DOĞAN KUBAN / Cumhuriyet
Bir kenti tüketen, halkını nevrastenik yapan, yaşamı pahalıya maletmeyi bir marifet gibi gösterenler gökdelenlerle biraz göz boyayabilirler. Çağdaş metropollerin bilinçsiz kalabalığını kolayca aldatan iki şey var: Gökdelen ve otomobil.

Bugünün insanı sermaye tarafından yönlendirilen bir zavallıdır. İşlerine gitmek zorunda olanlar, sabah akşam, yollarda sürünseler de arabalarından vazgeçemez otomatlara dönüşmüştür. Penceremden Rumeli kıyısının sabah ve akşam trafiğini seyrediyorum. Araçlar kuyruk kuyruğa dizilip yerlerinden kımıldayamazken, önlerindeki deniz bomboş duruyor. Bu aptal sonucu kabul etmeye zorlayan akıl değil sömürü dayatmasıdır.

Bazı insanlar İstanbul peyzajında gökdelenler yükseldikçe İstanbul’un ne kadar çağdaş olduğunu düşünüp övünebilirler. Buna belediye başkanları, danışmanları ve kuşkusuz gökdelen mimarları da dahil. Çağdaş kentin yükselen bir profili olması gerekliliğini kabul ede n Le Corbusier, ‘la Ville Contemporaine’, ‘Plan Voisin’ gibi projeleriyle gökdelenli kent projeleri tasarlamıştı. Fakat bunlar dikkatle hazırlanmış planlarda araları çok büyük parklar ve yeşil alanlarla çevrili kule yapılardı. Bu planlarda insan ve motorlu araç ulaşımı birbirlerinden ayrılmıştı. Bu ütopik kent önerileri hiçbir zaman gerçekleşmedi. Fakat mimar ve şehir plancıları bu amaçları idealler olarak hep düşündüler.

1936’da Le Corbusier American Architect dergisine New York ve Amerikan kentlerine ilişkin bir mektup yazdı. Şöyle diyordu, özetle: “Şehir planının parçası olmayan bir gökdelen anlamsız, saçma bir yapıdır. New York gökdeleni negatif bir olgudur. Caddeyi yok ediyor. Ulaşımı neredeyse durduruyor. Halkın yaşamını tüketiyor ve çevresini yok edip koca bir mahalleyi yutuyor. Manhattan insan kalbinin gerçek isteklerine o kadar aykırı ki ondan kaçmak, gök ve ağacı görmek ve gürültüden uzaklaşmak bir mutluluktur.”

Le Corbusier sanki bütün yeni kent merkezlerini ve İstanbul’un bazı semtlerini anlatıyordu.

Bugünkü Amerikan kentlerini bilenler gökdelen bölgesi olan ‘downtown’ların Chicago’da, Dallas’ta, Philadelphia’da, Boston’da, Los Angeles’te, Houston’da iş saatleri dışında nasıl boşaldığını da bilirler. Le Corbusier 1930’lu yıllarda insanların şehir dışına kaçtıklarını ve iş saatlerinde ulaşımın umutsuz olduğunu ve bunun toplum yaşamını tahrip ettiğini yazıyordu. Bugün hiçbir orta halli Amerikalı gökdelenler arasında aile yaşamını sürdürmez. Downtown’lar gece boştur. Lokantalar, eğlence yerleri kentlerin daha insani mahallelerine kaçmıştır. Hafta sonunda ve geceleri gökdelenlerin arası çakal ve kurtların dolaştığı bir çöldür. İnsanlar nerede yeşil, hava ve gök varsa oraya gider. Bir iki katlı evlerde otururlar. New York’ta Broadway dışında gece korkmadan gezecek yol yoktur. Tek yeşil ‘Central Park’ da gece boşalır. New York ulaşımı, çok iyi bir metro ve otobüs sisteminin varlığına karşın o kadar sıkışıktır ki, bu sütunlarda birkaç kez yinelediğim gibi, New Yorkluların yüzde 60’ı işine araba ile gitmez, kamu ulaşımını kullanır.

İstanbul’un Başkanları

Acaba İstanbul’un belediyeleri, başkanları, danışmanları mimar ve şehircileri dünya zengini New York’un başaramadığını, ondan onlarca kat daha fakir, ondan daha kalabalık, onun kadar kentleşememiş, metro yapmaya gücü ve iradesi yetmeyen bir belediyenin başarabileceğini, hayal edebilirler mi? Bu okuyup üfleyerek mi gerçekleşecek? İstanbul sorumluları, metro ağını büyüteceklerine, tek şoförlü arabalara tünel kazıyorlar. Otomobil firmaları dünyanın hiçbir yerinde bu kadar misafirperver belediyeler bulamazlar. Eğer dünyadaki kent gelişmesinin bundan 70 yıl önce saptadığı hastalıklarını hâlâ öğrenememişlerse 1961’de Jane Jacobs ‘un (The Death and Life of Great American Cities, New York, 1961) kitabını okusunlar.

Gökdelen hastalığı metropolislerin uygar olmakta zorlandıklarını gösterir. Birleşmiş Milletler’in, Dünya Bankası’nın kentler üzerindeki rapor ve istatistikleri de aydınlatıcıdır. En azından yaşayan kent safsatalarını bir kenara bırakmalıyız. Astımlı, inmeli, duman bağımlısı yaşamı pahalı metropollerin iyi olduğunu düşünen safsatalar sürebilir. Bu kadar insanı bir araya yığdıktan sonra yaşatmak için de, kuşkusuz bir çaba gerekmektedir. İnsanlar dünyaya yaşamak için geliyorlar. Ve her koşulda yaşıyorlar.

Bir kenti tüketen, halkını nevrastenik yapan, yaşamı pahalıya mal etmeyi bir marifet gibi gösterenler gökdelenlerle biraz göz boyayabilirler. Çağdaş metropollerin bilinçsiz kalabalığını kolayca aldatan iki şey var: Gökdelen ve otomobil . Fakat bütün dünya iki budala gelişmenin epidemik boyutlara ulaştığını biliyor. Yapı spekülatörleri dışında kimse bu yoğunlaşma hastalıklarını gelişme diye gösteremez.

Gökdelen büyük boyutlarıyla bütün insanlar için her koşulda etkilidir. Antikitenin yedi harikasının hepsi büyük ölçekli yapılardır. Eiffel Kulesi de etkilidir. Yüksek minareler de etkilidir.

İki Kötü Neden

Gökdelenin ortaya çıkmasının iki tarihi nedeninin ikisi de kötü nedenlerdir. Birisi kent merkezinde arsa spekülasyonudur. Önce Şikago’da filiz vermiştir. New York bir spekülasyon şehridir. Diğeri reklamdır. Sears gökdeleni Sears satış zincirinin reklamıdır. Gökdeleni şehir peyzajından seyredenler penceresi olmayan, suni havalı, çalışanların yarısının doğal ışığı olmayan odalara tıkıldığı ve asansöre mecbur edildiği bu binalarda psikolojik ve fizyolojik rahatsızlıkların ciddi inceleme konusu olduğunu akıllarına getirmezler. Bu yarım yüzyıllık bir araştırmadır. Ama toprak spekülasyonunu durduracak gücü hiçbir zaman olmamıştır.

Otomobil gösterişli ve güzel bir oyuncaktır. Sabahtan akşama kadar otomobil reklamı ile beyni yıkananlar bu oyuncağı yemek ve barınmaktan kısarak edinirler. Bugünün insanının sermaye tarafından yönlendirilen bir zavallı olduğunu unutmamak gerekir. İşlerine gitmek zorunda olanlar, sabah akşam, yollarda sürünseler de, arabalarından vazgeçemez otomatlara dönüşmüştür. Penceremden Rumeli kıyısının sabah ve akşam trafiğini seyrediyorum. Araçlar kuyruk kuyruğa dizilip yerlerinden kımıldayamazken, önlerindeki deniz bomboş duruyor. Bu aptal sonucu kabul etmeye zorlayan akıl, değil sömürü dayatmasıdır.

Uzun yıllar otomotiv sanayicilerinin kuyruğunda kentin kamu ulaşım sistemini yok edip halkı otobüs bağımlısı yapan İstanbul Belediyeleri metro, tramvay, vapur ve motor gibi toplu taşıma araçlarına halkın ne kadar kolay alışıp onları yeğlediğini gözlemekten de âciz olamaz

Ne var ki büyük rant gelirleri ve şpekülasyon, spekülasyon yapanları kör edebilmektedir. İstanbul bu evrensel hastalığın pençesindedir. Kısa bir dönem sonra belediye başkanlarının iyimser görüşlerine karşın, ulaşım halkı yaşamından bezdirecek ve çok pahalıya mal olan bir işletme durumuna düşecek ve kentin enerji açığını da giderek arttıracaktır.

Bu geleceği yaşamamanın yolu, kamu ulaşımını deniz ve metro ile aşmaktır. Kaldı ki iletişim olanakları çok geliştiği zaman bu kadar insanı bir yere doldurup çalıştırmak rantabl olmayacak. Gökdelenler de içi boş heyulalar gibi insanların uykusunu kaçırmaktan başka bir şeye yaramayacak. Gerçi sadece bugünü düşünenler için daha bir süre topraktan yağ çıkarmak olasıdır.

3 Comments

  1. Hakan beyin hocanın mantalitesini ele alan, çözen ve bize açılım sunan yaklaşımına katılıyorum. Bu söylemlerin hepsinde hoca olmanın bilgeliği yerine biraz basit biraz da güncel aşağılama ve küçük düşürme ögeleri var. Bu denli çok ve yerli yersiz kullanılınca hakikaten sıkıcı oluyor. Üstten bakabilmeyle ‘yukarıdan bakma’ herhalde aynı şey değilidir. Bizim akademik hamasete değil bilgiye ihtiyacımız var.

  2. Evet, mimarlık tarihinin Aristo yorumu yapılmış. Ama son toplamda yine hesap tutturulamamış. Küreselleşmenin etkileri bence daha iyi incelenmeli. Karşı oladuğunu söyleyen hocamızın iddiaları ve kurgusunda bir yumuşak karın var. Gökdelenleri kişi olarak sevmemek gibi bir fikri herkes açıklayabilir şühesiz. Fakat toplumsal gerçeklik alanını düzenlemeye çalıştığınızda öncelikle bazı nesnelliklere de sahip olmanız gerekir.

  3. AKSİYOM 1. Bugünün insanının sermaye tarafından yönlendirilen bir zavallı olduğunu unutmamak gerekir.
    AKSİYOM 2 İşlerine gitmek zorunda olanlar, sabah akşam, yollarda sürünseler de, arabalarından vazgeçemez otomatlara dönüşmüştür. Bunlar yeme içmelerinden kesip araba almaktadırlar.

    ARA GİRDİ 1. Le Corbusier, ‘la Ville Contemporaine’, ‘Plan Voisin’ gibi projeleriyle gökdelenli kent projeleri tasarlamıştı. Bunların araları açık ve yaya uşaımıyla taşıt ulaşımı birbiribden ayrılmıştı.

    ÇÖZÜMLEME 1. Kalkınmışlık gödelenle olmaz, gökdelen sağlığa, topluma, mahalleliye, kente, memlekete, doğaya, insana, dünyaya…. aykırıdır.

    ÇÖZÜMLEME 2. Bu geleceği yaşamamanın yolu, kamu ulaşımını deniz ve metro ile aşmaktır. Kaldı ki iletişim olanakları çok geliştiği zaman bu kadar insanı bir yere doldurup çalıştırmak rantabl olmayacak.

    KÜRESEL HAYAL: İletişim araçları gelişmektedir. (bunu artık bilmiyen kalmadı) Tarım ve sanayi göreli olarak gerilemektedir. Hizmetler öne çıkmaktadır, hizmet erbabı da artık yoğunlaşmış kent merkezlerinde, yoğunlaşmış binalrda=kulelerde (GÖKDELENLERDE) çalışmaya mecbur değilidir.

    (Hatta zaten her insanı köle eden sermaye, bu hocanın değimiyle”aptal” ları evlerinde çalıştıracaktır, kentlere koca koca bina dikmek ahmaklıktır.)

    DONMUŞ ZAMANLAR TEORİSİ

    ARİSTO mantığını alttan bu kadar çıplak sürdüğünüzde bir tek tutucular sorgulamadan şapkayı giyebilirler. Aynı mantıkla gidersek sevinelim o zaman, küreselleşmenin gelişmiş boyutu GÖKDELENİ gereksiz hale getirecektir. Yani muhteşem birşey, küresel dünya YATAYDA bir yapılaşmaya dünyayı çevirecektir. Hele bu arada yaya ulşamını çözerse, taşıtları da BÜYÜK YATIRIMLA yer altına falan alıp gözümüzün önünden kaldırırsa yüz yıllık kentsel mücadelemiz; modernist önderlerimizden Corbusie’nin yaklaşımlarını bile sollamış olacaktır.

    Sermayenin insanları örgütlü emek ve sözleşme düzeninden koparıp parça başı işe ve kendi evinden çalışmaya zorladığı bir düzen ise ne yazık ki gelmektedir ama bu metropollerin özellikle belirli kesimlerinin yükselmeye (hem de rekorlar kırarak) devam edeceği gerçeğini ortadan kaldırmayacaktır. Tersine bu YOKSULLUĞUN ve EŞİTSİZLİĞİN daha yaygınlaştığı dönemler olacaktır.

    Yaşamın kıyısından karşı sahile bakarken geçmiş zamanları ve gelecek zamanları dondurmak bir hayal oyunundan başka birşey olamaz. Sonra bu “aptal” insanların suçları, ahmak ve gökdelen meraklısı mimarların günahları bizlere ders vermeye devam eden meleklerin töleransını ve kızgınlıklarını çok aşmış olsa da, ilahlar böyle söylemiyorlar. Tanrı indinde sınanıyor muyuz ne?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir