1960’lar… Üniversiteye başlayacağım. Yaz tatilindeyiz. Kemal Atatürk Ortaokulu’nun önünden geçiyorum. Okulun önü kalabalık… Belli ki içeride sınav var. Dışarıdakiler içeridekilerin yakını, arkadaşı…

Kilise tarafında toplanmış 5-6 kişilik bir grup beni görünce hemen önümü kestiler. Birbirlerine ‘Arif burada…’ filan diyorlar. Bir şey anlamadım ama yoluma da devam ettirmediler. İçlerinde orta 1’de aynı sınıfta okuduğum Altan var. Elinde de bir kâğıt.

Meğer Altan içeride sınava girenlerdenmiş. Tuvalete gideceğim diyerek dışarı çıkmış. Belki de hoca idare etmiş. Bilemem. Elinde sınav kâğıdı ile okul dışına da çıkmış. Çıkmış ta soruları çözdürecek adam bulamıyorlar. Kendileri kafa yormaya çalışıyorlar. Beni görünce çok sevindiler. Anladım da ben de makine değilim ki hemen her şey aklıma gelsin. ‘Bir durun’ dedim. İncelemek için kâğıdı aldım, şöyle bir baktım.

Soldaki Bina Kilise

Matematik dersiydi sanırım. Rahatladım. Kafamı toplamaya fırsat verirlerse hallederim de hepsi hatta orada bekleyen veliler filan da başıma üşüştü. ‘Dağılın yahu’ dedim. Biraz sakinleştim. Sonra da tek tek hepsini çözdüm. Altan da kâğıdı elimden kaptığı gibi okula girdi. Ben de yoluma devam ettim.

Haydarpaşa’da buluşacağım arkadaşa biraz geç kalmıştım. ‘Ama olsun’ dedim içimden.

Bizim öğrencilik yıllarımızda bu tip şeyler çok olurdu. Sınavlarda birbirimize yardım ederdik. Yöntemlerini anlatıp konuyu dağıtmayayım. Bazen arkadaşına kopya veren çalışkan çocuk kopya verdiği arkadaşından düşük not bile alırdı. Çok gülerdik.

2024… Bugün…

  1. sınıfa giden torunum anlatmıştı… Arkadaşına kopya vermek bir yana birbirlerine karnelerini bile göstermiyorlarmış. Müthiş bir rekabet oluyormuş aralarında.

Kuşaklar arası fark diyeceğim ama keşke böyle olmasa bence.

ARİF ATILGAN NİSAN 2024

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir