Kentsel dönüşümün mağdurları ve…

5 Dakika Okuma Süresi

MURAT CEMAL YALÇINTAN / Birgün
İstanbul’da yaşanan dönüşüm süreci ile sınıf çatışmalarından arındırılmış mutena semtler; fabrikasız, işçisiz, yoksulsuz ve yoksulluğa bağlı suçların olmadığı bir dünya kenti hedefleniyor… Bu şekilde, üst düzey yöneticiler, kalifiye uzmanlar, sanatçılar vs kente çekilebilecek; üretimden arınmış bir tüketim kenti oluşturulacak. Üretimi de, işçiyi ve yoksulu gönderdiğimiz yerlerden bekleyeceğiz her hal. Bu bildik hikâye çerçevesinde TOKİ kentin çeperlerinde sürekli toplu konut üretiyor; işçiyi ve yoksulu bu konutlara iteliyor/öteliyor.

Bu genel çerçeveden bakınca dönüşüm projelerinin öngördüğü yaşayanların “yerinden olma” süreçlerinin henüz ilk aşamasında olduğumuzu düşünebiliriz. İşçi sınıfı ile işsiz ve yoksul kesimlerin bu ilk aşamada sevk edildiği toplu konut adacıklarının ömrü de bu çerçevede uzun olamaz. İnsanların kendi kurdukları yaşama alanları, içinde bulundukları ilişkiler ağını da ifade eder ve o ilişkileri taşır. Oysa TOKİ tarafından uygun görülen toplu konut adacıklarının bu ilişkiler ağının ya farkında olmadıkları ya da bu ağı yok etmek istedikleri anlaşılıyor. Yeni inşa edilen adacıkların mesafe olarak uzak olması, eski ağlardan faydalanmayı da engelliyor. Varlıklarını uzun süredir enformel ilişkiler üzerinden sürdüren yoksul kesimlerin bu ilişkileri yok sayan bir mekânsal örgütlenme içinde yaşayabilmeleri olası değil. Aynı durum sosyal güvenceli işçi sınıfı için de geçerli; çünkü alım/yaşam gücü iyice zayıflamış işçi sınıfı da çeşitli biçimlerde bu ağa entegre olmuş durumda ve kopması işsiz ve yoksul kesim kadar olmasa bile onlar için de yıkım anlamına gelir.

Sarıyer’de oturan bir aile düşünün. Baba Sanayi Mahallesinde bir atölyede çalışıyor; anne çevredeki villalara temizliğe gidiyor ve büyük oğul da sahildeki bir barda otopark görevlisi olarak çalışıyor. Bu ailenin İkitelli’ye taşınması yalnızca barınma hakkına değil yaşama hakkına yapılmış bir tecavüzdür ve taşınma halinde bir aile olarak yaşama olanağı hemen hemen kalmaz. Hakim kanaate göre, bu yaşayamama hali ailelerde dağılmalara neden olacak, oluşturulan toplu konut adacıklarında gettolaşma gözlenecek. Ailelerin bile dağıldığı bir süreçte yoksul kesimlerin birbirleri ile dayanışma hali zaten beklenemez. Hâkim olacak yoksulluk hali “yeni yoksulluk” olarak adlandırılan bireyselleşmiş bir yoksulluk olacak ki bu da her türlü sosyal ve psikolojik olumsuzluğa gebe bir hal. Uzun lafın kısası, bugün bu alanlara taşınanların yakın gelecekte İstanbul’u tamamen terk etmeleri gerekecek. Çaresizlik nedeniyle bu toplu konut adacıklarında kalanların da bugün gecekondu yaşayanlarına layık görülenlerden daha ağır suçlamalarla karşı karşıya kalacakları ve yeniden dağıtılacakları öngörülebilir. Bu süreç, Avrupa’da, İkinci Dünya Savaşı sonrasında yapılan sosyal konutiarda yaşayan kesimler için 1980’den bu yana çalışmaktadır. Toplu konut adacıklarının yaşam sürelerinin bizde Avrupa’daki kadar uzun ömürlü (30-40 yıl) olacağını da düşünmüyorum; çünkü bizdeki örnekleri ekonomiden ve toplumsal ilişkilerden tamamen koparılmış projelerin ürünleridir, dahası hâkim ekonominin ve yaşama biçiminin dikte ettiği bir uzaklaştırma politikasına karşılık gelirler. Yapılması gerekenin önünde engel oldukları için siyasetçileri suçlamak, ekonomiye dem vurup ranta karşı siyasal kararlılık talep etmek çok yaygın ve kolay. Ama siyaset-iktisat ikilisinin eklemlenmişliği bu iyi-niyetli önerileri boşluğa düşürüyor. Geriye yaratılacak kamusallıklar üzerinden siyasal alternatifler oluşturmak ve bu projeleri geliştiren iktidarı baskı altına almak dışında bir yol kalmıyor.

Diğer yandan, yukarıda sıralanan gelişmelere neden olacak projeleri siyasetçiler değil uzmanlar hazırlıyor ve bu uzmanlar bazen siyasetçileri bile zehirleyebilecek kadar sistemden beslenir hale gelmiş olabiliyor. Topu siyasetçilere atmadan meslek alanlarımızda yaptığımız projeleri düşünme zamanı geldi de geçiyor. Siyasal alanda yürütülen hâkim dönüşüm biçimine karşı mücadelenin, meslek alanına da girmesi ve meslek alanında çatışmanın bu projeler kesilene kadar sürdürülmesi kaçınılmaz. Meslek odalarının dönüşüm projelerine karşı söylemleri ve açtıkları iptal davaları yeterli değil; çünkü meslek dışı aktörlere karşı gösterilen sert tavır, nedense meslek/camia içi tavırla uyuşmuyor.

Meslek etiği tartışmaları akademik alanda yapılıyor ama iş uygulamaya gelince tıkanıyor. Bu tartışmalar bildirilerde/makalelerde kaldığı sürece camia içi yaptırımlar haline gelemez. Oysa, bir arada yaşama kuralları meslek alanlarında da geçerlidir ve son dönemde yapılan dönüşüm projeleri ile büyük ölçekli mimari projelerin büyük bir çoğunluğu, ayıplanmayı, sokakta yürürken yere tükürmekten çok daha fazla hak etmektedirler. Yaklaşan meslek odası seçimleri öncesinde ilgili meslek alanlarının bu yönde tartışmaları artırmaları ve yollarına hâkim sürece muhalif, akılcı ama gerektiğinde meslek camiası içinde de sertleşebilen gruplarla devam etmeleri, dönüşüm süreçleriyle kentlerimizde yaşananların engellenmesinde yaşamsal önemdedir. Meslek insanları meslek alanları içinde meşruiyet yitirmeyi, ayıplanmayı göze alamazlar. Özellikle yakın gelecekte seçim sürecine girecek şehir plancılarına ve mimarlara duyurulur!

8 Yorum

  1. Murat Cemal Yalçıntan

    Endişelerinize katılmakla birlikte, endişeler nedeniyle kontrolsüz bir ortama izin vermeyi doğrusu onaylamıyorum. ŞPO’ya (İst. Şube) önerdiğimiz (ancak bir türlü yaratılamayan) açık bir süreçte tartışma ortamının yaratılması herkesin hemfikir olacağı genel ilkeleri ortaya çıkarabilecek, bu genel ilkeler üzerinden de etik değerlendirme yapma şansı olabilecek diye düşünüyorum. Zaten bu işin sonunda bir cezalandırma olması TMMOB Kanununa aykırı olur ama bu genel ilkelerin takip edildiğinin bilinmesi bile bence yeterince caydırıcıdır. Bu ilkeleri takip edenler de herkesin kabul edebileceği kişiler arasından seçilebilir. Dolayısıyla “aman ha”lık bir durum oluşacağını sanmıyorum. Oluşursa da, yine siyasal ve demokratik bir hak mücadelesi alanı oluşur, -ki bunlar topluluklar ve camialar için çok sağlıklıdır.
    Diğer yandan, şikayetçi olduğunuz derin odacı arkadaşları orada bırakan da bizleriz neticede. Odalarımız/mesleklerimiz için daha çok var olduğumuz gün derin arkadaşların değişme şansı var. Daha çok var olmadıkça derinlikle eleştirmek bana hakça gelmiyor. Eleştiriyi yapılanların ve yapıl(a)mayanların üzerine kurmak gerekir diye düşünüyorum ve mevcut duruma eleştirimi de muhalefetin yetersizliği / güçsüzlüğü üzerinden geliştirmeye çalışıyorum.

  2. sedat mert

    Bence bu yazı bir dilek ve bu dilek doğrultusunda bir yönelme arzusunu dile getiriyor. Ama oda alemleri içinde hiç de demokratik olmayan katmanlarda bu çeşitten meslektaş ayırımcılığı çok olumsuz sonuçları başlatabilir. Etik, meslek ahlakı önceki yazılarda bir arkadaşın söylediği “kalıcı kadrolar” tarafından çok kolay istismar edilen mevzulardır. Hemen bir Engizisyon yaratırlar. Dolayısıyla, amanın ha, derim.

  3. Cemal Kozlu

    Zafer bey söyledikleriniz yetmez. Bence bu teklifler az bile olmuş. Teşhir ne demek, saptadın mı meslekten men etmek lazım. Buna ek olarak yeni yasal ve yönetsel kanun tasarıları da geliştirip bu kişlere ağır ceza uygulaması da getirilmeli. En ağır bir şekilde cezalndırılmalılar yani. Odalarımızda buna yatkın kişiler var, uygun isimlerden şimdiki “uzlaşma kurulu”, “disiplin kurulu” yerine “ceza kurulu” kurulsun, bu seçimlerde de demokrat mimar ve demokrat plancılar bu programlarla seçimleri alsınlar. Bu işlere bulaştığını düşünülenleri (ki bunu derin odacılar hemen sezerler ve şıp diye bulurlar) Mac Carty dönemi gibi izlesin ve açık düşürsünler. Evet çok iyi bulmuşsunuz, derin ve daimi odacılar kendi muhaliflerini yok etmek için nicedir bir fırsat kolluyorlardı, hep beraber destek olalım. Bu arada kentlerimizde kurtulur belki (!)

  4. Zafer Güngör

    Ben yazının sonundaki mesajı aldım galiba. Şimdi meslek odalarının seçim dönemi. Burada grupların ya da asıl grubun genel manada rant-çevre sorunları filan değerlendirmeleri yerine bu işe karıştığını düşündükleri hem serbest piyasadaki hem de kamudaki meslek insanlarını bulsunlar, haklarında soruşturma açsınlar, teşhir etsinler, cezalandırsınlar. Murat hoca diyor ki, mimarlar ya da plancılar kendi ortamlarında bu şekilde anılmak istemeycklerinden suç ortaklığından vaz geçerler. Hem bu yolla belediyeler, kentsel dönüşümcüler, rantçılar proje yaptıracak birilerini bulamayacaklarından “kente karşı suç” durdurulmuş olur. Diğer taraftan da odalardaki “asıl gruplar” daha halkın yanında bir siyasal rotaya girerler.

  5. Murat Cemal Yalçıntan

    Yazının tartışılıyor olmasını görmek güzel. Affınıza sığınarak meslek odası tartışmasına burada girmek istemem. Ama ŞPO’ya önerdiğim açık bir tartışma platformu sürecini mimarlar da yapmak isterlerse ve aralarına bir plancıyı da katmak isterlerse, gelir katılır düşüncelerimi ve bildiklerimi de seve seve aktarırım.
    Neticede bu bir yorum yazısıdır; bir meslek adamı ve akademisyen olarak özeleştirel bir yaklaşımdır. Kendimi aklayarak, sürecin dışarısına yerleştirerek yaptığım bir yorum da yok. Ortada her taraftan eleştiri alan kentsel dönüşüm planları ve bu planların uygulama projelerine yönelik mevcut sosyo-ekonomik yapıya değmeyen mimari projeler var ise- plancılar kadar mimarların da, meslek odalarının da ve bu arkadaşları yetiştiren biz akademisyenlerin de başımızı önümüze eğip nerede yanlış yapıyoruz diye düşünmemiz gerekir. Neticede bu kentleri plancılar ve mimarlar tasarlıyor ise ve ortaya çıkan ürün bu ise, burada bir tarafın siyah diğerinin beyaz olma ihtimali yoktur.
    Öneri kısaca yazıda var zaten: Daha güçlü bir toplumsal muhalefet ve meslek etiğinin oluşturulması ve korunması ayıplarımızı azaltacaktır diye düşünüyorum.
    Saygılarımla,
    mcy

  6. merve erkoc

    1 numarali yorumdaki anonim yorumcu, eger Murat Bey’in bu konuda neler yaptigini “gercekten merak ediyor” olsaydiniz internette yapacaginiz kucuk bir arastirma sizi aydinlatabilirdi. Ben yalnizca internetten takip ediyorum ve Gulsuyu-Gulensu Mahallelerinde surdurulen dayanismaci planlamanin calismalarini takdirle izliyorum. Demokratik planlama, mahalle halkinin da dahil oldugu karar alma surecleri… Somut oneri derken ne kasdettiginizi bilemiyorum ancak atolyeye katilanlar soz de uretiyorlar, plan da. Kucuk bir caba ve arastirma merakinizi giderecektir.

  7. Selim Bingöl

    Murat bey önerilerinizden ve son paragrafınızdan meslek odalarının şu anda meslektaşlarıyla sürüdrdükleri yumuşak politikadan yakındığınız anlaşılıyor. Şehir plancılarında durum nedir fazla bilmiyorum ama mimarlar için siz durumu gerçekten biliyor musunuz? Bu sonuca yani üyeleriyle “daha radikal bir tutuma” girmelerini hangi bilginize dayanarak söylüyorsunuz, merka ettim.

  8. Anonim

    murat bey durumu gayet güzel açıklamışsınız teşekkürler
    peki sizin bir akedemisyen ve meslek adamı olarak somut çözüm öneriniz nedir? gerçekten merak ediyorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir