi kafese koyan, biti arabaya koşan” olarak geçiyor?
a. Hüsamettin Çelebi
b. Hezarfen Ahmet Çelebi
c. Katip Çelebi
d. Fenni Çelebi

3- Peki, “Seyahatname”de hangi Çelebi “fişeğe binip uçan” olarak yer almıştı?
a. Işın Çelebi
b. Lagari Hasan Çelebi
c. 28 Mehmet Çelebi
d. Şâdi Çelebi

4- “Seyahatname”sinde yer verdiği “Hamam Oyunu”nda Karagöz’ün “kir”ine urgan bağlanarak hamamdan çıkarılması anlatılıyor. “Kir” ne demek acep?
a. Basbayağı kir, işte!
b. Keselenince çıkan deri solucanları
c. Yalak deliğine toplanan kıllar
d. Cinsel organ

5- Bilin bakalım 1550 ile 1557 arasında Mimar Sinan tarafından İstanbul’da inşa edilmiş bu cami hangisi? Evliya çelebi şöyle anlatıyor: “Bütün Osmanlı ülkesinde ne kadar usta mimar, yapıcı, amele, taş yontucu ve mermerci varsa topladı… Üç bin esir, tam üç sene çalışarak temelini yerin dibine indirdiler… Ta bu derece yerin dibine varıncaya kadar yapılan kazıdan sonra… Dört tarafındaki duvarları kubbe kemerlerine varıncaya kadar üç senede bitirdiler. Sonra dört ayak üzerine sağlam ve yüksek bir kubbe yaptılar…”
a. Selimiye
b. Rüstem Paşa
c. Sokullu Mehmet Paşa
d. Süleymaniye

6- Evliya Çelebi ve eseri 17’nci yüzyıldan 19’uncu yüzyıla değin Osmanlı aydınlarınca önemsenmemiş. Bilim dünyası Evliya Çelebi’yi ancak 1815’ten itibaren kimin yayımladığı makalelerle tanımış?
a. Joseph von Hammer
b. Thomas Allom
c. Ernest Mamboury
d. Edmondo de Amicis

7- Seyyahların en meraklısı sayılabilecek Evliya Çelebi’nin “Seyahatname”sinde “Garip Şey” başlıklı bir öykü var. “Seyahatname”, 47’nci fasılda anlatılan hayvanı kestirebilecek misiniz? Bir “hayvan” eşi ile birleşmek istediği vakit ikisi de kum üzerine çıkıp, dişisini sırtüstü yatırır, bu sırada bazı fellahlar bunu gözetleyip, bağıra çağıra erkeği Nil’e kaçırırlar. Sırtüstü olan dişi kendi kendine asla dönemez, öyle kalır. Çünkü ayakları ve elleri kısadır. Fellah, ayakları ve kuyruğu üzerine kum doldurur… Bu “hayvan”la cima edenlerin avret yerinde bir hafta misk kokusu olurmuş.
a. Su yılanı
b. Nil aygırı
c. Timsah
d. Beyaz gergedan

Yanıtlar: 1) b, 2) d, 3) b, 4) d, 5) d, 6) a, 7) c.

One Comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir