Asuman Yeşilırmak
Bu yazıya geçtiğimiz Mimarlar Odası İstanbul Bk. Şube seçim sürecinde benim de içinde bulunduğum “Mimarlar” grubuna yönelik bir yıpratma kampanyasını başlatan ve doğrusu oldukça da etkin olan mimar / karikatürist Behiç Ak’a seslenmek için başlamıştım. Ama yazımın devamı, sadece ona değil, Sayın Oktay Ekinci’ye, Eyüp Muhcu’ya, Niyazi Duranay’a, onlar gibi bu inanılmaz yıpratma kampanyasına destek veren diğerlerine ve onlardan etkilenerek aday listelerini ve programlarını inceleme gereği bile duymadan, tam bir inanmışlıkla, “hükümet yanlısı ve uluslararası sermayenin yandaşlarından Oda’yı kurtarmaya koşan” bütün meslektaşlarıma bir seslenişe dönüştü.
Sayın Behiç Ak,
Ben çok uzun yıllardır İstanbul Şubenin çeşitli kurul ve komisyonlarında bulundum, çalıştım. (Son iki yıl hariç, çünkü mevcut yönetimin bazı daimi yöneticilerinin yönetim biçimine karşı muhalif olanlara karşı uyguladığı bir tür aforoz mekanizması ile birçok değerli meslektaşımızı Oda’dan uzaklaştırdıkları gibi beni de uzaklaştırmayı başardılar). 2000-2002 döneminde de Yönetim Kurulu üyesiydim. Sizi gazetenizdeki karikatürleriniz dışında şahsen tanımam ve içinde bulunduğum 15-16 yılda Oda’nın etkinliklerinde son birkaçı hariç sizi gördüğümü hatırlamıyorum. Sizin söz ettiğiniz birçok kentsel ve toplumsal mücadelenin içinde biz vardık ama siz yoktunuz. Burada sizin mesleğe, kente ve topluma hiçbir katkınız yok demek istemiyorum. Çünkü karikatür sanatınızla bile bunu yapabilirsiniz. Söylemek istediğim Yılmaz Kuyumcu’ya verdiğiniz yanıtta da belirttiğiniz gibi ne mevcut yönetimi ne de yönetime aday olan muhalif grubun üyelerini tanımıyorsunuz. Ama tek taraflı bir bilgilendirme ile gazetenizi de kullanarak bir linç hareketinin başrolünü oynayabiliyorsunuz.
O sözünü ettiğiniz insanları yok sayarak, söz hakkı vermeden, yerinden etme riski bulunan projelere karşı toplumsal mücadele ve çözüm üretme çabalarına kişisel olarak ve mimdap olarak bizler katkı verirken ne sizi, ne de neleri kırıp döktüğünüzü fark etmeden destek verdiğiniz mevcut yönetimin temsilcilerini yanımızda bulamadık. Demokrat, toplumcu ve çağdaş mimar olmak bir avuç odacının toplum ve mimarlar adına her şeyi kendilerinin bilip söyleyebileceğini zannetmesi değildir. Toplumun ve mimarların sesini duymak, duyurmak, katılmak, katılımı sağlamak, farklı görüşlerin tartışma ortamlarını sağlamak demektir.
Kentsel yenileme / canlandırma konuları ve sözünü ettiğiniz projeler hakkında da çok yüzeysel ve doldurma bir fikre sahip olduğunuz kullandığınız genel geçer ifadelerden belli oluyor. Sizin de bildiğiniz gibi bu kent sağlıksız kentleşmiştir ve bir deprem beklemektedir. Kentin sağlıklaştırılması, yaşamın ve değerlerinin korunması, geliştirilmesi konuları fiziki olmaktan öte toplumsal bir konudur. Burada size bilmediğiniz çok şeyi anlatabilirim ama öz olarak muhalif grubumuzda (hiç tanımadığınız ve yaptıkları iş hakkında hiç bilginiz olmayan, ilişkileri hakkında şahsına ve partisine gerçek dışı iddialarda bulunduğunuz arkadaşımız da dahil) hiç kimse sizin dediğiniz gibi “Ama ben çok güzel bir binalar yaptım” sığlığı içinde değildir.
Şu “AKP’nin mimarlar odasını ele geçirmesine alet olmak”, “iktidar yanlısı müteahhitlerden iş kapmak”, “kent toprağını talana açmak” iddialarınıza gelince; Bu konudaki sorumsuz linç hareketini karikatürünüzle ilk siz başlattınız. Daha sonra Genel Kurulda başta Niyazi Duranay olmak üzere bu iddialara inandırılmış bazı büyüklerimizin konuşmaları ile sürdürüldü. Bu kadarını beklemediğimiz saldırılar karşısında başkan adayımız Atilla Yücel hazırladığı konuşmayı değiştirerek doğrusu bu durumda mümkün olabilecek serinkanlı bir konuşma yapmayı başardı. Diğer adaylar olarak bizler ise söyleyeceğimiz her sözle bu kesin inanmış linç hareketinin daha da körükleneceğini ve daha da yıpratılacağımızı fark ederek hazırladığımız konuşmalarımızı yapmaktan vazgeçtik.
Tabii ola ki siz ya da sizin gibi düşünenler en azından bazılarımızın bir büyük tezgahın içinde istemeden de olsa kullanılabileceğimizi düşünüyor olabilirsiniz. Sizin gibi zeki mimarların gördükleri bu ihtimali bizim göremediğimizi düşünüp, kafamıza vura vura öğretme çabası içinde de olabilirsiniz. Ama sakın siz ve gazeteniz, mevcut yönetimin uzun yıllardır “odacılık” mesleği yapanlarının statüko esaslı yetersiz ve etkisiz iktidarlarını korumaları için kullanılmış olmayasınız? Bir düşünün…
Sürecin diğer değerlendirmeleri…
Bunları yazarken Şube Yönetim Kuruluna Başkan adayı olarak yeniden seçilen Eyüp Muhçu’nun bugün mimdap’da yayınlanan “Ortak çalışma zeminini güçlendirme niyetindeyiz” başlıklı yazısını okudum. Böyle bir “niyet” olumlu ve yapıcıdır kuşkusuz. Ancak altını okuyunca bu yazımda ifade ettiğim linç kampanyasının nasıl geliştiğinin de açıkça ifade edildiğini görüyoruz. Muhcu, basında yer alan AKP kaynaklı “İTO ve TÜRK-İŞ’i aldık. Sıra TMMOB’ye bağlı Odalarda” haberini, “sivil anayasa ve yargı mensupları ile ilgili yasayı,” şahsen çok büyük toplumsal yaralar açabileceğini düşündüğüm “Kentsel Dönüşüm Yasa tasarısın”ı ve hatta “Otelciler Federasyonu’nun Antalya’daki“Harabelerin üzerine otel yapmamızı ….. yöntemlerle engelliyorlar. Bu engelleri kaldıracağız” anlamında haberini ve gazete tarafından bizim bilgimiz dışında bu haberin altında konumlandırılan “Popüler mimarlar M.O. İstanbul yönetimine aday…” şeklinde verilen haberleri alt alta diziyor. Bunların arasına “Karanlığa karşı dayanışma” çağrılarını sıkıştırıyor. İlaveten seçim sabahı İngiltere üzerinden bütün üyelere gönderilen “AKP Mimarlık için Mimarlık grubunu destekleme kararı aldı” haberi geçilerek karartma kampanyası güçlendiriliyor. Ve muhalif hareketin mimarlara seslenişini de, bütün bunlarla ve kendi tarifledikleri bir karanlıkla ilişkilendirerek “bakın gördünüz mü işte bu yüzden karanlık güçler Odamızı ele geçirecekler kampanyasını yürüttük ve bunlara inanan bazı mimar büyüklerimiz de bize yardımcı oldular” demeye getiriyor. Söyleyecek söz yok gerçekten. Kendilerine başarılar dilerim.
Ancak bir konuyu daha söylemeden geçemeyeceğim. İBB Başkanı mimar Kadir Topbaş seçime yanında 5-6 kişilik bir grupla geldi. Kapıda Oktay Ekinci ve Eyüp Muhcu tarafından sıcak bir şekilde karşılandılar ve oy verdikten sonra da bir saat kadar üst katta misafir edildiler. Bu tabii nezaketli bir protokol davranışıydı. Yalnız, Oktay Ekinci ve Behiç Ak’ın “minibüslerle” geldiklerini söyledikleri AKP’li oyu en fazla 30 kadardı. Ben seçim sürecinde oradaydım, başkasının söylediği bilgilerle değil sadece kendi gözlemimle konuşuyorum. Bunun içinde “alışık olmadıklarını” söyledikleri türbanlı kadın mimar oyu da sanırım 5-6 kadar oldu. Bunlar sadece tespit. Sonuçta izlediğimiz kadarıyla bizim listemize gelen olası (eğer mavi listeye oy vermediler ise…) AKP li sayılabileceklerin oyu hepsi bu kadar. Lütfen nesnel olmayı, sonuçta vicdanlarımızı kandıramayacağımızı unutmadan bu gerçeği görelim. Ama bu nedenle koparılan maksatlı gürültü mevcut yönetime seçimi kazandırdı. Bu nedenle mevcut yönetim sanırım AKP’ye bir teşekkür borçlu.
Bütün bu maksatlı ilişkilendirmelerden sonra doğrusu hiç de “valla billa ben AKP’li değilim ve hükümetin veya küresel sermeyenin kente ve topluma zarar verecek projelerine geçit verecek biri değilim” falan gibi, bunları söyleyenlerin bile inanmadığı savunmalara girecek değilim. Ama tanımayanla ve merak edenler olursa zaman zaman mimdap’da yer alan kentle ilgili yazılarımı başta “Görevden alınma öykümüz” adlı (hukuku ve sürdürülebilir planlama anlayışını savunmak için verdiğim mücadelenin sonunda 17 yıldır görev yaptığım İBB Şehir Planlama Müdürlüğünden sürülme nedenlerimi anlattığım) yazımdan başlayarak mimdap arşivlerinden okuyabilirler.
Seçim sabahı bazı arkadaşlarla sohbet ederken Oktay Ekinci yanıma gelip, çevremizdekilere bu durumdan duyduğu sıkıntıyı ifade ederken bana kısaca “seni severim aslında ve haklısın da ama muhalefetin yolu bu değil, bunları 6 ay önceden konuşmalıydık” dedi. Ben de ona “Şube yönetimindeki bu dışlayıcılığı ve daralmayı görmüyor musunuz? Böyle bir şansın olduğuna inanıyor musunuz?” diye sordum. Bunu bildiğini artık kendisini de hiçbir şeye çağırmadıklarını söyledi ama AKP’nin destek verme niyetinden söz etti. O gün ona da söylediğim gibi mevcut yönetimden memnun olmayan her kesim karşı listeyi destekleyebilir. Böyle bir desteği hiçbir kesimden istemediğimiz için bunun bizi hiçbir borç altında bırakması da söz konusu değildi ve olamazdı.
Bütün bu sürecin sonunda beni en çok üzen mevcut yönetimin yönetim anlayışına, yapma biçimine, ön yargılı ve popülist söylemlerine, kapsayıcı olamayan ve kendilerini yabancı hissettikleri meslek Odalarının yönetimine, yeni bir enerjiyle (ve nasıl yapmak istediklerini kapsamlı bir program ile anlatarak) aday olmuş genç mimarların, bu yaşını başını almış, daha akil olması beklenen mimarlar tarafından böylesine yıpratılması oldu. Kendimi kafam genç olmakla birlikte artık genç mimar saymıyorum ve kendi adıma bir endişe de taşımıyorum. Bizler atılan çamurların izinin üzerinde kalmayacağı, yaptıklarıyla, yazdıklarıyla bu ortamda ortada olan insanlarız. Biz kaybetmeyiz. Ama hiçbir muhalefete izin vermeyen, anti demokratik, tek sesli bir yönetim anlayışı ve hiç de etik olmayan bu ötekileştirme kampanyası mimarlığın ve genç mimarların geleceği için gerçekten endişe verici.



15 Yorum
Mimdap
forumdaki tartışma için: http://www.mimdap.org/forum/index.php?topic=105.0
salih şencan
Şimdi genel kurul geçti,yeni bir çalışma dönemine girildi,MİM grubu seçim sonrası bildiri yayınladı,biraz daha sabırlı olursak herkes ya da bazıları da kendilerini ifade eden bildirilerini Merkez genel Kurulundan önce yayınlayacaktırlar umarım.Genel Kurul kopuştu tamam ama daha saygılı da kopulur,Oda ve Türkiye tarihi bu seviyede mücadelelere tanıklık etmiştir.O yüzden beklentim sıfatlandırmalara varan bir polemik tercih edilen bir yol olmasın,mimarların örgütlü gücü meslek odasını değişen dünya ve ülke koşullarına göre değiştirecektir inancındayım.Bu yazıyı ”kaşarlanmış’ sıfatı üzerine yazdım..Bazen üslup bile ayrıştırıcı oluyor ama aslolan üslup değil öze ilişkin yaklaşım farkı..saygılar…
Selim Baltacı
Özetlersek:
1.Mimarlığın ana çalışma alanı olan proje dışlanmaktadır. Projeci mimar olmak ise tek başına kuşku ile bakılması için yeterlidir.
2.Dışlanmasına rağmen Mimarlar Odasının bu günkü yönetimince mesleki denetim bedeli karşılığında “proje” baştacı edilmektedir.
Hatta “habersiz imza”‘lar bile bu ortamda önemsizdir. (Yeter ki maaşları ve iki yılda bir seçim kampanyalarını finanse edecek denetim harçları gelsin.) ÇED raporları ise vicdan temizlemektedir. (şampuan etkisi) Mekanizma budur. Ve kaşarlanmış yönetimlere göre de Türkiye için “ideal mekanizmadır”.
3.Bu oyuna karşı çıkan herkes “goministtir” pardon neo-liberaldir, dinci’dir. AMİN!
Aziz Nesin çok haklıymış.
Mustafa Mutlu
“Mimarlik için Mimarlar muhafazakarmış,
Türkiye ye dikte ettirilmeye çalışılan bir politikaya araç oluyorlarmış,
Küresel sermaye ile neoliberal sömürüye meşru zeminler hazırlıyorlarmış.”
İşte Türkiye’de mimarlığı yapılamaz hale getirenlerin uydurdukları üç “yalan”.
Hem de ne için?
birkaç kişinin iki yıl daha maaş almasını sağlamak için.
Ne pahasına?
toplumun mimarlıktan tümüyle uzaklaşması pahasına. Kentlerin çökmesi, değerlerin yitirilmesi, tüm mesleğin bir bürokrasiye teslim edilmesi pahasına.
Bu savlar tek kelime ile yalandır.
MİM grubunda tanıdıklarımızın çoğu en az odadakiler kadar demokratik hareketlerde, sol hareketlerde geçmişleri olan meslektaşlarımızdır. Programlarında yer alan maddelerin ana hedefi mimarlığı tekrar saygın bir meslek olarak topluma kazandırmaktır.
Hedefleri projenin Türkiye’de tekrar hakettiği konumu kazanması ve bir toplumsal belge olarak tartışılabilir düzeye gelmesidir. Çünkü bu gün bu saldırıyı düzenleyenler toplumu projenin bir suç aracı olduğuna inandırmaya çalışmaktadırlar ve kısmen başarılı olmuşlardır. Bunun sonucunda:
1.Tüm tartışma ortamları yokedilmiştir. İMP örneğinde olduğu gibi oda bürokrasisi katılımı yada katılımı organize etmeyi reddetmiş, “herşey bittikten sonra dava açar kahramano olurum” yolunu seçmiştir. Bu yol aslında politikacıları istediklerini yapmakta özgür bırakmanın en iyi yoludur. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ayrıca, mesleğin çok büyük bir bölümünün bu sistemde safdışı kalması Odanın kamu yararını savunmasını da sekteye uğratmaktadır. Yeterli takip yapılamamakta, itarazlarda zaman aşımına uğranmakta, kamu oyu oluşturmak için gereken güçbirliği sağlanamamaktadır.
2.Olura olmaza dava açmak tribünlere oynamaktır. Herzaman hukuk davalarını kazanmak mümkün olmadığı gibi ciddi tazminatlar da sözkonusu olabilmektedir. Dar çevre politikaları, ötekileştirme oyunları, kamu oyu oluşturmak için gereken güç birliklerini engellemektedir. Sonucu ise yokolan mimarlıktır. Ve kesinlikle bundan kazançlı çıkan da “küresel sermaye ve neo-liberal sömürüdür”. Çünkü proje ve mimarlık etrafında oluşacak ve mimarların çok daha geniş bir kesimini kapsamlı bir şekilde buluşturacak bir toplumsal muhalefet çizgisi peşinen yokedilmektedir.
3.Mimarların büyük bir bölümünün bu şekilde örgütlülükten uzaklaştırılması mesleğin gücünü azaltmaktadır. Bu da herşeyden önce “küresel sermaye ve neo-liberal sömürüye” yaramaktadır.
4.Meslek odasının konumunu kaybetmek istemeyen ve bu saldırıları düzenleyen bürokrasisi çoktan “küresel sermaye ve neo-liberal sömürüye” uyum sağlamış durumdadır. Büyükdere caddesindeki neredeyse tüm yapıların oda mesleki denetimleri ücreti mukabilinde yapılmıştır. Bu aşamada yazılan ÇED raporlarının “vicdan temizlemekten başka” pratik fonksiyonları kalmamaktadır.
Tıkanmışlık bu üç noktadadır.
Mimarlık ortamımızın en büyük şansı oda yönetimlerinin seçimlerle belirlenmesidir. İki yıllık dönemlerden sonuç çıkartılabildiği oranda değişimler de mümkün olmaktadır.
Eyüp Muhçu seçimler öncesi öne sürülen savların aslında seçimlere yönelik bir tür gereklilik olduğunu Haydar Karabey’e yazdığı mektupta seçimlerden hemen sonra itiraf etmiştir. Bu da aslında ortaya koymaya çalıştığım durumu kanıtlayan son noktadır.
Saygılarımla
fevzi çıracı
mimdap da seçim tartışmaları tüketilirken Ankara merkezli DİMP üzerinden devam ediyor. Ve genel kurulu neden kullanmadınız diyor Nuray hanım. Asuman hanımın cevabına da “hiç ikna olmadım” diyor.
Nuray hanım Ankara şubenin açılılış konuşmalarındaki militan çıkışına ve “akp lilere neo liberalizme geçit vermeyeckleri” söylevlerine içten içe katılıyordur herhalde. Asuman hanımın söylediği gibi saf mimarların kafasına vura vura doğruyu belletmeye çalışan bir ekolün temsilcileri gibi davranmalarına söz söylemiyor.
O genel kurul denilen toplantıda
“Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Mimarlık için Mimarlar sloganıyla örgütlenen bu yeni muhafazakâr duruşun gerisinde yatan ve Türkiyede yazılmaya çalışılan her iki alt-metni de özenle okuyarak, küresel sermaye ve neo-liberal sömürüye, mimarlık aracılığıyla meşru zeminler edindirme uğraşılarına karşı durmaktadır. ” denilmiştir.
Burada daha fazla söze gerek varmıdır sizce?
Sonra Nuray hanım, “susma hakkı” diye birşey bilir misiniz?
Size ve arkadaşlarınıza “demokratik” seçimler.
Saygılar
Raşit Gökçeli
sayin yesilirmak
yazinizi gerekli gordugum arkadaslara fw ediyorum
rasit gokceli
meralyılmaz
Yerinde, anlamlı, vurguları isabetli, tesbitleri objektif bu yazı için, seçtiği üslupla beraber ders alınası bir yöntemle gerçeği önümüze koyma becerisini içeren bu yazıyı, kaleme alanı kutluyorum.
Artık sağırlar diyaloğuna gerek yok. Koskoca insanların iktidar atmosferine girip, abartı sanatını bir çökertme harekatına çevirmeleri sonra da, “gelin beraber bundan sonra çalışalım” demeleri ibretlik ülkemin bir gerçeği. Gerçek olsa içim yanmaz, bu da bir çeşit şov.
Karşıtını devirmek için “bilgi” dağıtan, “bilgi üreten” akıl almaz çarpıtmalar inşa eden bir oda kadrosu mevcutlu ve ödenekli olarak vazife başında. En büyük güvensizlik budur bence.Açılan tahribatı hiç bir özür yerine getiremez. Odaya ayağı yeni alışmış gazete çizerleri de devreye girmiş nasılsa bu süreçte. Sırçacı dükkanında fil gibi dolaşıyor. Aklındaki arkaik sosyoloji ve siyaset bilgisiyle günlük popülist dar soyutlama gücünü birleştirip, onbeş yirmi senedir söylediklerini misliyle yapmış insanlara arkadan vuruyor. Hiddetle ortaya koymaya çalıştığı ‘hassasiyet’ çok aşılmış, oraları geçilmiş, oda tarihi sürecinde konuşularak tüketilmiş, ama haberi yok. O yeni başlamış çünkü.
Ağlayacak halimiz kalmadı, gülelim bari bu durumlara.
Siz çok ustruplu durumu izah etmişsiniz Asuman hanım. Bu yapıcı ve öğretici eleştiriniz, kulaklardan silinmeyen bir sesleniş olarak kalır umarım.
Saygı ve sevgilerimle.
Meral
feride gülesen
CUMHURİYET BİZDEN KURTULDU
Sayın Nuray Togay, Asuman hanımın duyarlılığına benzer bir şekilde yaşanan travmayı değerlendirmiş.
“Yapaya ve yanılsamaya olan bu tutkunun besin kaynağı ise, AKPnin temsil ettiği dünya görüşüne karşı Cumhuriyet ilkelerini bir hammadde gibi kullanmaktan geçiyor: Aydınlar düzenini korumak ve sürdürebilmek için bu hammaddeden bir hayalet söylem yaratarak… Sözde aydınlar dikkat, bu söylemin ateşi her durumda kullanılabilir bir meşaleye dönüştüğünde vahşi bir çözümleyici de yaratmış olacaksınız. Savaşmak için kötülükten yola çıkmak istiyorsanız, Cumhuriyeti daha fazla mağdur etmek yerine, öncelikle kendinize yeni mağduriyet alanları yaratmalı ya da kendi mağduriyetinizi tekrar ve tekrar gözden geçirmelisiniz”
Bu çok öğretici yazının bütünü http://www.arkitera.com/k210-cumhuriyet-bizden-kurtuldu.html adresinde.
Sözelcilerle çizerciler düşünmek isterlerse, onlara bu yazılanlar “fasa fiso” gelmiyorsa, bir baksınlar bakalım. Sadece onlar mı toplumcu, sadece onlar mı kamu yararını kolluyorlarmış.
Ortama en derin sevgilerimle.
pınar çelik
Asuman hanım belliki çok dolu ama gerçekten çok düzeyli olarak komuyu ele alımış. Tıpkı Hadar bey gibi o da kesif bir haksızlığı ortaya sermiş, mimarların vicdanlarına seslenmiş.
Benim kaygım, mimarların bir bölümünün dünyayı kurtaran adam rolüne çıkıp, ülke çıkarları uğruna her politik meseleyi bir ideolojik savaşım örgüsü içinde önümüze getirip bir yanda taraf olmamızı isterlerken çok basit günlük hayatlarında yaptıkları hataları hiç konuşmuyor olmalarıdır. Misal olarak bu seçim çalışmalarında ilk elde yayınlanan o yarım sayfa gazete ilanını, sonra her hafta yayınlanan gazete ilanlarının ve sms gönderme kampanyasını hangi kaynakla gerçekleşmiştir. Maillerin oda serveri üzerinden yapıldığı kanıtlanmıştı. Yönetim grubu bu kampanyanın parasını arasında mı topladı yani? Gazete ilanının faturasını merak ediyorum doğrusu.
İşte üzüldüğüm konulardan biri artık mimarlık camiasının duyarlı kişileri karşı gruba hertürlü yakıştırmayı yaparken bu “KÜÇÜCÜK” etik meseleleri görmüyorlar. Görmezlikten geliyorlar. İşin özü bu değil diyeceksiniz belki fakat işte hakim siyaset anlayışından bu yöntemin hiç bir farkı yok.
Emperyalizmin dönemleri üzerine tartışma yürüten ve seçim öncesi bu iste forumunu da ‘kahramanca’ kullanan duyarlı arkadaşlar bu konular sizin hiç ilginizi çekmiyor değil mi? O yüzden siz ve görüşleriniz sadece bulunduğunuz yerde sadece belli bir süre konuşulup geçiliyor. Onun için toplum kesimleri tarafından fazla ciddiye alınmıyor. Yazarıyla, çizeriyle bir görev aldılar ve görevlerini yerine getirdiler. Şimdi iki yıl kaybetmediğimiz KALEMİZE dönelim.
Peki arkadaşlar, sizlere başarılar.
Saygılarımla.
yavuz selim sepin
Sevgili Kardeşim,Meslekdaşım Asuman Yeşilırmak,
Eline,Ağzına Sağlık . Bu kadar düzeyli ve gerçekleri yansıtan bu yazıyı yazmandan dolayı çok mutlu oldum. Bu güzel ve pırıl pırıl insanların olduğu bir listeyi ve bu listeyi imzaları ile destekleyenleri , suçlarının sadece Mimar olmak olan bu insanları suçlayan, bu ‘Sol Taliban’ zihniyete verilen seviyeli bir cevaptır. Yargılanması gerekenlerin, yargısız infazla mahkum etmeye çalıştıkları bu güzel insanlar aynen Güneş gibi aydınlıktır. Güneş balçıkla sıvanmaz bilirsin…
Bu karaladıkları insanları bir zahmet en azından google’e girip isimlerini tek tek yazsınlar baksınlar Mimarlık için ne suç işlemişler görsünler….
Çok tuhaf …Birde kongre ye katılım için, AKP nin kömür ve yiyecek dağıtması gibi 3 puan SGM dağıtmalarıda çok ilgimi çekmişti..
Hepside Çok üzücü… özellikle böyle karalamaların aklı başında düşündüğümüz Mimarlık toplumunda pirim yapması….
Demokratik bir yarışta çok olağandır kaybedende olacak kazananda ….Keşke bunu Dostça Arkadaşça ,meslekdaş bilinci ile yürütebilseydik. Sen ve Senin gibilerin bunu yaptığınıza inanıyorum..
Saygı ve sevgilerimle
Y:S:Sepin
__________________
architekt
Hasan Kıvırcık
Asuman hanımın bu kıymetli yazısı panoroma niteliğinde. Seçimler öncesinde başlayan bir süreci günümüze bağlıyor. Sayın Muhçu’nun sayın Karabey’e cevap olarak yazdığı ve bu sitede yayınlanan yazısı içindeki “kırgınlıklara son verecek” girişim samimi bir niyet ise bir defa öncelikle bunun gösterilmesi lazım. Çünkü, geçtiğimiz seçimlerde mimdap olarak “Demokrat Mimarlar” grubu olarak seçimlere katıldığımız ve bu yarışta kaybettiğimizde, daha o gece oda salonlarında; “artık hep bareber çalışılacak, …” türünden iyi niyetler söylenmiş fakat geçen iki yıl içinde bu konuda en ufak bir adım bile atılmamıştı.
Dolayısıyla, bir seçim kazanıldıktan sonra bu tür herkese iyi gelen şeyler söylemek öndmli değildir, bunu yapmak önemlidir.
Ancak bu konunun bir yanıdır şüphesiz. Sanki seçim ortamı çok “normal” geçmiş de şimdi bir centilmenlik yapılıyor sanısı oda geçmişini ancak hiç bilmeyenlerde uyanabiir.
Benim asıl vurgulamak istediğim konu, Asuman hanımın yazısında açıkça belirtildiği gibi bu seçim ortamının ülke politik eksenine ve aktörlerine birebir oturtularak yapılması, aynı argümaların kullanılması, gereksiz bir ötekileştirmenin özellikle yaratılmasıdır. Bunu şimdi benim içinde isim olarak bulunmadığım ama programını desteklediğim gruba karşı yapılmış olması değil sadece sorun.Meslek odasınının herkesin odası olması gibi bir inceliği bundan sonra reddetmiş bulunması, meslektaş nezdinde büyük bir bölünmeyi göze alması, subjektif yakışırmalarla yıpratma ve karartma uygulanması gibi, seçim ortamlarında sayın Muhçu’nun sözlerinden “biraz da olur böyle şeyler ama…” diye anlaşılan çizgiyi çok aşan bir tahakkümün ‘meşru’ oda politikası durumuna gelmesi düşündürücü, çık sıkıntılı bir durumdur.
Bu yapı sonunda mimarların içinden çıkmış, onun kendi ortalamasının bir ürünüdür. Demokratik seçimlerle kendisini antlatıp onay alması sahiden demokrasiye inanan biri olarak beni hiç rahatsız etmez. Ama şartlarda eşitsizlik, meslek odasının kimliği ile grup politikası, belli ulusal-sol grup anlayışlarının meslek odasının şanlı geçmişi, kent koruyucuğu, … şeklindeki eşleştirmeleri olmamak kaydı ile. Yahut bu konudaki karşı eleştirilerin de ortamda eş bir şekilde yer bulması şartı ile. Becerilemeyen, seçimleri bir demokratik yarıştan uzaklaştıran sığlık burada yatmaktadır.
Deniyor ki, niye son on gün çıktı bu grup? Niye gelip bizimle konuşmadınız? Niye bize söylemediniz, biz mesela bir arkadşımıza söylenmiş bu cümle, “seni listemize yazardık”
Görüldüğü gibi oda seçimleri aslında blokajlı ve icazetli bir süreç yaşamadan tekil olarak yönetim grubunda bulunmanız çok zor. Hele hele liste falan ve son on gün, olacak şey değil. Şimdi anlam ortada ve yeterince açık. Bu tablonun kendisi büyük yanlışlarla dolu ve demokratiklikten uzak. Lütfen birşeylere yanıt verirken bunları unutmayalım.
Bir de bir gazete çizerinin “oda seçim gözlemleri” ile ilgili “bilgi paylaşımını” yanlış, eksik ve maksatlı bilgilere dayandırdığı tarafımdan saptandı ve o kişiyle yaptığım görüşmede örnek olarak söylemek gerekirse aslında beni tanımamasına rağmen “AKP lilerle sarmaş dolaş, AKP ye saçim kazandırmaya çalışan ve bir partinin üyesi….” gibi şimdi burada ayrıntılarına girmeyeceğim seçim sonu çalışmaları fark ettim. Bunların yanıtlarını tabiki verdim ve bu bilgileri yayan sayın çizerin tersten gereğini yapmasını bekliorum.
Ama bu tür bir dezenfermasyonun odadan yapıldığı, şimdi yine isimler üzerine üslup olarak girmeden söylüyorum, buldum. Bu yöntemler hiç birimizin kabul edeceği yöntemler değildir ve bu işin daha fazla uzamadan bir aklı selime geleceğini bir kaç gün içinde görmek istiyorum.
Son olarak, herkes eleştirisini yapmalıdır elbette. Ama buradan kurumsal olarak meslek odası da kendi eleştirisini, açık yüreklilikle ve ama öncelikle ortaya koymalıdır. Bu beliki de hepimiz için daha iyi bir gelecek ihtimalini güçlü kılar.
Saygılarımla
Yılmaz Kuyumcu
Bu başkalaştırma ülkemizde geçmişte çoğu zaman kısa vadede başarılı oldu. Ancak yukarıdaki listeye baktığımız zaman hep kötü anılar gözümünüz önüne geliyor. Saldırılar, linçler, ölümler, harcanan değerler…
Ülkemizde grupları iki bölüme ayırabiliriz: Bir tarafta politik olarak başkalaştırma yapanlar ve yapmayanlar. Yapanların işi kolay. Birkaç anlamsız içi boş slogan, bolca saldırı sözcüğü. Fetiş değerler. Kalabalıklar bunu çok kolay benimsiyorlar.
Zor olan demokratik olmak, farklılıkları bir zenginlik unsuru saymak ve doğal olarak kabullenmek. Fetişsiz, ikonsuz doğal olabilmek.
Başkalaştıranların söyledikleri hiçbir zaman doğru olmadı. Ne sol kesim kominizmle mücadele derneklerinin iddia ettikleri gibi “ruslara hizmet ediyordu” ne de “milliyetçi cephenin” iddia ettiği gibi “temizlenmesi gerekenler” vardı. Bu oyun hep tek taraflı oynandı.
Bir tarafta korunması gereken bir iktidar ve iktidar ilişkileri karşılarında da buna destek olmadığı için düşman ilan edilenler.
Bir tarafta benzeşenler diğer tarafta da farklı kesimlerden gelenler. Bir tarafta dehşet senaryoları yaratanlar diğer tarafta da birbirlerine bakıp “acaba bizden mi bahsediyorlar?” diye soranlar.
Bir amaç olmaktan çıkıp bir araca dönüşen demokrasi.
Bunca deneyimden sonra hala daha bu oyunun oynanabilmesi gerçekten üzücü.
Mustafa Mutlu
50’li yıllarda Vatan Cephesi vardı ve de başkaları,
60’lı yıllarda kominizmle mücadele dernekleri vardı ve de başkaları,
70’li yıllarda milliyetçi cephe vardı ve de başkaları,
80’li yıllarda dörtlü eğilim vardı ve de başkaları,
90’lı yıllarda islamcılar vardı ve de başkaları,
İkibinlere geldik senaryo değişmedi çağdaş demokrat toplumcular var ve de başkaları…
Ben hep başkalarından oldum. Onun için hep aynı kaldım.
Asuman hanım üzülmeyin, siz haklısınız.
Nehir
Sayın Yeşilırmak
Yazınızı okurken hissettiklerimizin, bu karalama kampanyasını yürütülenler tarafından da hissedilmesini yürekten diliyorum. Mimarlar odası seçimleri yazık ki iktidardakiler ile ötekileştirilmeye çalışılan ‘mimarlar’ arasında geçti. Demokratik bir mücadele süreci, kişisel öç alma ve odayı ‘mimarlardan’ kurtarma kampanyası haline getirildi. Bu durum mesleğin ve odamızın (hepimizin odası sadece odacıların dehil) geleceği adına taşıdığımız endişeleri ne yazık ki katlayarak çoğaltmıştır.
Sizin şahsınızda, onurlu meslek yaşamlarına bu mücadele sürecindeki akil tutumlarıyla biraz daha değer kazandıran tüm ‘mimarlar’ı kutluyorum.
Meslek yaşamınızda bundan sonra da aynı onurlu tutumu sürdüreceğinize, başka kişiler üzerinden yarattığınız spekülasyonlar ile değil, kendi ürettiğiniz değerler üzerinden saygınlığınızı arttıracağınıza yürekten inanıyorum.
mehmet melek
Uyarılarınızı bu saygın zannettiğimiz kişler dikkate almalı. Odada seçim kazanmak ve karşıtlarını bu kadar söylediğiniz gibi ötekileştirmek nasıl demokrat olma mantığına sığdırılabiliyor anlamış değilim. Üzülmenin ötesinde kırıldım. Alın oda sizin olsa ne olur, yöntemleriniz o eleştirdiğiniz iktidar yapılnamsından ne kadar farklı.
Saygılarımla