ÖZGE YILDIRIM / Birgün
Yerel katılıma şans verilmeden alınan yanlış kararlara dayanarak yapılmış plan ve yatırımlarla her geçen gün yaşanılmaz hale gelen kentlerimizde son zamanlarda dikkatler, kentlerin kimliklerini oluşturan yapılara yöneltilen kültürel yıkımlara ve talanlara çevrilmiştir.

Geçmişimizden gelen, bugünümüzü yansıtan ve geleceğimizi şekillendirecek olan kentsel kimliği belirleyen öğeler, ne yazık ki söz konusu bu yapıların kaybını önemsemeyen kurumların tacizleri ve buna tepki vermesi gereken kurumların duyarsızlığı sonucunda yavaş yavaş ve bazen de kendilerin fark etmeyeceği kadar hızlı bir şekilde yok edilmektedir.

KİMLİK TARİHSEL SÜREÇTE OLUŞUR

Yetkili kurumlar kimliğin tarihsel bir süreçte oluştuğunun ve bu izlerin korunamaması halinde onarılamayacak yaraların açılabileceğinin ayrımına varamayacak kadar kendisini yenileme adı altında bu yapıları yok etme çılgınlığına kaptırmıştır. Ne yazık ki bu kurumlarımız, dile getirdikleri projelerle de bu davranıştan vazgeçecekmiş gibi görünmemektedirler

Çok değil birkaç sene önce orijinal haline döndürme adı altında gerçekleştirilen restorasyonla, ne İstanbul’un içinde ne de dışında yer alan ama erişilemezliği ile mitoslara konu olmuş Kızkulesi’ni “itina ile” kente kazandırarak, vapurla yanından geçerken bile zar zor fark edebildiğimiz bir kule haline getirmeyi başarmışlardır. Bir zamanlar boğazın incisi olan bu yapı, sıradan bir bina haline gelerek kentsel peyzajda “başarı” ile yerini almıştır. Diyarbakır surları, İstanbul surları, çeşitli cami ve saraylar da benzer bir kaderi paylaştı. Şimdi buna benzer bir durum Adana’nın simgesi Taşköprü’de gerçekleşmektedir.

Ortasında yer alan göbeği, trafik ışığı ve sürekli bekleyen trafik polisi ile dikkat çeken E5 üzerine kondurulmuş Celal Bayar Köprüsü, Baraj gölünün doldurulmasıyla elde edilmiş sevgi adacıkları, su taşıyoruz derken gölün üzerinde bitiveren Türkiye’nin en uzun köprücükleriyle ilginç uygulamalara sahne olan bu kent, şimdilerde 2000 yıllık kent simgesi Taşköprü’nün yenilenmesi ile karşı karşıya bırakılmıştır. Üstelik bu restorasyon saymakla bitiremeyeceğimiz garip kentsel düzenlemelere alışmış gibi görünen Adanalılar için bile yenilir yutulur cinsten değildir.

Adana Mimarlar Odası’nın, kentin simgesi olan yapıyı kurtararak gelecek nesillere aktarma amacıyla başlattığı çalışmalar sonucunda, Taşköprü’nün yenilenmesi gündeme gelmiştir. Bir simgenin kazanımı adına yapılan bu girişimler takdir edilse de, restorasyon çalışmalarının iyice gün yüzüne çıktığı bugünlerde bu çabaların sonuçları ne yazık ki pek de takdir edilebilecek bir aşamada değildir.

1 trilyon 612 milyar liraya, işinde “pek bir uzman” olduğu iddia edilen firma ihaleyi kazanmış ve hemen akabinde çalışmalara başlanmıştır. İhalenin ardından yetkili birimler yapıyı Bizans Dönemindeki mimarisine döndüremeyeceklerini ama “aslına” en uygun şekilde restorasyon çalışmalarını tamamlayacaklarını verdikleri demeçlerde gururla ifade etmeyi de unutmamıştır.

HANGİ ASLINA UYGUNLUK?

Çalışmaların iyice belirginleştiği şu günlerde, yetkili mercilerin kastettiği aslına uygunluğun bağlamından kopartılmış bir köprünün kente kazandırılması anlamına geldiği de iyice gözler önüne serilmiştir. Her ne kadar yetkili merciler yenileme çalışmalarının orijinaline döndürmek amacıyla başlatıldığını söylemiş olsa da restorasyon köprünün özgünlüğünü yitirmesine neden olan bir dizi teknik hatayı içererek hangi aslına uygun sorusunu aklınıza getirmektedir.

Çünkü üzerinde yürümeye başladığınız ilk anda, Osmanlı dönemi yapılarını koruma ve onların benzerlerini kentin etrafına serpiştirme konusunda uzmanlaşmış belediyelerimizin geleneksel uygulamalarından, çok daha dikkatli, çok daha özenli bir restorasyona ihtiyaç duyduğunu size bu 2000 yıllık köprü kendiliğinden hatırlatmaktadır.

Tarihsel süreçte pek çok düzenlemeye sahne olan bu köprünün, 7 gözü kentsel gelişimin ihtiyacı olan yollar nedeniyle toprak altında bırakılmıştır. Hangi tarihte eklendiği çok net bilinmeyen kitabeleriyse sökülerek Adana Etnografya Müzesi’ne taşınmıştır ve son olarak da beton demir karışımı eklemeler yapılmıştır.

İMİTASYON GERDANLIK

Buna karşın restorasyon sonucu aslına uygun adı altında karşımıza çıkartılan yapı, 14 göze sahip, üzerinde yürürken yayaların su ile ilişkisini kesen keskin hatlı parapetlerin eklendiği, kitabeleri halen müzede olan bir köprüdür ve gerçekleştirilen yenileme çalışmaları gözü rahatsız etmeden öte tırmalamaktadır.

Bu nedenle, hangi aslına uygun sorusunu sormak bir kent simgesinin başına gelenlerin ne olduğunu anlamak ve o simgeyi geri kazanmak adına oldukça önemlidir. Taşköprü bir kent simgesi olduğu kadar aynı zamanda, köprü yapmanın beton ayaklar üzerine nehrin iki arasındaki açıklığı kapatan bir satıh döşemekten öteye geçmediğini düşünen zihniyetin tersine, 2000 yıl önce bile bu tarz yapılar yapmanın belirli bir estetik gerektirdiğini gözler önüne sermesi açısından da önemlidir. Oysaki şimdilerde karşımıza konmuş olan köprü gelecek nesillerin mimarisine ve kent planlamasına yol gösterecek bir yapıdan çok, aslına uygunluk adı altında yok edilmiş bir kent simgesinden öteye bir şey ifade etmemektedir ve işinin ehli bir firma tarafından özenle iki yakayı birleştiren bir yüzey haline getirilmiştir. Başka bir değişle Taşköprü artık bir Bizans köprüsünden çok nehrin üzerine kondurulan imitasyon bir gerdanlık konumundadır.

Mimarlar Odası’nın iyi niyetle başlatmış olduğu bu girişim her ne kadar kültürel sürdürülebilirlik boyutunu hedeflese de, gerçekleştirilen uygulamalar, sürdürülebilirlikten çok kentin başka değerlerinin pazarlanmasında tarihsel kimliğin istenen şekle sokulmasının mubah olduğunu gözler önüne sermektedir. Çünkü, Taşköprü’nün restorasyonu Adana’nm yeni simgeleri olan Sultanahmet Camii’nin kopyası Merkez Cami ve gide gele gözlerin iyice alıştığı hilkat garibesi Hilton Oteli ile aynı karede yer almasını istemedikleri eski püskü bir kentsel yapıya, makyaj adı altında botoks yapılmasından öte bir şey değildir ve bu son derece zararlı olabilecek cerrahi müdahale, tekniğin ulaştığı son nokta adı altında insanlara sunulurken, Taşköprü’nün restorasyonu da aslına uygun adı altında yutturulmaktadır.

KAŞ YAPARKEN GÖZ ÇIKARMAK

Bu noktada ise, sadece sultanların yaptırma yetkisini elinde bulundurduğu altı minareli camiyi 1990’larda Adana’ya ve Ortadoğu’ya kazandırdıklarını iftiharla duyuran bir kesime hangi aslına diye sormak gerçekten de abesle iştigal niteliğindedir. Günümüzde kültürel değerlerin kentlerin pazarlanmasında bir artı değer olduğunu keşfeden yerel yönetimlerimiz dört elle bu değerlerin yenilenmesi için uğraşmaktadır. Ancak yetkili birimlerin restorasyon çalışmaları şekillendikçe, uygulamalardaki teknik hatalar iyice gün yüzüne çıkmakta ve bu değerlerin kültürel kıyıma uğradıkları gözler önüne serilmektedir. En nihayetinde de gerçekleştirilen çalışmalar kaş yaparken göz çıkarmaya benzemektedir. Adana’nın simgesi taş köprünün başına gelenleri ise bence en iyi bu deyim anlatmaktadır. Ve ne yazık ki toplumsal tepkiler çoğalmadıkça söz konusu bu uygulamalar daha nice kültürel kıyımlarla devam edeceğe benzemektedir.

One Comment

  1. Sehirlerimiz yillardir talan edilmekte. Elimizdekilerin kiymetini bilmeyip Balkanlara köprü görmeye gidiyoruz. Çok üzücü. 16 yil önce yazilmis bu yazi, bugün hala geçerliligini korumakta.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir