ERBATUR ÇAVUŞOĞLU / Birgün
1889 yılında eğitime başlayan Konya Lisesi, Cumhuriyet’in en köklü kurumlarından biri. Lise’nin 1934 yılından itibaren kullandığı tescilli binanın arsasına dair, gözü dolar hırsıyla boyanmış kişi ve kurumların çeşitli projeler ürettiğini duyuyoruz. Para ve rant beklentisiyle görme engellilerin okullarını elinden alan, okul bahçelerine göz diken zihniyet bu kez de tescilli bir kimlik öğesi olan tarihi Konya Lisesi’ni iş merkezine dönüştürmek üzere taktik üretiyor.
KÖKSÜZLEŞME
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu ve modern, bağımsız bir ulus olarak var olmaya başladığımız 1923 tarihi ne yazık ki, birçok açıdan köklerimizden kopmamızın da miladı oldu. 84 yıllık Cumhuriyet tarihinden daha köklü kaç kurum, kaç yapı, kaç gelenek kaldı geriye. Gelenek ve marka yaratmadaki başarısızlığımızın sebebi bu köksüzlük mü? Acaba bunun için mi bir arada huzur içinde yaşamamızı sağlayacak ortak paydaları bir türlü bulamayışımız? Köklü, ortak olan neyimiz varsa yağma refleksiyle yok edişimiz mi bugünkü huzursuzluklara neden?
BOZKIRDAN HÜZÜNLÜ HİKÂYELER
Tanpınar’ın 5 şehrinden biridir Konya, “bozkırın tam çocuğu” dediği. “Bir başkent daima başkenttir. Ne kadar susturulursa susturulsun yine konuşur” der Tanpınar ve Konya’nın sesini dinler, Eski Konya Lisesi’nin üst katında küçük bir odada yatarken.
Kentsel dönüşüm ve yenileme projeleri sadece büyük şehirlerde değil birçok Anadolu kentinde de karşımıza çıkıyor. Özel alanların yanı sıra, kent merkezinde kalmış olan kamu alanları da, kent rantlarıyla gelir elde etmek isteyen sermaye gruplarının ve ne kadar acıdır ki kamu hizmetinden sorumlu olan yerel yönetimlerin de iştahını kabartır oldu. Belediyeler kaynak yaratma amaçlı bu tür rant projelerini ya bizzat yürütüyor ya da proje geliştirmede yandaşlarını cesaretlendiriyor. Ancak, kamu hizmeti verilen bir alanın üstelik tescilli yapıların bulunduğu bir bölgenin ve 118 yıllık köklü bir kuruma ait bir alanın dönüştürülmesi fikri gerçekten de oldukça hayrete şayan bir yaklaşım.
KONYA’NIN RUHUNA SAYGISIZLIK
Belki de Türkiye’nin belediyecilik ve kentsel yaşam konusunda en az sorunlu yerlerinden biri olan Konya’dan gelince dönüşüm haberi ve de Konya’nın kalbine saplanan bir hançer gibi olunca bu proje şaşırıyor insan. Başka neresini, nesini yok etseniz Konya’nın bu denli radikal, acımazsızca ve akılsızca olurdu acaba? Yerleşime açılarak kaybedilmiş Meram Bağları’nın ardından günün birinde birisi de çıkıp kent rantı için, Alaeddin tepesini yerinden edip, Mevlana’yı şehir dışına sürgün etmeyi önerecek mi?
Konya’yı köklerinden koparmak isterseniz öncelikle bunları hedef almanız gerekir. Konya son yıllarda en hızla büyüyen, yayılan ve yükselen kentlerden biri. Modern kentleşme adına yerel mimari üslubun hiçe sayılması sürecin eleştirilebilecek tarafı. Öte yandan başarılı belediyecilik uygulamaları birçok kesimden takdir kazanıyor. Ancak Konya’nın son yıllardaki gelişme alanlarının ve buralarda yaratılan rant değerlerinin paylaşım süreci, sürecin toplumsal maliyeti ve sınıfsal sonuçları bilimsel araştırmalarca açıklanması gereken bir kentleşme modeli.
Konya Şehir Stadyumu için de benzer projeler üretildiği, stadın da taşınarak yerine alışveriş merkezleri açılacağı söyleniyor. Bu projenin sonuçları da mutlaka enine boyuna tartışılıp değerlendirilmeli. Ancak kentsel rant için bir kamu hizmet alanının yerinin değiştirilmesi bilimsel olarak açıklanacak bir şey değil. Bugün Konya Lisesi’ne gözünü dikenler, kamu yararı, ecdat, vefa kavramlarını lü-gatından çıkarıp her şeyin bir fiyatı vardır diye düşünenler mi?
KENT KİMLİĞİ VE VEFA KAVRAMI
Konya kentinin kimlik öğelerinden biri olan Konya Lisesi alanı içine bu tür bir kule projesinin konuşuluyor olması bile doğrusu son derece üzücü. Türkiye’de kent planlama ve yerel yönetim çalışmalarında şeffaflık söz konusu olmadığı için projenin detayları halk ve kamuoyundan habersiz olarak hazırlanıyor. Yerel medyada dile getirilen ve kulaktan kulağa konuşulan bu proje hakkında, neredeyse kimse bir şey bilmiyor.
Mezunlar Derneği’nin girişimleri de sonuç vermemiş. Ne Büyükşehir Belediyesi ne de Meram Belediyesi konuyla ilgili bir açıklama ya da yalanlama yapma gereği duymuyor. Selçuk Üniversitesi Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Koruma Kurulu, Şehir Plancıları Odası ya da Mimarlar Odası da konuyla ilgili herhangi bir görüş veremiyor, zira ortada yorum yapılabilecek somut bir proje yok. Bu örnekte de, proje hakkında bilgi sahibi olunması için “inşaat alanına girmek tehlikeli ve yasaktır” tabelalarının asılmasını beklemek gerekecek gibi görünüyor.
ŞEHİRCİLİK İLKELERİ, PROjENİN ZAAFLARI
Yerel yönetimlerin herhangi bir açıklama yapmadığı bu gizli projenin fısıltı gazetelerindeki sureti ise gerçekten ürkütücü: Konya’daki diğer iki belediyenin gökdelenlerine gıpta eden Meram Belediyesi’nin de arşa uzanan bir gökdelen hayalinin belirleyici olduğu konuşuluyor. Mevcut tescilli binaların milli eğitime hizmet binası olarak bırakılarak bir tür sus payı verileceği konuşuluyor, nitekim İl Milli Eğitim Müdürü Halil Şahin’in “henüz karar vermedik” sözü söylentinin yersiz olmadığını kanıtlıyor.
Şehircilik ve kent yönetimi açısından bu kadar dayanaksız, tutarsız bir projeyi gündeme getirmek, tüm şehircilik ilkeleri açısından uygulanamaz olduğu bu kadar açık iken proje tahayyül etmek son derece şaşırtıcı. Bu yüzden bu sayfada, mevcut proje üzerinden, kent yönetiminin asgari düzeyde dayanması gerekli olan şehircilik ilkelerini projenin ilkesel zaafları başlığıyla kısaca açmaya çalıştım.
SURET MANAYA MANİDİR
Başarılı kentleşme ve kent yönetimi uygulamalarının diyarından bu tür fikirler yükselince Mevlana’nın bir sözü geliyor insanın aklına: “Suret manaya manidir!”. Söyleme gelince milliyetçilik, muhafazakârlık, kültür ve kimlik konularında mangalda kül bırakmayanların kentle özdeşleşmiş bir alanı rant için gözden çıkarmaları takıyyeci bir anlayışın kent yönetimine de yansıdığını, vicdanın yerini cüzdanın aldığını gösteriyor.
Kentsel rant için bir kamu hizmet alanının yerinin değiştirilmesi, bir okulun yerine iş merkezi yapılması tarihe saygısızlık ve vefasızlık, kente karşı suç, kent halkına ihanettir. Konya’nın başkent olduğunu unutmayacağını, Konya halkının, en azından Lise mezunlarının bu suça şahitlik etmeyeceğini umuyorum…



4 Yorum
irem şahin
ben KONYA LİSESİnde okuyorum.hangi arkadaşıma sorsam benimle aynı kararda,zaten bence konya da kime sorulursa sorulsun bizimle aynı kararda olur..duyduğumuza göre 3 seneye kadar başka bir yere taşıncakmış KONYA LİSESİ,biz o süreye kadar mezun olacağız fakat yıkılmasını istemememizin sebebi okulumuzun bahçesi olsun yeni binası olsun yani bir bütün halinde tarihe şahitlik ettiği gerçeğidir!bu gerçeği de en kısa zamanda ilgili yerlere hatırlatmak istiyoruz.bence KONYA LİSESİ nin yıkılmasını düşünmek,düşündürtmek ve bu düşüncenin konya halkına yayılmasını sağlamak bile ayıp;başta tarihimize sonra da biz KONYA LİSESİ öğrencilerine!
mimdap
Kentliorg içinde bu yazıya yanıt gönderen Ahmet Baş’ın yazısını aynen koyuyoruz.
“Bir Konyalı olarak, elbette böyle bir projenin bırakın uygulanması, konuşulması bile beni üzer. Kaldı ki, bu projenin uygulanabilmesi için öncelikle yetkililerin Konya halkını geçmesi gerekiyor. Böyle bir projenin de üretilebileceğini sanmıyorum.
Yazıda değinilen bir başka konu olan köksüzlük olayı ise bugünün sorunu değil, cumhuriyet tarihinin sorunudur. Bu cumhuriyet kurulurken, yönetimin beyin takımı, ne yapalım ki geçmişi bir daha yaşamamak üzere silelimin kavgasını vermiştir.(Bakınızı cumhuriyet dönemi yapılan icraatları. Harf inkilabından, şapka kanununa, Camilerin ahır olarak kullanılmasında, isimlerin değiştirilmesine kadar bir çok alanda kökleri ile bağlantısı kopuk bir devlet kurmuşlardı.) Şu an Türkiye de 100 yıl öncesinin bir gazetesini okuyabilecek kaç kişi vardır ya da cumhuriyet döneminde kaleme alınmış bir tarih kitabını(o da bulunabilirse)… Kısaca demek istediğim, esas sorun köksüzlüğün nerede başladığıdır. Bizi ilgilendiren kısmı ise tekrar eski köklerimizle nasıl bağlantı kurabiliriz. Saygılar….
AHMET BAŞ
ISTANBUL TECHINCAL UNIVERSITY
FACULTY OF ARCHITECTURE
URBAN AND REGIONAL PLANNING DEPARTMENT
Semih Düzkan
Bugün büyük kentlerde yaşanan imar hareketlerinin sırasıyla daha az büyüklerine ineceğini gözden kaçırmamalıyız. Sonuçta çağımız dünyada sınırların kalmadığı bir süreci yaşıyor. Şimdi fakat, biz örnek vermek gerekirse İstanbul’da bu sürece doğru bir müdahalemiz var mı, süreci karşılmaya yönelik ciddi bir karşılığımız varmı ki Konya’da “tarihi yok ediyorlar, kimliksizleşiyoruz…” diyoruz. Bu ülkede tarihi envanteri korumak konusu bile konsensüs altında değildir. Bunun da tek suçu yatırmcıların, kötü yöneticilerin falan da değildir ayrıca. Bu kentlerdeki her türden değişimi insan aklına, yaşamına uygun yöntemlerle ele alıp eleştirmek tabiki görevimiz. Ancak yaşanan sürece denk düşen bir programımız, karşı duruşumuz, kamusal bilincin yeniden örüldüğü kapsamlı bir itirazımız yok iken tekil binalar üzerinden konuların tartışılması kişisel öfkelerin boşaltılmasından başka bir anlam taşımaz. Konya Lisesi dönemi, tarihi belli bir yapı, korunması dışında bir şık elbette yok. Ancak şehirlerimiz içinde yeniden bir yapılanma, yeni yapılaşma süreç içinde mutlaka olacaktır. (Şimdiye kadar olduğu gibi…) Sorun, bu süreci yönetmeye talip olmak, kamıusal hakları programlaştırmak, yaşanabilir kentlerin yaratılmasına adım atmak olmalıdır.
Muteber Aslan
Pek çok kentte rantçı sonradan görmelerin gözü başta okullar , hastaneler olmak üzere bu tür kamu binalarının üzerinde. Politik kimlikli bir çok kişi de onların destekçisi.
O kadar çok örnek var ki.Binaların kimlikleri, kentin tarihindeki , binlerce kişinin kişisel tarihindeki yerleri dikkate alınmıyor.Varsa yoksa iş merkezi yapma anlayışı bir hastalık halinde.Artık 30’lu yıllardan bir evi , 40’lı yıllardan kalma bir okulu , 50’li yıllardan kalma bir sinemayı hatta 60’lı yıllarda yapılmış bir oteli yerinde bulabilmek bir mucize gibi.
Ankarada merkezi yerlerdeki eski birçok okul hedef durumda.Karşılığında yeni okullar yapılacağı vaadiyle oluşabilecek tepkiler kırılmaya çalışılıyor.Kızılay ve civarı zaten öğrenciler için sakıncalı havası yaratılmak isteniyor.Ama niye binlerce öğrencinin devam ettiği yüzlerce dersane orda diye sorulmuyor.
Dışkapı SSK hastanesinin ordan taşınması lazım denilirken özel hastaneler şehir içinde tüm alt yapı yetersizliğine karşın , dev binalarla şehir ulaşımın katletmek pahasına , yerin altına dokuz kat inecek kadar hırsla TAKS’ı , KAKS’ı hiçe sayarak mantar gibi yayılıyorlar.
Karar veren , onay veren kurumların yetkili kişilerince tarihi binaların bir ruhu olduğu görülmüyor ya da bunu hissedecek saygı , vefa duygusu , kentlilik bilincine sahip değiller.Ne geldikleri , çocukluklarının geçtiği yerde ne olup bittiği , ne de yaşadıkları yerdeki uygulamalar onları ve vicdanlarını rahatsız etmiyor.
Doğup büyüdüğüm şehirde kentin tarihini dokusunu katleden cadde okuduğum iki tarihi ilkokulu yok etti. Teyzemin öğretmenlik yaptığı okul , orta okulum da yoklara karıştı.Tarihi surlar viyadüklerle delindi.
Hep birlikte , mimarlar, şehir plancıları , odalar, üniversiteler , mezunlar dernekleri bu tür girişimleri internet ortamına , yazılı ve görsel medyaya taşıyarak kentlilerin anılarının , geçmişlerinin silinmesi konusunda bilgi sahibi olmasını sağlamalı , katılım ve desteklerini almalı.MİMDAP’ ı bunun için kutluyorum.Emek verenlere , BİRGÜN’e ve yazıyı kaleme alan Erbatur ÇAVUŞOĞLU’na teşekkür ediyorum.