Manhattan: Yanılsama ve gerçeklik

7 Dakika Okuma Süresi

HAKAN DÖLGEN / Mimdap
New York şehri, Staten Island, Bronx, Brooklyn, Queens, Manhattan adı altında 5 farklı bölgeden -borough- oluşmuştur.Bunların arasından Manhattan, 3,5 x 21,5 km boyutlarında insan algılarının ötesinde bir ada ve bu bölgelerin en ünlüsü. Burası bu kadar büyük boyutları olmasına rağmen kendinizi bıraktığınızda saatlerce bir ucundan diğer bir ucuna, sıkılmadan yürüyebileceğiniz sürprizlerle doludur. Altı bütünüyle herkesin kullandığı metro sistemiyle donatılmış olsa da , şehrin kendisini yasamak için caddelerinde yürümek, kendinizi Manhattan’ın sürprizlerine bırakmanız şart.

New York’u ziyaret edenlerin çoğunlukla geldiği yer Manhattan’dır. Çünkü bütün müzeler, eğlence merkezleri, Broadway, alışveriş merkezleri, sanat galerileri, hepsinden önemlisi çılgın gökdelenleri buradadır.Aslında buraya gelenlerin çoğu gökdelenleri ziyaret etmeyi pek de hedeflemez, çünkü bilir ki zaten binlercesinin ortasındadır.

Yüksek yapı yapmanın göze batmadığı, çevre karakterini bozmadığı ender yerlerden biridir Manhattan. Belki de alçak bina yapmak, burada çevreyi bozucu bir yaklaşım olur.

Empire State Building, Chrysler Building,Trump Tower, Rockefeller Center gibi turistik amaçla ziyaret edilebilenlerin dışındakilere girmek özel izinler olmadan mümkün değildir. İçleri, dışarıda gezenler tarafından pek de bilinmez.Bu yüzden Manhattan’da halkla bütünleşen tek düzlemin zemin katları olduğunu söylemek mümkündür. Herhalde bu bütün kent mekanları için geçerli bir kavram.

Bir araç trafiğine gözlerinizi dikerek baktığınızda genel olarak algıladığınız arabaların vızıltısı ve her yöne kayıp giden görüntülerdir. Manhattan’da insanların kaldırımlardaki yürüyüşlerinde de bunu algılayabilirsiniz. Her yönde koşturan milyonlarca insan ve bu koşuşturmaca içinde adeta hiçleşen insan sıcaklığı. Hareket halindeki karınca sürülerinden farklı olmamanın yaşandığı bir yer Manhattan.

Sürekli bir devinim.

Hissettiğiniz çoğunlukla bitmeyen bir enerji.

Bunun Manhattan’ın mı, insanların mı yoksa, dünyanın her alanda en tepede olmuş bir şehrinde olmanın getirdiği bir olağanlık mi oldugunu anlamak zor.

Detayları algılayamıyorsunuz. Her şey o kadar yüce ölçekte ki.

Bütün ada gökdelenlerle dolu olduğundan yeni bina az yapılıyor . Bu yüzden yenileme ve dekorasyonun en uç örneklerini burada izlemek mümkün. Yolda yürürken Rem Koolhaas’in Prada’sına rastlayıp bu çok ilginç dekorasyonu ziyaret edebilmek, Calatrava’nın bir anıtına dokunmak, bütün star mimarların yeni biten ya da inşaatı devam eden en son çalışmalarını adeta dev açık bir sergide izler gibi hissetmek sadece New York-Manhattan’da olası gibi.

Manhattan’ın merkezi neresi diye sorulduğunda alınacak bir cevap yoktur. Çünkü Manhattan’ın tamamı zaten New York’un merkezidir. Kilometrelerce yayılan bir merkez burası. Geleneksel Avrupa kentindeki merkez kavramını New York için düşünemeyiz. Bu anlamda ‘downtown’ kavramı bile New York’ta Amerika’nın diğer şehirlerden farklıdır.Birincisi Manhattan ‘downtown’ olarak adlandırılan yeri diğerlerinin aksine geceleri boşalmaz. Konut gruplarıyla donatılmıştır.

Bir şehrin içinde yaşarken, onu uzaktan görememek bir handikaptır. Bunu en çok Manhattan’ın siluetine uzaktan baktığınızda çok ayrı, dünya mimarlık tarihinde yerini almış bir görüntü ile karşılaştığınızda fark edersiniz.Yani “deryanın içinde yaşayıp deryayı fark etmeme”nin örneğidir burası biraz. Her ne kadar kafanızı yukarı kaldırdığınızda yakaladığınız bir derinlik varsa da, Manhattan’ı algılamak için yeterli değildir bu.

Manhattan’ı gerçekten algılayabilmek için ona uzak bir noktadan , adanın karşı tarafından , New jersey’den ve Brooklyn’den bakmanız gerekir. Bu noktadan bakıldığında onun insanı hayrete düşüren silueti , ihtişamı algılanır.

Peki bütün bu gökdelenlerin arasında dolaşırken insan bunların ne kadarını yasayabilir, algılayabilir? İçlerine giremediğiniz ya da hepsini bir bütün olarak algılayamadığınız bir yerdeyseniz, algınızda yanılsama vardır. Bir şehrin en çarpıcı görüntüsünü içinde yaşarken algılayamıyorsak o şehri tanımlamamız oldukça eksik kalacaktır. Bu yüzden Manhattan’ı içinden yasamak bir yanılsamadır. Belki bütün şehirler için bu böyledir.

Bir ilginç bina görmüştüm geçtiğimiz günlerde ve ona yaklaşıp fotoğrafını çekmek istedim, Yaklaştıkça fark ettim ki o bir bina değil bir duvar resmiydi.

Bakanı yanıltacak örnekler çok fazla Manhattan’da. Fanteziler gerçek olmuş , yanılsamanın mimarisi zorlanmış.

Rasyonel düşünme tarzıyla varılamayacak noktalara fantezinin kendisi ,yanılsama ve imajlarla varmak pekala da mümkün.

Dijital mimarlıkta da bir çok şey yanılsama, ilustratifdir ama imajlar gerçeği kamufle ettiği kadar yeni bir gerçekliği de oluşturur. Görüntü yaratıcılığı ateşlediği sürece ne derece görüntüdür?

Yanılsamanın bilincinde olunduğu , bunun halusinasyon seviyesine getirilmediğinin örnekleriyle dolu Manhattan.

Yanılsama aslında yanıldığının farkındalığıyla yeni bir gerçekliğe dönüşür.

İmajlar,algılar, yanılsamalar bizi gerçekliği tekrar tanımlamaya götürür.Biz ortaya çıkmış imaj, görüntü doğrultusunda gerçekliği tekrar ele almak ihtiyacı hisseder ya da imajın kendisine yeni gerçeklik olarak bakmak isteriz.

Bizim gerçekten varoluşumuz var olanı tekrar tanımlayabilmekten geçiyor. Baudrillard yanılsama kavramını daha ileri götürür ve “gerçekliğin artık yok olduğunu bizim tamamen imge yanılsama ve simulasyonu yaşadığımızı” söyler.”Artık “gerçek ötesilik” dünyasında yaşıyoruz bu yeni gerçekle illüzyon gerçeği yerini almıştır . Şeylerin neye benzedikleriyle gerçekte ne oldukları arasındaki zıtlığın medya çağının “hiper-gerçekliği” koşullarında çözülmeye başlamasıyla metaların ve işaretlerin bütünüyle birbirine karışmıştır. İşaretler giderek kendileri dışında gerçek bir dünyaya değil, bizzat kendi gerçeklerine gönderme yaparak kendilerine ait bir yaşam sürdürmeye başlamıştır. Bu yüzeyler dünyasında, televizyon, gerçek şeylerin ancak ekrana yansıdıklarında vuku bulacağı yer olarak gerçeğin yerini alır.”

TV her ne kadar bir görüntü çöplüğü de olsa, bunların aktarımında ve bellekteki yerinin sabitlenmesindeki en önemli araçtır. Baudrillard “iletişim hazzı”ndan bahsederken bunun yaşanması ve tadının çıkarılması gerektiğine vurgu yapar.
ilkel toplumun maskları vardı,
burjuva toplumunun aynaları,
bizim ise görüntülerimiz var.”

Manhattan görüntülerin gerçeğe dönüştürüldüğü yer olduğu içindir ki dünyanın bir çok ülkesinden bir çok genç mimar büyük umutlarla buraya gelir ofislerini açar ve yıllarca kaldıktan sonra da sessizce ülkelerine geri dönerler. Çünkü farkında olunmayan en büyük yanılsama aslında Amerikanın kendisidir.

2 Yorum

  1. seda

    saol abıcım ya acaba baska siteye mi baksam ama super orada yasamayı ısterdım

  2. amy lee

    muhteşem bir yer ağzım açıkta okudum yazınızı desem daha iyi olurdu gitmeyi çok isterim

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir