Dünyanın her yeri gibi ülkemizde de konut politikaları eşitsizlikleri derinleştiriyor. Bu bakımdan konut hakkı ihlalleri, neoliberal politikaların ve serbest piyasanın rasyonelliği iddiasına dayanan refah vaatlerinin ne denli boş olduğunu gösteren güncel bir olgu olmayı sürdürüyor. Bir yandan toplumun geniş kesimleri için uygun fiyatlı konut bulmak imkansızlaşıyor. Diğer yandan, devasa emlak projeleri şehirlerin çehresini değiştiriyor; doğal alanların, yasal sınırlamalar ihlal edilerek veya şaibeli biçimlerde imara açılarak bir kısım azınlık için lüks konutlara çevrilmesi gibi politikalar neoliberal politikaların esasını açık ediyor.

Madden and Marcuse’un Türkçeye “Aşırı Metalaşma Çağında Konutu Savunmak” olarak çevrilen çalışmalarına dair yazdığı değerlendirmede Zachary White, Lefebvre’den alıntıyla, lüks konutun, kendi içinde bir para birimi haline geldiğini söylüyordu. Hak vermemek mümkün değil. Bir zamanlar konut sorununa çare olarak sunulan konut kredisinde son durum haberleri de bu tespiti doğruluyor. Buna göre konut kredisinde en düşük faiz oranı yüzde 3,05[1]. Yüksek ev fiyatları ve enflasyon hesaba katılınca bu oran, alt-orta gelir grupları harcamaları bakımından ödenebilir konut kriterinin çok üzerinde kalıyor. Bu noktada konut politikasının, herkese yaşanabilir bir konut sağlamak şöyle dursun, yatırımlık ev satışını teşvik etmeyi amaçladığı bir kez daha berraklaşıyor.

∗∗∗

Dahası, İstanbul gibi büyük ölçekli, deprem riskli ve yoksulluğun her geçen gün derinleştiği bir kent söz konusu olduğunda konut sorununun kapsamı da değişiyor. Konut, yaşam maliyeti krizinin merkezinde yer alıyor. Asgari şartlar olarak görülebilecek depreme dayanıklı, kamusal hizmetlere erişilebilen ve insanca yaşanabilir nitelikli bir konut İstanbul halkı için bir lüks. Sadece kredi kullanarak konut alımı bakımından da değil. Kiracılık için de durumun daha kolay olduğunu söyleyemeyiz. Bu nedenle lüks konutun ne olduğuna yönelik tartışmak da gerekiyor.

Toplumun en öncelikli ihtiyacı ve hakkı olan depreme dayanıklı konuta erişimin hayalini kurmak dahi mümkün değil. Geçtiğimiz günlerde basına da yansıyan AB Komisyonu’nun kiracılarla ilgili araştırması durumu, en azından kiracılar boyutuyla tek cümlede açıklamaya yetiyor: Gelir ve kiraya göre İstanbul, Münih’le birlikte Avrupa’nın en pahalı ikinci kenti oldu.

Bu cümle her ne kadar herkesi eşitler görünse de gerçek bundan farklı. Esasında, gelir bakımından toplumun farklı kesimleri için sadece lüksün değil konutun da anlamı değişiyor. Örneğin kiracıların büyük çoğunluğu için konut her an zorla tahliye edilmekten korkulan yer olarak konumlanmış durumda. Kadınlar için ekonomik ve psikolojik boyutlarıyla şiddet unsuruna dönüşmüş durumda. Düzenli gelirden yoksun kesimler için yerinden edilme tehdidinin yanı sıra daha fazla mesai, daha güvencesiz koşullar, daha niteliksiz yaşam standartları, daha az beslenme anlamlarını barındırıyor.

∗∗∗

Sonuçta Türkiye genelinde kira artışlarına ilişkin tartışmalar sıkça gündeme gelse de ne çözüme yönelik bir irade ortaya çıktı ne de bir mücadele. Yaşam maliyetinden ekolojik tahribata, toplumsal cinsiyet eşitliğine birçok konunun kesişiminde konut krizi göz ardı edilemeyecek bir felaket haline geliyor. Depreme dayanıksız konutlar, artan kira bedelleri, yüksek maliyetler sürüp giderken, iktidar, sorunu yeniden üretme pahasına piyasa insafına bırakılmış “kentsel dönüşüm” projelerinden, yüzde 25 zam sınırından medet ummamızı bekliyor. Bunlara karnımız tok. Kim için ve nasıl bir konut politikası sorusuna adil bir çözüm bulmanın yolu öncelikle konutu yatırım aracı olmaktan çıkaracak kamucu bir sosyal konut politikası geliştirmekten geçiyor. Bunun için de kâr için değil, halk için konut talep eden herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor.

[1] https://www.cumhuriyet.com.tr/ekonomi/galeri-ev-almak-isteyenler-dikkat-iste-banka-banka-konut-kredisi-faizleri-2203260

Kaynak: Birgün

2 Comments

  1. Konut gereksinimi bir yandan yoksul kesimler için can alıcı iken ancak sermaye onu metalaştırdı ve konut yapımı bir ticarete dönüştü. Çünkü bu alan piyasaya bırakıldı.

  2. Konut alanı aslında emlak piyasasına terk edilmiş bir alan. Özel sektörün kar ettiği yerlerde bazen güzel bazen de çok sıkışık saçma konutlar üretiliyor. Ancak genel olarak halka bırakılan yerlerde ise yoksulluktan ve plansızlıktan kötü bir çevre oluşuyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir