Konut sorunu

3 Dakika Okuma Süresi

ERBATUR ÇAVUŞOĞLU / Birgün
Engels (1872) 134 yıl önce konut sorununu incelediğinde, kaynakların sanayileşmede kullanılmasıyla kentlere akan işçi sınıfının barınabileceği yeterli sayıda ve nitelikte konut stoku olmamasından yola çıkmıştı. Gerçekten de bu yokluk ve yoksunluk iç burkan yaşam öykülerine yol açmış, insanlık tarihinin utanç sayfalarından birkaçını daha oluşturmuştur. Bugün ise modern ve demokratik olduğu iddia edilen bir dünyada yaşarken, daha az vahşi bir kapitalizmle, daha az zulümle karşı karşıya olduğumuzu iddia etmek o kadar da kolay değil.

Özellikle Türkiye gibi ülkelerde konut sorunu başka bir vehçesiyle karşımıza çıkmakta: Herkese yetecek sayıda ve nitelikte konut üretilmiş olmasına rağmen, bu konuta mal sahibi ya da kiracı olarak erişme olanaklarına sahip değiliz. Anayasal bir hak olan barınma hakkında, devletin konut üretiminde figüranlık yapıp meydanı piyasaya bırakmasıyla oluşan sürece, kentlilerin katkısıyla oluşan kent rantlarına mal sahiplerinin el koyması eklenince, mülkiyete bağlı eşitsizlikler de şiddetleniyor.

Dünyada aylık hane gelirinin yüzde 10-20’lik bir diliminin konut ya da kira için ayrılması makul, insani bir oran olarak kabul edilmekte. Bu satırların yazarı olan ben, bir devlet memuru olarak, sahip olmak isteyebileceğim mütevazı bir konutu aylık gelirimin yüzde ıo’unu ayırarak yaklaşık 100 senede satın alabileceğimi hesapladığımda, bu kadar uzun yaşamayı planlamadığım için bir miktar hayal kırıklığı yaşamıştım. Bu nedenle yüzde 20’lik bir pay aktararak süreyi 50 seneye çekme ve 8o’li yaşlarımda konut sahibi olma kararı aldım. Tabii, benim koşullarımda yaşayan birçok kişi gibi bu payı ayırmak ve 8o’i devirmek benim için de kolay olmayacaktı…

Hatırlıyorum, birkaç yıl önce konut sorunu üzerine önemli bir kongre yapılmaktaydı, ben de yukarıda özetlediğim düşünceleri bir bildiri olarak sunmak istemiştim. Ne yazık ki düzenleme kurulu “konut sorunu üzerine düşünen bir kent plancısının konut sorunu” adlı önerimi ciddi bulmamıştı. Konut sorunum ise birçok kişininki gibi hâlâ ciddiyetini koruyor!

Kapitalizm eleştirisi içinde, kapitalizmin insanları aile kurmaya, mülk sahibi yapmaya teşvik ederek sisteme dahil ettiği tezi incelenmiş ve önemli düzeyde taraftar bulmuştur. Böylece sistem içinde mutlu ve huzurlu kitleler yaratılarak, eşitsizliklere rağmen “ikna” üretilebilecektir. Türkiye’de ise muhtemelen “ikna üretmeyi” gerektiren isyankâr bir hava olmadığından, mülk sahibi yapma yönünde temel bir politika da izlenmiyor.

VVilhelm Reich “asıl sorulması gereken soru neden aç insanların çaldığı değil, neden aç insanların çoğunun çalmadığıdır” demişti. Galiba yanlış soruları sorup, yanlış cevaplar üretmeyi sürdürüyoruz. Bugün Türkiye’de yaşanan kentleşme sürecinin “çarpık kentleşme” yerine “çarpık ekonomi” ile açıklanması konusunda ısrarcı olmak gerekiyor…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir