İKBAL POLAT / Birgün
Bursa’da kentsel yaşama ilişkin gelişmeler, tuhaf rastlantıların çekiciliğiyle gerçeği görünür kılma şansı tanıyor. Bursa Büyükşehir Belediyesi, bundan yaklaşık on ay evvel “adrese teslim” olduğu iddia edilen bir ihale sonrasında hazırlattığı planları askıya çıkardı. Kent yönetiminin karar süreçlerindeki kapalı ve antidemokratik tavrı, planların ihale edilme sürecinden başlayarak bugüne kadar kentte bulunan ilçe belediyeleri, partiler, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, uzmanlar ve kentliler tarafından eleştiri konusu edilmişti.

Kentin imar planları Ankara’da bulunan bir şehircilik bürosuna hazırlatılmış ve planlamanın hiçbir aşamasında kentlilerin görüşlerine ve tartışmalarına açılmamıştı. Teknik ve bilimsel bir hizmet gibi algılanan ve sunulan planlama aslında siyasal bir karardı. Plan, kentin kimliğinin, bugününün ve geleceğinin nasıl olması gerektiğini anlatır, belirlerdi. Kentin kimliği ve geleceği bir şehircilik bürosunda belirlenecek kadar teknik bir konu değildi. Plan, kentte yaşayan tüm kenüi hemşerilerin, aktörlerin ortaklaşa tartışarak, uzlaşarak belirleyebileceği ve bu nedenle aynı zamanda siyasal olan karar süreçlerine karşılık gelmeli idi. Kentsel alandaki yapıların ne tür özellikler taşıyacağına ne bir şehircilik bürosunda bulunanlar ne de o kentin yöne-timindekiler bir başlarına karar veremezlerdi. Uygarlığın ve demokrasinin gelişimi gereği, plan kararlarını kentli hemşerilerin, o kentin kullanıcılarının vermesi gerekirdi.

KATILIMA YER YOK

Ama Bursa’da bu süreç böyle işlememişti. Bursa Büyükşehir Belediyesi ile şehircilik bürosu kafalarını kuma gömerek planı ortaklaşa yapmışlardı. Hal böyle olunca ÖDP’nin sorusu anlamlı bir yere oturdu: “Bizler, Özgürlük ve Dayanışma Partisi üyeleri, emeğiyle çalışıp kendisini ve ailesini geçin-direnler, düzenli vergisini ödeyen kentli yurttaşlar olarak, vergisiyle kendilerine hizmet etmeleri için görevlenenlerin neden kendilerini yok saydıklarını anlayamamaktayız. Bizler, vergimizi verirken bu hizmet karşılığında, hiçbir aşamasında bilgimizin olmadığı, karar sürecinde bulunmadığımız bir planla yine yüz yüze kaldık. Eğer bu 1/25.000’lik İmar Planları bize hizmet etmek için yapıldıysa neden bizim haberimiz yok? Eğer bizim için yapılmadıysa kimin için yapıldı?” Haklı bir soruydu.

Bu sürecin sonucunda temsiliyet, meşruiyet ve demokrasi sorunu yaşayan bir planla yüzyüze kalan kent yönetimi ise ilginç bir proje geliştirdi! Kentliler adına kentin geleceğine ilişkin bir planlama çalışması yapıp, kararlar alıp, bu sürecin hiçbir noktasında kentlilerin yer almasına izin vermeyen Bursa Büyükşehir Belediyesi, “Bursa Kent Kültürü ve Kendilik Bilinci Projesi” adı altında bir projeye imza attı! Şaka gibi. Kent yönetiminin bu projeyi oluşturma nedeni şöyle açıklanıyordu: kente sahip çıkmayan kentlilerin varlığı ve bunların kentlileşti-rilmesi gerektiği! Gazete manşetlerine yansıyan “Büyükşehir, kentte yaşayanları daha etkin bir hale getirmek amacıyla…..” ifadesi karşısında dil tutulması yaşanabilirdi ancak.

Kent yönetimi, gücünü nerden aldığı bilinmeyen bir cüretle kendisinin oluşturduğu sonuçlardan yine kendisi şikayet ediyordu. Bir kentte park alanlarının nerede, nasıl olacağının plan kararlarına katılmamış bir kentlinin o parka sahip çıkması nasıl beklenirdi? Ya da bir kentin kimliğinin belirlenmesinde yer almamış bir hemşehri, nasıl o kentin tarihine ve kültürüne sahip çıkardı?

BELEDİYEYE UYGUN KENTLİ

Belediye kendine uygun kentli yaratmak konusunda kararlıydı lakin zaten kendiler ona uyuyordu. Bu çabanın asıl nedeni neydi?

Dedikleri üzere pragmatik nedenler sıralanabilir; parklara yaptığı kent mobilyalarının zarar görmemesi, kentsel hizmetlerin aksamaması vs. Ama sanırız ki en büyük dürtü “ben sizin adınıza plan yaparım” gibi “sizin adınıza sizi kentlileştiririm” de. Faşizmin en incelmiş hali.

İşte bize hakikati görünür kılan “rasdantı” bu projeyle ortaya çıkmıştı: Bursa Büyükşehir Belediyesi, kapalı işleyen karar süreçlerinin sonucunda hazırladığı imar planlarının asla süresinin dolduğu gün “Kentine Sahip Çık” adlı kampanyayı başlatmıştı. Bu durum tarihin bize trajik bir ironisi miydi? Yoksa toplumun yarılan aklının yönetimlerde vücut bulan şizofronik görüntüsü mü? Hayır ikisi de değildi. Aslında bu durumu Lacan “semptom”, Marx “meta fetişizmi” sokaktaki insan ise “arıza” olarak tanımlıyor. Ortada ne bir ironi ne de bir şizofreni var. Görünen tek şey sadece bir yer değiştirmedir. Kapalı kapılar ardında tepeden inme plan yapan tahakkümcü zihniyet tabii ki kendini yeniden üretmenin zemini olarak kendini eleştiri nesnesi yapmayı önerecekti. O nedenle kimse bu yanılsamanın kurbanı olmasın!

TAHAKKÜMÜN YER DEĞİŞİMİ

Planı yaparken sormayan, kentin sahibi olarak davranan tahakkümcü anlayış yerini, “kentine sahip çık” söylemiyle, kendi tahakkümünün üstünü örterek, devam etme cüretini bir meydan okumayla ancak böyle sağlayabilirdi. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Hikmet Şahin “sorunu oluşturan bizler, yine sorunun çözümünü bulmak zorundayız. Unutmayalım ki ya sorunun bir parçayızdır ya da çözümün.” derken sorunu kendi dışına taşıyan zeminin yolunu açtığı gibi suçu da ortaklaştırılıyor, hatta karşısına yıkıyordu. Geriye ise kendisi için hazırlanan planları bilmeyen, kentine sahip çıkmadığı için suçlanan kendi yurttaş kalıyordu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir